Bakara Sûresi 271. Ayet

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ  ٢٧١

Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ eğer
2 تُبْدُوا açıktan verirseniz ب د و
3 الصَّدَقَاتِ sadakaları ص د ق
4 فَنِعِمَّا ne güzeldir ن ع م
5 هِيَ bu
6 وَإِنْ eğer
7 تُخْفُوهَا onları gizler خ ف ي
8 وَتُؤْتُوهَا ve verirseniz ا ت ي
9 الْفُقَرَاءَ fakirlere ف ق ر
10 فَهُوَ bu
11 خَيْرٌ daha iyidir خ ي ر
12 لَكُمْ sizin için
13 وَيُكَفِّرُ ve kapatır ك ف ر
14 عَنْكُمْ sizden
15 مِنْ bir kısmını
16 سَيِّئَاتِكُمْ günahlarınızın س و ا
17 وَاللَّهُ Allah
18 بِمَا şeylerden
19 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız ع م ل
20 خَبِيرٌ haberdardır خ ب ر
 

Riyazus Salihin, 377 Nolu Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi  insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

Âdil devlet başkanı,

Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

Kalbi mescidlere bağlı müslüman,

Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit,

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

Tenhâda Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”

Buhâri, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2

 

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ


Fiil cümlesidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُبْدُوا  şart fiili olup  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  الصَّدَقَاتِ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanırlar.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

نِعِمَّا  camid fiil olup medih fiillerindendir. نِعِمَّا  cümlesi,mukaddem haber olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir  هِیَ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. Fiilin sonundaki  مَّا  nekre-i tam, الشيء  manasında olup fail olarak mahallen merfûdur.

نِعِمَّا  ifadesindeki  مَا  nekre olup, ism-i mevsūl ya da mevsuf değildir. فَنِعِمَّا هِیَ [Ne âlâ, ne güzel!] demektir (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl) 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُبْدُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ


Fiil cümlesidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُخْفُو  şart fiili olup,  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تُؤْتُوهَا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

تُؤۡتُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱلۡفُقَرَاۤءَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur..

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. لَكُمْ  car mecruru  خَيْرٌ ’ e veya خَيْرٌ ’ un mahzuf sıfatına mütealliktir. 

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ  [Eğer sadakaları açıktan verirseniz ne âlâ!] Yani sadakaları gizlemeden açıktan verirseniz ne güzel iş yapmış olursunuz. نِعِمَّا  övgü için kullanılan bir kelimedir. Aslı  نِعْمَ مَا  şeklindedir. Daha sonra iki  مَ  birbirine idgam edilmiştir. İbn Kesîr, Hafs rivayetine göre Âsım, Verş rivayetine göre Nâfi  ن  ve  ع  harflerini kesreyle okumuştur. نِعْمَ ’ deki  ن  önceden de kesreliydi. Birinci  مَ ‘ in ikincisi ile idgam edilmesinden dolayı iki sâkin harf [ عِ ve idgam edilen مَ ] yan yana gelince  عِ harfinin harekelenmesi gerekmiş ve  ن ’ un harekesini [kesre] almıştır.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) 

تُخۡفُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خفي ’ dir. 

تُؤۡتُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ‘ dır.

الْفُقَـرَٓاءَ  kelimesi  فقر  kelimesinin cemisi olup sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرٌ  ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ


Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  يُكَفِّرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.  عَنْكُمْ  car mecruru  يُكَفِّرُ  fiiline mütealliktir.  

مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْ  car mecruru  يُكَفِّرُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِّن  harfi ba'diyet ifade eder. 

يُكَفِّرُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كفر ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  خَب۪يرٌ ’ e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

خَب۪يرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. 

خَب۪يرٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 

 

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan  تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

تُبْدُوا  müsbet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

Rabıta harfi  فَ  ile gelen cevap cümlesi  فَنِعِمَّا هِيَۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiş gayrı talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Camid fiil  نِعِمَّا  mukaddem haber,  هِيَ  muahhar mübtedadır. Mübteda olan  هِيَ ‘ nin muzâfı hazfedilmiştir. Takdiri, إبداؤها (açıktan gösterilmesi) şeklindedir. 

فَنِعِمَّا هِیَ  gayrı talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki  مَّا  nekre-i tam, الشيء  manasındadır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

الصَّدَقَاتِ  kelimesindeki lamı tarif cins içindir.


وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ


Ayetteki ikinci şart cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Cümleler arasında inşâi olmak bakımından mutabakat mevcuttur.

Şart cümlesi olan  تُخْفُوهَا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Şart fiilinin müsbet muzari fiil sıygasında gelmesi, hudus, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Cümledeki muzari fiiller, olayın göz önünde canlanmasını sağlamıştır.

Aynı üslupta gelen  وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ  cümlesi şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ , mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda, haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

لَكُمْ  car-mecruru, خَيْرٌ ‘ a mütealliktir.

تُخۡفُو -  تُبۡدُوا۟  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Yani sadakalarınızı fakirlere bu halde gizli olarak verirseniz [daha iyidir]... Zira sadakayı gizlice vermek, açıkça vermekten daha iyidir. Çünkü onu açıkça verirken riyaya düşmekten endişe edilebilir. Gizlice vermekte ise böyle bir endişeye mahal yoktur. Önceden hem gizleme hem de açıktan verme şeklinde iki durumdan bahsedildiği halde فَهُوَ [işte o] işaret lafzı tekil olarak kullanılmıştır. Çünkü burada kastedilen anlam tektir o da sadakayı gizliden vermektir.

وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ

 

 

وَ istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Seyyienin örtülmesi ifadesinde de istiare sanatı vardır. Günahlar üstü örtülünce görünmeyen maddi bir nesneye benzetilmiştir.

Cümledeki iki car-mecrur  يُكَفِّرُ  fiiline mütealliktir.  سَيِّـَٔاتِكُمْ  ifadesindeki  مِّن  harfi, ba’diyet içindir.  یُكَفِّرُ  fiili  تفعيل  babında gelerek, örtmede mübalağa ifade etmiştir. 

وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

وَ , istînafiyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَللّٰهُ  mübteda,  خَب۪يرٌ۟  haberidir. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük, haşyet duyguları uyandırmak ve ikazı artırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  بِمَا تَعْمَلُونَ , konudaki önemini vurgulamak için amili olan  خَب۪يرٌ ‘ a takdim edilmiştir.

مَا  müşterek ism-i mevsûlu mecrur mahalde olup  خَب۪يرٌ۟ ’ e mütealliktir. Sılası olan  تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. 

Müsned olan  خَب۪يرٌ۟  mübalağalı ismi fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. 

خَب۪يرٌ - خَيْرٌ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِیر  sözü, lafzen sarih olarak Allah'ın bütün yapılanlardan haberdar olduğuna delalet eder. Ama maksat bu yapılanlara karşılık ahirette verilecek  sevap ve cezayı hatırlatmaktır. Buna, lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel denir. 

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Allah yaptıklarınız bilir buyurulmuş ama Allah yapmadıklarımızı da bilir. Bu mana da meskûtun anhtır. (Fıkıh Usûlu)