26 Nisan 2024
Bakara Sûresi 270-274 (45. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Bakara Sûresi 270. Ayet

وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُهُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ  ٢٧٠


Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve ne
2 أَنْفَقْتُمْ infak ederseniz ن ف ق
3 مِنْ
4 نَفَقَةٍ nafaka olarak ن ف ق
5 أَوْ veya
6 نَذَرْتُمْ (ne) adarsanız ن ذ ر
7 مِنْ
8 نَذْرٍ adak olarak ن ذ ر
9 فَإِنَّ şüphesiz
10 اللَّهَ Allah
11 يَعْلَمُهُ onu bilir ع ل م
12 وَمَا yoktur
13 لِلظَّالِمِينَ zalimler için ظ ل م
14 مِنْ hiçbir
15 أَنْصَارٍ yardımcı ن ص ر

 

وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُهُۜ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ  ile önceki ayetteki  مَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ  cümlesine matuftur.

مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Umum ifade eder. Yani “her şekilde, her şey” demektir. 

أَنفَقۡتُم  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ  beyaniyyedir.  مِنْ نَفَقَةٍ  car mecruru  مَا ’ nın temyizi veya onun mahzuf haline mütealliktir. 

أَوۡ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  نَذَرْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ نَذْرٍ  car mecruru  نَذَرْتُمْ  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. یَعۡلَمُ  cümlesi, إِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

یَعۡلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir  هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

إِنَّ ٱللَّهَ یَعۡلَمُهُۥۗ [Muhakkak ki Allah onu bilmektedir.] Şartın cevabıdır. هُ  zamiri, مَاۤ  edatına aittir. Bu sebeple harcama ve adaktan bahsedildiği halde tesniye yapılmamıştır. Çünkü  مَاۤ  bir şeydir, zamir de ona aittir. Böyle bir kullanım daha önce geçtiği üzere gayet beliğ bir vaat ve tehdit şeklidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

أَنفَقۡتُم  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’ dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لِلظَّالِم۪ينَ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مِنۡ  zaiddir. أَنصَارٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.

اَلظَّالِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

  وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُهُۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’ la önceki ayetteki … مَن یُؤۡتَ ٱلۡحِكۡمَةَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubunda gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasındaki  اَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, şarttır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ismi olan  مَا , mukaddem mef’ûldür

نَفَقَةٍ  deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade etmiştir.  مِنْ نَفَقَةٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Aynı üsluptaki  اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ  cümlesi, muhayyerlik ifade eden اَوْ  atıf harfi ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

مِنْ نَذْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir. 

اَوْ  edatı metin içerisinde çoğunlukla bu anlam ilişkisini ifade eder. İki veya daha fazla seçenek arasında muhatabın bunlardan yalnız birini tercih etmesi için kullanılır. Tahyîr, haber cümlelerinde değil de inşâ (dilek) cümlelerinde görülür. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَاِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُهُ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz,haşyet uyandırma ve ikazı artırma amacına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

اِنّ ’ nin haberi olan  يَعْلَمُهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudus ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek etkili olur. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Ayetin bu cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Her onu bilir] ifadesinde Allah Teâlâ, infak edilenleri bildiğini beyan ederken, bunun içine bu infakın hangi niyetle yapıldığını da bilir anlamı idmâc etmiştir. Ayrıca tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Bu ifadede ceza ya da mükafattan kinaye vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümlede  نَّفَقَةٍ , نَذْرٍ  kelimelerine dahil olan  مِّن  harfi beyaniyedir. https://tafsir.app/aljadwal/2/270)

اَنْفَقْتُمْ - نَفَقَةٍ  ve نَذَرْتُمْ - نَذْرٍ  kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

نَّفَقَةٍ - نَذْرٍ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

نَّفَقَةٍ  ve  نَذْرٍ  kelimelerinin nekre gelişi muayyen olmayan nev bildirir. Her ikisi de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

İstiğrak manasını kuvvetlendiren  مِّن  harfi cerinin deliliyle  نَذْرٍ  kelimesindeki tenvin; tafsil ve ta'mim için gelmiştir. Yani gizli ya da açık; az ya da çok ne infak ettiniz ya da adak adadınız Allah onu bilir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1599)

إِنَّ ٱللَّهَ یَعۡلَمُهُۥۗ [Muhakkak ki Allah onu bilmektedir.] Şartın cevabıdır. هُ  zamiri, مَاۤ  edatına aittir. Bu sebeple harcama ve adaktan bahsedildiği halde tesniye yapılmamıştır. Çünkü  مَاۤ  bir şeydir, zamir de ona aittir. Böyle bir kullanım daha önce geçtiği üzere gayet beliğ bir vaat ve tehdit şeklidir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) 

Allah Teâlâ, infak ettiklerinizi O’nun rızası uğruna mı yoksa gösteriş amacıyla mı verdiğinizi ve yine adaklarınızı ibadet-tâat uğruna mı yoksa isyan amacıyla mı adadığınızı bilir. Ayet bu yoruma göre hem vaad hem de tehdit içerir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ

 

Ayetin son cümlesinde  وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. 

لِلظَّالِم۪ين  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Muahhar mübteda olan  مِنْ اَنْصَارٍ ’ deki  مِنْ  harfi zaiddir ve tekid ifade eder.  اَنْصَارٍ ‘ deki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Zaid  مِنْ  harfi sebebiyle kelime “hiçbir yardım” anlamı kazanmıştır. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder.

Cümle muhatab zamiriyle başlayıp zalimler isminin zikriyle bittiği için iltifat sanatı vardır. Târiz için böyle gelmiştir.

مَا ‘ nın haberine müteallik olan  لِلظَّالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İnfak etmeyenler zalimdir. Zalim, bir şeyi hak ettiği yere vermeyen, adil herşeyi hak ettiği yere koyandır. Maddi - manevi konularda olabilir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

أَنصَارٍ  kelimesinin nefyi, ahirette yardımın ve kurtuluşun olmayacağı manasında kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bakara Sûresi 271. Ayet

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ  ٢٧١


Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ eğer
2 تُبْدُوا açıktan verirseniz ب د و
3 الصَّدَقَاتِ sadakaları ص د ق
4 فَنِعِمَّا ne güzeldir ن ع م
5 هِيَ bu
6 وَإِنْ eğer
7 تُخْفُوهَا onları gizler خ ف ي
8 وَتُؤْتُوهَا ve verirseniz ا ت ي
9 الْفُقَرَاءَ fakirlere ف ق ر
10 فَهُوَ bu
11 خَيْرٌ daha iyidir خ ي ر
12 لَكُمْ sizin için
13 وَيُكَفِّرُ ve kapatır ك ف ر
14 عَنْكُمْ sizden
15 مِنْ bir kısmını
16 سَيِّئَاتِكُمْ günahlarınızın س و ا
17 وَاللَّهُ Allah
18 بِمَا şeylerden
19 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız ع م ل
20 خَبِيرٌ haberdardır خ ب ر

Riyazus Salihin, 377 Nolu Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi  insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

Âdil devlet başkanı,

Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

Kalbi mescidlere bağlı müslüman,

Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit,

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

Tenhâda Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”

Buhâri, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ


Fiil cümlesidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُبْدُوا  şart fiili olup  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  الصَّدَقَاتِ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanırlar.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

نِعِمَّا  camid fiil olup medih fiillerindendir. نِعِمَّا  cümlesi,mukaddem haber olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir  هِیَ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. Fiilin sonundaki  مَّا  nekre-i tam, الشيء  manasında olup fail olarak mahallen merfûdur.

نِعِمَّا  ifadesindeki  مَا  nekre olup, ism-i mevsūl ya da mevsuf değildir. فَنِعِمَّا هِیَ [Ne âlâ, ne güzel!] demektir (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl) 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُبْدُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ


Fiil cümlesidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُخْفُو  şart fiili olup,  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تُؤْتُوهَا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

تُؤۡتُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱلۡفُقَرَاۤءَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur..

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. لَكُمْ  car mecruru  خَيْرٌ ’ e veya خَيْرٌ ’ un mahzuf sıfatına mütealliktir. 

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ  [Eğer sadakaları açıktan verirseniz ne âlâ!] Yani sadakaları gizlemeden açıktan verirseniz ne güzel iş yapmış olursunuz. نِعِمَّا  övgü için kullanılan bir kelimedir. Aslı  نِعْمَ مَا  şeklindedir. Daha sonra iki  مَ  birbirine idgam edilmiştir. İbn Kesîr, Hafs rivayetine göre Âsım, Verş rivayetine göre Nâfi  ن  ve  ع  harflerini kesreyle okumuştur. نِعْمَ ’ deki  ن  önceden de kesreliydi. Birinci  مَ ‘ in ikincisi ile idgam edilmesinden dolayı iki sâkin harf [ عِ ve idgam edilen مَ ] yan yana gelince  عِ harfinin harekelenmesi gerekmiş ve  ن ’ un harekesini [kesre] almıştır.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) 

تُخۡفُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خفي ’ dir. 

تُؤۡتُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ‘ dır.

الْفُقَـرَٓاءَ  kelimesi  فقر  kelimesinin cemisi olup sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرٌ  ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ


Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  يُكَفِّرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.  عَنْكُمْ  car mecruru  يُكَفِّرُ  fiiline mütealliktir.  

مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْ  car mecruru  يُكَفِّرُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِّن  harfi ba'diyet ifade eder. 

يُكَفِّرُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كفر ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  خَب۪يرٌ ’ e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

خَب۪يرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. 

خَب۪يرٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 

اِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَۚ

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan  تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

تُبْدُوا  müsbet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. 

Rabıta harfi  فَ  ile gelen cevap cümlesi  فَنِعِمَّا هِيَۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiş gayrı talebî inşâî isnaddır. Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Camid fiil  نِعِمَّا  mukaddem haber,  هِيَ  muahhar mübtedadır. Mübteda olan  هِيَ ‘ nin muzâfı hazfedilmiştir. Takdiri, إبداؤها (açıktan gösterilmesi) şeklindedir. 

فَنِعِمَّا هِیَ  gayrı talebî inşâî isnaddır. Fiilin sonundaki  مَّا  nekre-i tam, الشيء  manasındadır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

الصَّدَقَاتِ  kelimesindeki lamı tarif cins içindir.


وَاِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۜ


Ayetteki ikinci şart cümlesi, atıf harfi  وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Cümleler arasında inşâi olmak bakımından mutabakat mevcuttur.

Şart cümlesi olan  تُخْفُوهَا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Şart fiilinin müsbet muzari fiil sıygasında gelmesi, hudus, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Cümledeki muzari fiiller, olayın göz önünde canlanmasını sağlamıştır.

Aynı üslupta gelen  وَتُؤْتُوهَا الْفُقَـرَٓاءَ  cümlesi şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ , mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda, haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

لَكُمْ  car-mecruru, خَيْرٌ ‘ a mütealliktir.

تُخۡفُو -  تُبۡدُوا۟  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Yani sadakalarınızı fakirlere bu halde gizli olarak verirseniz [daha iyidir]... Zira sadakayı gizlice vermek, açıkça vermekten daha iyidir. Çünkü onu açıkça verirken riyaya düşmekten endişe edilebilir. Gizlice vermekte ise böyle bir endişeye mahal yoktur. Önceden hem gizleme hem de açıktan verme şeklinde iki durumdan bahsedildiği halde فَهُوَ [işte o] işaret lafzı tekil olarak kullanılmıştır. Çünkü burada kastedilen anlam tektir o da sadakayı gizliden vermektir.

وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّـَٔاتِكُمْۜ

 

 

وَ istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Seyyienin örtülmesi ifadesinde de istiare sanatı vardır. Günahlar üstü örtülünce görünmeyen maddi bir nesneye benzetilmiştir.

Cümledeki iki car-mecrur  يُكَفِّرُ  fiiline mütealliktir.  سَيِّـَٔاتِكُمْ  ifadesindeki  مِّن  harfi, ba’diyet içindir.  یُكَفِّرُ  fiili  تفعيل  babında gelerek, örtmede mübalağa ifade etmiştir. 

وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

وَ , istînafiyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَللّٰهُ  mübteda,  خَب۪يرٌ۟  haberidir. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük, haşyet duyguları uyandırmak ve ikazı artırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  بِمَا تَعْمَلُونَ , konudaki önemini vurgulamak için amili olan  خَب۪يرٌ ‘ a takdim edilmiştir.

مَا  müşterek ism-i mevsûlu mecrur mahalde olup  خَب۪يرٌ۟ ’ e mütealliktir. Sılası olan  تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. 

Müsned olan  خَب۪يرٌ۟  mübalağalı ismi fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. 

خَب۪يرٌ - خَيْرٌ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِیر  sözü, lafzen sarih olarak Allah'ın bütün yapılanlardan haberdar olduğuna delalet eder. Ama maksat bu yapılanlara karşılık ahirette verilecek  sevap ve cezayı hatırlatmaktır. Buna, lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel denir. 

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Allah yaptıklarınız bilir buyurulmuş ama Allah yapmadıklarımızı da bilir. Bu mana da meskûtun anhtır. (Fıkıh Usûlu)

Bakara Sûresi 272. Ayet

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ  ٢٧٢


Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَيْسَ değildir ل ي س
2 عَلَيْكَ senin üzerine
3 هُدَاهُمْ onları hidayet etmek ه د ي
4 وَلَٰكِنَّ fakat
5 اللَّهَ Allah’tır
6 يَهْدِي doğru yola ileten ه د ي
7 مَنْ kimseyi
8 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
9 وَمَا
10 تُنْفِقُوا verdiğiniz ن ف ق
11 مِنْ her
12 خَيْرٍ hayır خ ي ر
13 فَلِأَنْفُسِكُمْ kendiniz içindir ن ف س
14 وَمَا
15 تُنْفِقُونَ infak edemezsiniz ن ف ق
16 إِلَّا dışında
17 ابْتِغَاءَ kazanmak için ب غ ي
18 وَجْهِ (yüzü) rızasını و ج ه
19 اللَّهِ Allah’ın
20 وَمَا ve ne
21 تُنْفِقُوا verseniz ن ف ق
22 مِنْ -dan
23 خَيْرٍ hayır- خ ي ر
24 يُوَفَّ tastamam verilir و ف ي
25 إِلَيْكُمْ size
26 وَأَنْتُمْ ve siz
27 لَا asla
28 تُظْلَمُونَ zulmedilmezsiniz ظ ل م

 

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ

 

İsim cümlesidir. لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

عَلَيْكَ  car mecruru  لَيْسَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  هُدٰي  kelimesi  لَيْسَ’ nin muahhar ismi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Maksur isimdir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لٰكِنَّ  istidrak harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre  لَـٰكِنَّ ‘ de  اِنَّ  gibi cümleyi tekid eder.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  لٰكِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. یَهۡدِی  cümlesi,  لٰكِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

یَهۡدِی  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  یَشَاۤءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

یَشَاۤءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Umum ifade eder. Yani “her şekilde, her şey” demektir.

تُنفِقُوا۟  şart fiili olup, ن ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. لِاَنْفُسِ  car mecruru mahzuf olan mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, هو (o) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُنْفِقُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نفق ‘ dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  itiraziyyedir. مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُنْفِقُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

إِلَّا  hasr edatıdır.  ابْتِغَٓاءَ  sebebiyet bildiren mefulün lieclih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. وَجۡهِ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِ  [Sadaka olarak verdiklerinizi yalnızca Allah rızası için verin.] Âlimler bu ifade hakkında sonuç olarak üç vecihte özetlenebilecek pek çok yorumda bulunmuşlardır:

1. Buradaki  مَا  nefiy, تُنفِقُونَ  fiili ise ispat için getirilmiştir. إِلَّا  kelimesi de istisna edatıdır. Bu ifade, tamamlanmış bir sözdür. Kâfir akrabalarına verdikleri sadakalar konusunda Müslümanlara mazeret sunmaktadır. Buna göre ayetin anlamı şöyle takdir edilebilir: Sizler, kâfirlerden olan akrabalarınıza ancak Allah’ın emriyle O’nun rızasını umarak tasadduk etmekteydiniz/edersiniz.

2. Burada  وَ  harfi, ayet vâvıdır. مَا  ise nefiy için kullanılmıştır ve  لاَ  manasındadır. Bu ibare, ayette geçen bir önceki ifade ile ilgilidir. Takdiri şöyledir: وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنۡ خَیۡرࣲ وَأَنتُمۡ لاَ تُنفِقُونَ ذَلِكَ  إِلَّا ٱبۡتِغَاۤءَ وَجۡهِ ٱللَّهِ فَلِأَنفُسِكُمۡ ثَوَابَ ذَلِكَ [Sadaka olarak verdiğiniz malları sadece Allah rızası için veriyorsanız bunun karşılığını alırsınız.]

3. Bu ifade nehiy manasında bir nefiydir [yasaklama anlamına gelen olumsuz fiil cümlesidir]. Yasaklamanın olumsuzlama şeklinde geldiği pek çok cümle vardır. “Kişi kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık etmez.” hadisi de böyledir. Ayetin anlamı şudur: Ancak Allah’ın rızası için sadaka verin. Allah’ın veçhini arzulamak ifadesinin anlamı O’nun rızasını talep etmektir. Bu, dilde bilinen bir kullanım şeklidir. “Bunu Zeyd’in yüzü için yapıyorum.” denildiğinde onun hatırı için demek istenir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

  وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ

 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Umum ifade eder. Yani “her şekilde, her şey” demektir.

تُنفِقُوا۟  şart fiili olup,  ن ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. مِنۡ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  karînesi olmadan gelen  یُوَفَّ إِلَیۡكُمۡ  cümlesi şartın cevabıdır.

یُوَفَّ  illet harfinin hazfıyla meczum meçhul muzari fiildir. Naib-i faili ayetin siyakından anlaşılır. Takdiri, جزاؤه (karşılığı) şeklindedir. إِلَیۡكُمۡ  car mecruru  یُوَفَّ  fiiline mütealliktir. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُنْفِقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نفق ‘ dır. 

يُوَفَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  وفي ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. اَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ  cümlesi, hitap zamirinin hali olarak mahallen mansubdur.

Munfasıl zamir  أَنتُمۡ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا تُظۡلَمُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُظۡلَمُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ 

Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Nakıs fiil  لَيْسَ ’ nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. 

عَلَيْكَ  car mecruru  لَيْسَ ‘ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  هُدٰيهُمْ  muahhar ismidir. 

Atıfla gelen  وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi, istînâf cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.

İstidrak harfi  لَـٰكِنَّ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

لَـٰكِنَّ ' nin ismi telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak için lafza-i celâlle gelmiştir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Müsned olan  يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûlün sılası olan  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ  cümlesiyle  وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

هُدَىٰهُمۡ - یَهۡدِی  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Hitap, Peygamberimize yönelerek muhatapları emre uymaya daha kuvvetle sevketmek murad edilmiştir.

İnfak konusu anlatılırken ‘’Onların hidayeti sana ait değil’' buyurulmuştur. Demek ki hidayete ermemiş kimselere de infak edilebilir. Ayrıca insanları davet etmekle bizim görevimiz biter. Hidayete ermelerinden biz sorumlu değiliz.

لَّیۡسَ عَلَیۡكَ هُدَىٰهُمۡ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ یَهۡدِی مَن یَشَاۤءُ [Onları doğru yola iletmek sana ait değildir.] Yani ey Muhammed! Kâfirleri doğru yola erdirmek   senin yükümlülüğün değildir. Allah dilediğini doğru yola iletir. Hitap özel, kasıt ise umumidir. Bütün ehl-i İslâm’ı kapsar. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi) ’t-tefsîr)

Ayetteki  وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ یَهۡدِی مَن یَشَاۤءُۗ  cümlesi peygambere söylenen bir haber olup tekitsiz gelmesi gerekirken muktezayı zahirin dışına çıkılarak peygamber inkar eden konumuna konulmuş olup  لَـٰكِنَّ  ve fail olan kelimenin mübteda yapılması ile pekiştirilmiş inkari haberdir. (Elif Yavuz, Belagat İlminde Haber Ve İnşa (Bakara Suresi Örneği)) 

Burada hitap özel, kasıt ise umumidir. Bütün ehl-i İslâm’ı kapsar. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ

 

وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

 

Şart üslubunda gelen terkipte şart ismi olan  مَا  mukaddem mef’ûl, müspet muzari fiil sıygasındaki  مَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, şarttır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

تُنْفِقُوا  fiiline müteallik olan خَيْرٍ ‘ deki nekrelik kıllet nev ve tazim ifade eder.

Şartın  فَ  karinesiyle gelen cevabı olan  فَلِاَنْفُسِكُمْ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  فَلِاَنْفُسِكُمْ , takdiri  هو  olan mukadder mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda, haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

  وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ


وَ  itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)

Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  مَٓا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan kasr, cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur. İnfak Allah’ın rızasını gözetmeye kasredilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf olan  ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِ  ifadesinde, Allah ismine muzâf olan  ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ, tazim edilmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Allah’ın yüzü ifadesinde mecaz vardır. وَجۡهِ [Yüz] kelimesi rıza, anlamında kullanılmıştır. Cüziyet alakasıyla mecâz-ı mürsel veya rıza manasında kinayedir. Çünkü insanın hoşnutluğu veya hoşnutsuzluğu yüzüne yansır. 

تُنفِقُوا۟ - تُنفِقُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ [Yalnızca Allah rızası için infak ediniz.] Yani yaptığınız hayırları sadece bu gaye ile yapınız. Âlimler bu ifade hakkında pek çok yorumda bulunmuşlardır. Bu ifade nehy manasında bir nefiydir. Yasaklama anlamına gelen olumsuz fiil cümlesidir. Ayetin anlamı şudur: Ancak Allah’ın rızası için sadaka verin. Allah’ın veçhini arzulamak ifadesinin anlamı O’nun rızasını talep etmektir. Bu, dilde bilinen bir kullanım şeklidir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ


Cümle, atıf harfi  وَ ‘ la  وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubundadaki terkipte müspet muzari fiil sıygasındaki  مَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, şarttır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ismi olan  مَا , mukaddem mef’ûldür. 

فَ  karinesi olmadan gelen  يُوَفَّ اِلَيْكُمْ  şeklindeki cevap cümlesi meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

خَيْرٍ  deki nekrelik, tazim ve kıllet ifade eder.  مِنْ beyaniyyedir. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ' nın mahzuf haline mütealliktir. 

اِلَيْكُمْ ’ deki zamirden hal cümlesi olan  وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin menfi muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.

Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır.

أنْتُمْ , onların haksızlığa uğramadıkları hükmünü takviye, onlara zülmedilmediğinin aksine onların kendi kendilerine zulm ettiklerine dair tenbihi artırmak için fiil cümlesi şeklinde gelen habere takdim edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَيْرٍ -  تُظْلَمُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır. 

وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ  [Size eksik ödenmez.] Bu cümlede itnâb sanatı vardır. Çünkü eksiksiz tam olarak size ulaşır manasına gelen  يُوَفَّ اِلَيْكُمْ  cümlesinden sonra gelmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ [Hayır olarak ne verirseniz, size fazlasıyla ödenir.] Zimmet ehline veya başkalarına, hayır olarak ne verirseniz, bunun karşılığı size fazlasıyla, kat kat verilir. O halde bunu en güzel bir şekilde vermeniz için başka bir yola başvurmanıza, cimrilik etmenize gerek yoktur. En güzel yol varken, kötü yola girmeyin. [Siz haksızlığa uğratılmayacaksınız.] Size kat kat verilmesi vaad olunan sevap ve ecrinizden herhangi bir eksiltmeye gidilmeyecektir. Bu konuda size zulmedilmeyecek, haksızlık da yapılmayacaktır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

O halde infak ettiğimiz kişiden bir beklentide bulunmayalım.

Bakara Sûresi 273. Ayet

لِلْفُقَـرَٓاءِ الَّذ۪ينَ اُحْصِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ضَـرْباً فِي الْاَرْضِۘ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِۚ تَعْرِفُهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۚ لَا يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافاًۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ۟  ٢٧٣


(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لِلْفُقَرَاءِ (Sadakalar) fakirler içindir ف ق ر
2 الَّذِينَ kimseler (için)
3 أُحْصِرُوا kapanıp kalan ح ص ر
4 فِي
5 سَبِيلِ yolunda س ب ل
6 اللَّهِ Allah
7 لَا yoktur
8 يَسْتَطِيعُونَ güçleri ط و ع
9 ضَرْبًا gezmeye ض ر ب
10 فِي -nde
11 الْأَرْضِ yeryüzü- ا ر ض
12 يَحْسَبُهُمُ onları sanırlar ح س ب
13 الْجَاهِلُ bilmeyenler ج ه ل
14 أَغْنِيَاءَ zengin غ ن ي
15 مِنَ dolayı
16 التَّعَفُّفِ utangaçlıklarından ع ف ف
17 تَعْرِفُهُمْ onları tanırsın ع ر ف
18 بِسِيمَاهُمْ simalarından س و م
19 لَا
20 يَسْأَلُونَ istemezler س ا ل
21 النَّاسَ insanlardan ن و س
22 إِلْحَافًا ısrarla ل ح ف
23 وَمَا ne varsa
24 تُنْفِقُوا yaptığınız ن ف ق
25 مِنْ -dan
26 خَيْرٍ hayır- خ ي ر
27 فَإِنَّ şüphesiz
28 اللَّهَ Allah
29 بِهِ onu
30 عَلِيمٌ bilir ع ل م

Riyazus Salihin, 266 Nolu Hadis

 Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir iki hurma veya bir iki lokmayla savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul, muhtaç olduğu hâlde dilenmeyen kimsedir.”

Buhârî, Tefsîru sûre (2), 48; Müslim, Zekât 102. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Zekât 24; Nesâî, Zekât 76

Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’deki diğer bir rivayete göre ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kapı kapı dolaşıp bir iki lokma, bir iki hurma ile savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul, kendisine yetecek malı bulunmayan, muhtaç olduğu bilinip de kendisine sadaka verilmeyen ve kimseden bir şey dilenmeyen kimsedir.”

Buhârî, Zekât 53; Müslim, Zekât 101. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 76

Affe عفف :

  İffet عِفَّةٌ, nefiste şehvetin galip gelmesini engelleyen bir hâlin meydana gelmesidir. İstif'al babı formundaki türevi olan إسْتِعْفافٌ 'a gelince iffetli olmayı isteme ya da buna çalışma anlamındadır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de bir fiil ve bir isim formunda 4 ayette geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri iffet ve Afife'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

 

 

  Darabe kelimesinin sözlük manası bir şeyi başka bir şeye vurmaktır. Ne var ki Arapça’da çok farklı manalara gelen, kullanıldığı edata (harfi cer) göre manası değişebilen bir fiildir. Aşağıda çeşitli harfi cerlerle (edatlarla) birlikte kullanıldığında oluşan manaların bir kısmı verilmiştir:

–    Bi (بِ) harfi ceriyle birlikte kullanıldığında birşeye birşeyle vurma manası vardır.

–    Alâ (عَلَى) harfi ceriyle birlikte kullanıldığında müzik aleti çalmak veya daktilo gibi tuşlu bir cihaz ile yazı yazmak veya akrebin sokması için kullanılır. Ayrıca bir şeyi empoze etmek, zorla kabul ettirmek manalarına gelir. 

–    Beyne (بَيْنَ) ile kullanıldığında insanların arasını ayırmak, bölmek manasına gelir.

–    An (عَنْ) ile kullanıldığında terk etme, yüz çevirme, umursamama manası vardır. 

–    Fî (فِي) ile kullanıldığında gezinmek, dolaşmak, sefere çıkmak, göç etmek manaları vardır. 

–    İlâ (إِلَى) ile kullanıldığında bir renge çalmak manası vardır.

  Ayeti Kerime'de فِي ile gelmiş olup, manası dolaşmak, gezmektir.


  İlhâfen إلْحافٌ kelimesi Kur’ân-ı Kerim'de yalnızca bu ayette geçmiş olup yüzsüzlük yapmak, rahatsızlık vermek demektir.

 

لِلْفُقَـرَٓاءِ الَّذ۪ينَ اُحْصِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَط۪يعُونَ ضَـرْباً فِي الْاَرْضِۘ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِۚ


İsim cümlesidir.  لِلْفُقَـرَٓاءِ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. Mübteda mahzuftur. Takdiri, الصدقات (sadakalar) şeklindedir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl, لِلْفُقَـرَٓاءِ ’ nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اُحْصِرُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

Fiil cümlesidir. أُحۡصِرُوا۟  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. فِی سَبِیلِ  car mecruru أُحۡصِرُوا۟  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. ٱللَّهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

 لَا يَسْتَط۪يعُونَ  cümlesi, أُحۡصِرُوا۟  ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْتَط۪يعُونَ fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. ضَـرْباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  فِي الْاَرْضِ  car mecruru  ضَـرْباً ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir.

 يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ  cümlesi, اُحْصِرُوا ‘ daki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

یَحۡسَبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Sanmak anlamında kalp fiillidir. Muttasıl zamir  هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.  الْجَاهِلُ  fail olup damme ile merfûdur.

أَغۡنِیَاۤءَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Sonunda zaid, yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude isimlerden olduğu için gayri munsariftir. مِنَ  sebebiyyedir. مِنَ ٱلتَّعَفُّف  car mecruru  یَحۡسَبُ  fiiline mütealliktir. 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ikiside fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 اُحْصِرُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حصر ’ dır.

 İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

 يَسْتَط۪يعُونَ   fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi,  طوع ‘ dır. 

 Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 

 جَاهِلُ , sülâsi mücerredi  جهل  olan fiilin ism-i failidir.

 İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

تَعْرِفُهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۚ لَا يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافاًۜ   

 

Fiil cümlesidir. Cümle,  أُحۡصِرُوا۟  ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur.

تَعۡرِفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘ dir. Muttasıl zamir  هُم mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِسِیمَـٰهُمۡ  car mecruru  تَعۡرِفُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 لَا یَسۡـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ اِلْحَافاً cümlesi, أُحۡصِرُوا۟  ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یَسۡـَٔلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. ٱلنَّاسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

İkinci mef’ûlun bih mukadderdir. Takdiri, أموالا أو صدقة (Mallar veya sadaka) şeklindedir. اِلْحَافاً masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri, لا يلحّون بالسؤال إلحافا (Zorla istemiyorlar) şeklindedir. Veya hal yerinde masdardır.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Umum ifade eder. Yani “her şekilde, her şey” demektir. 

تُنْفِقُوا  şart fiili olup,  نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

اللّٰهَ  lafza-i celâli  اِنّ ‘ nin ismi olup fetha ile mansubdur. بِه۪  car mecruru  عَل۪يمٌ۟ ‘ e mütealliktir. عَل۪يمٌ۟  kelimesi  اِنّ ‘ nin haberi olup damme ile merfûdur. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُنْفِقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’ dır.

لِلْفُقَـرَٓاءِ الَّذ۪ينَ اُحْصِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ


Şibh-i kemâl-i ittisâl nedeniyle fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لِلْفُقَـرَٓاءِ  , takdiri  الصدقات olan mukadder mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

لِلْفُقَـرَٓاءِ  için sıfatı konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  ‘ nin sılası olan   اُحْصِرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

اُحْصِرُوا  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyyet manası dolayısıyla Allah’ın yolu içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Allah yolu hakiki manada zarfiyyeye, yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak Allah'ın emrine uymanın önemini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Cami, her ikisindeki mutlak irtibattır.

فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ  ifadesi sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Allah'a giden sebepler aramaya işaret eder.  

سَب۪يلِ اللّٰهِ  ibaresinde istiare vardır.  سَب۪يلِ  kelimesi yol demektir. Allah’ın dini anlamında müsteardır. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir.

سَب۪يلِ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olması  سَب۪يلِ  için tazim ve şeref ifade eder. Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla, Allah lafzında tecrîd sanatı vardır. 

أُحۡصِرُوا۟  fiilinde istiare vardır. Allah yolunda çalışıp başka hiç bir işle ilgilenmediklerini ifade eder. Cami; boş vakit bulamamaktır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)

[Kendilerini Allah yoluna adamış fakirler için.] Bakara 2/271 ayetinde [Sadakayı gizlice fakirlere verseniz.] buyrulmuştu. Sanki Müslümanlar “Hangi fakirlere?” diye sordular ve bu sorularına karşılık olarak “Allah yoluna kendini adamış fakirlere” şeklinde cevap verildi. فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ [Allah yolunda] ifadesi Allah’ın rızasının yolunda anlamındadır. Burada kastedilenler ashâb-ı suffadır. Onlar dört yüz kişiydiler. Medine’de kalacak yerleri ve akrabaları yoktu. Hz. Peygamber (s.a.v) ‘ in gönderdiği seriyyelere katılıp Mescid-i Nebevî’ye geri dönüyorlardı. “Allah yolunda adanmış olmalarının” anlamı Allah’a itaatle, onun rızasını talep etmekle ve Resûlü’nün sohbetiyle meşgul olmalarıdır. Hz. Peygamber (s.a.v) onları Medine’de mescidine yerleştirmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

   لَا يَسْتَط۪يعُونَ ضَـرْباً فِي الْاَرْضِۘ

 

Cümle,  اُحْصِرُوا ‘ daki failin müekked hali olarak ıtnâbtır. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müekkid hal ise, cümleye yeni bir mana yüklemeyip sadece kendinden önceki failin, mef’ûlün ya da cümlenin manasını tekid eder. Müekkid hal ile medh, tazim, tahkir veya tehdit amaçlanır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3 yıl: 8 cilt: VIII sayı: 18 s.174)

Tekit edici halin başına و  gelmez. Müekked ve tekid arasında kemâl-i ittisâl olduğundan arada vav olmaz. (Sekkâkî, Miftâhu’l-ulûm, s.273)

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yürümek, dolaşmak, çalışmak gibi pek çok manası olan  ضَـرْباً  ’ deki nekrelik kıllet içindir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

يَسْتَط۪يعُونَ  fiiline müteallik olan  فِي الْاَرْضِ  car mecrurundaki  ف۪ٓي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  ف۪ٓي  harfinde zarfiyyet anlamı vardır. الْاَرْضِ  lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Yeryüzü içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Arz ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.

O fakirler Allah yolunda hapsolmuşlardır, yeryüzünde dolaşmaya güçleri yetmez.  

لَا يَسْتَط۪يعُونَ ضَـرْباً فِي الْاَرْضِ  [Yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler] ibaresi lazım, ticaret yapıp ekmek peşinde koşmaya zaman ayıramazlar melzumdur. Lazım söylenmiş, melzum manası kastedilmiştir. Mecazı mürsel mürekkep vardır. 

Âşûr da bu ifadede kinaye olduğu görüşündedir.

 

يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِۚ تَعْرِفُهُمْ بِس۪يمٰيهُمْۚ لَا يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافاًۜ


Cümle,  اُحْصِرُوا ‘ deki failin ikinci müekked hali olarak ıtnâbtır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

تَعْرِفُهُمْ بِس۪يمٰيهُمْ  cümlesi,  اُحْصِرُوا ‘ deki failin üçüncü müekked halidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تَعۡرِفُهُم بِسِیمَـٰهُمۡ [Onları simalarından tanırsın.] Bir görüşe göre burada hitap Hz. Peygamber (s.a.v) ‘e dir. Bir görüşe göre ise onları tanımak isteyen herkesedir. Onların fakirlikleri yüzlerindeki açlık ve ihtiyaç izlerinden belli olur.

Lisân-ı hal, konuşmaktan daha çok şey anlatır derler. تَعۡرِفُهُم بِسِیمَـٰهُمۡ [Onları simalarından tanırsın.] ifadesi ile ayetin başı arasındaki ilgi şöyledir: Onların hallerini sorarak öğrenmek isteyen kişi buna ulaşamaz. Çünkü onlar bir şey istemezler. Ancak onların yüzlerine bakan onların hallerini anlar.

Bir görüşe göre  تَعۡرِفُهُم بِسِیمَـٰهُمۡ [Onları simalarından tanırsın.] ifadesinin anlamı onların fakirliklerini simalarından anlarsın demek değil, bilakis onların huşûlarını ve geceleyin çokça namaz kıldıklarını yüzlerinin, uykusuz kalmaktan gelen sarılığından ve gece namazı kılmaktan gelen nûrundan anlarsın demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

لَا يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافاً  cümlesi,  اُحْصِرُوا ‘ deki failin dördüncü halidir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Muzari fiiller hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. 

اِلْحَافاًۜ , mef’ûlü mutlaktan naib masdardır.

Sadaka verilmesi gereken fakirlerin bütün özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.

اِلْحَافاً ; dilencinin dilendiği kimseden sadaka alıncaya kadar peşini bırakmaması, ısrarcı ve sırnaşık olmasıdır.

يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ  [Onları tanımayanlar, iffetli ayetlerinden dolayı onları zengin zannederler.] Yani kanaatleri, insanlara el açmamaları ve onlara hallerini anlatmamaları sebebiyle durumlarını bilmeyenler onları zengin zannederler. تَعۡرِفُهُم بِسِیمَـٰهُمۡ  [Onları simalarından tanırsın.] Bir görüşe göre burada hitap Hz. Peygamber aleyhisselâmadır. Bir görüşe göre ise onların halini bilmek isteyen herkesedir. Onların fakirlikleri yüzlerindeki açlık ve ihtiyaç izlerinden belli olur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

لَا یَسۡـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ اِلْحَافاًۜ  ifadesinin manası, “istedikleri zaman nezaketle isterler, ısrarcı olmazlar” şeklindedir. Bir görüşe göre ise bu ifade onların hem istemedikleri hem de ısrar etmedikleri anlamındadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ۟

 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen terkipte şart ismi olan  مَا , mukaddem mef’ûldür. Müspet muzari fiil sıygasındaki تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, şarttır. 

خَيْرٍ  deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade etmiştir. مِنْ  beyaniyyedir. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ' nın mahzuf haline mütealliktir.

فَ  karinesiyle gelen  فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ  şeklindeki cevap cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِه۪ , ihtimam için amili olan  عَل۪يمٌ ‘ a takdim edilmiştir. 

عَل۪يمٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

شَيْءٍ ‘ deki tenvin, nev ve kesret ifade eder.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ  [Allah hayır olarak yaptıklarınızı bilir] ifadesi bir vaaddir. Bu ifadenin altında “Hayırlarınızın karşılığı verilecektir” anlamı yatmaktadır. Lazım-melzum alakasıyla yaptıklarınızın karşılığı verilecektir manası taşır. Mecaz-ı mürseldir. 

اَغْنِيَٓاءَ - يَسْتَط۪يعُونَ  ve  عَل۪يمٌ۟ - تَعْرِفُهُمْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الْجَاهِلُ - عَل۪يمٌ۟  ve  لِلْفُقَـرَٓاءِ - اَغْنِيَٓاءَ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab,  يَحْسَبُهُمُ - عَل۪يمٌ۟  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Bu cümle, şart ve cevaptan oluşmaktadır. مَا تُنفِقُوا۟ مِنۡ خَيْرٍ [Her ne infak ederseniz] ifadesinin ayetlerde defalarca tekrarlanması vurgu ve pekiştirme amaçlıdır. Ayrıca bu tekrarlardan her biri ayrı bir cevap cümlesi, sebep bildirici bir mana, hak edilen bir karşılık yahut bir ayet ifadesi ile tahsis edilmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Ayette geçen  عَلِیم, Cenab-ı Allah'ın Alîm oluşu hususunda ileri bir mana ifade eden bir sıygadır. Yani "Allah'ın ilminden ne yerdeki ne de gökteki bir zerre hariç kalamaz" demektir. Binaenaleyh Allah sizi, yaptığınız o şeye karşılık en güzel bir mükâfaatla mükâfaatlandırır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)  

فَاِنَّ اللّٰهَ بِه۪ عَل۪يمٌ۟  cümlesi verilecek karşılıktan kinayedir.

Bakara Sûresi 274. Ayet

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِراًّ وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ٢٧٤


Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ o kimseler ki
2 يُنْفِقُونَ infak edenler ن ف ق
3 أَمْوَالَهُمْ mallarını م و ل
4 بِاللَّيْلِ gece ل ي ل
5 وَالنَّهَارِ ve gündüz ن ه ر
6 سِرًّا gizli س ر ر
7 وَعَلَانِيَةً ve açık ع ل ن
8 فَلَهُمْ vardır
9 أَجْرُهُمْ ödülü ا ج ر
10 عِنْدَ yanında ع ن د
11 رَبِّهِمْ Rableri ر ب ب
12 وَلَا yoktur
13 خَوْفٌ korku خ و ف
14 عَلَيْهِمْ onlara
15 وَلَا
16 هُمْ ve onlar
17 يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir ح ز ن

   Serra سرّ :

  إسْرارٌ  ilan etmenin aksidir. سِرٌّ  Nefiste, içte saklanan sözdür. أسْرَرْتُ إلَى فُلانٍ  falan kişiye bir sır verdim ifadesi  izhar etmek anlamında da tercüme edilmiştir. Çünkü bir başkasına gizlice bildirmek demek, her ne kadar başkalarından gizlenmiş olduğu anlamına gelse de, diğer taraftan kendsine gizlice bildirilen kimseye o sırrın izhar edildiği manasına gelir. Dolayısıyla Arapların أسْرَرْتُ إلَى فُلانٍ  sözleri bir yönden izhar/ifşa bir yönden gizleme anlamı taşır.  سُرُورٌ ise içte ketmedilen/gizlenen sevinçtir. سَرِيرٌ sürurdan dolayı üzerine oturulan döşektir. Zira bu nimet sahibi olanlara aittir. Çoğulu سُرُرٌ şeklinde gelir. Son olarak hem şekil olarak döşeğe benzemesi hem ölen kişinin Rabb'ine kavuştuğunda elde edeceği mutluluk temennisinden hem de Hz. Peygamber'in sözünde işaret edilen zindandan kurtuluşu nedeniyle ölünün naaşına da سَرِيرٌ denmiştir.  (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 44 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Sır, esrar, sürur, mesrur, meserret ve Serra'dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِراًّ وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ


İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ, mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  یُنفِقُونَ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

يُنْفِقُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْوَالَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بِالَّيْلِ  car mecruru  يُنْفِقُونَ  fiiline mütealliktir. النَّهَارِ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur. سِراًّ hal olup fetha ile mansubdur. عَلَانِيَةً atıf harfi وَ  ile makabline matuftur. 

 فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ  cümlesi,  اَلَّذ۪ينَ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

İsim cümlesidir. فَ  zaiddir. لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. أَجۡرُهُمۡ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

عِنْدَ  mekân zarfı  أَجۡرُهُمۡ ’ un mahzuf haline mütealliktir. رَبِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

یُنفِقُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نفق ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ  ile  لَهُمْ اَجْرُهُمْ  cümlesine matuftur. لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. خَوْفٌ  mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  cümlesi, atıf harfi وَ  ile öncesine matuftur.

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَحْزَنُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَحْزَنُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

 

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِراًّ وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen ayet önceki ayetten bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir ibarenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  اَلَّذ۪ينَ  mübteda,   فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ  haberdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyh konumundaki has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ ’ nin  يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِراًّ وَعَلَانِيَةً  şeklindeki sıla cümlesi, müsbet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَالنَّهَارِ , car-mecrur  بِالَّيْلِ ‘ ye, وَعَلَانِيَةً  ise hal olan سِراًّ ‘ e tezat nedeniyle atfedilmiştir.

بِٱلَّیۡلِ - ٱلنَّهَارِ  ve  سِراًّ - عَلَانِيَةً  gruplarındaki kelimeler arasında tıbak-ı icâb ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır. 

سِراًّ  ve  عَلَانِيَةً  bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Bu ifadelerden cüz-kül alakasıyla her zaman infak ettikleri anlaşılır. 

Gecenin gündüzden, gizlinin açıktan önce zikredilmesi; gizli sadakanın açık sadakadan daha üstün olduğunu zımnen bildirmek içindir. Buna muvafık olarak da eşyayı örten gece, herşeyi gösteren gündüzden önce zikredilmiştir.

Mevsûlün haberi olarak gelen  فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ  cümlesine dahil olan  فَ , mevsûlü şarta benzetmek için gelen ve tekit ifade eden zaid harftir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Faide-i haber inkârî kelam olan, sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesinde,  لَّهُمۡ  mahzuf mukaddem habere muteallıktır.  أَجۡرُهُمۡ  ise muahhar mübtedadır.  

Müsnedün ileyhin izafetle marife oluşu, az sözle çok anlam ifade etme amacına matuftur.

عِنْدَ  mekan zarfı,  اَجْرُهُمْ ‘ un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

عِندَ رَبِّهِمۡ  izafetinde,  هُمۡ  zamirinin  رَبِّ  ismine muzâfun ileyh olması, zamirin ait olduğu kimseler için ve  رَبِّ  ismine muzâf olması  عِندَ  için tazim ve teşrif ifade eder. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

اَجْرُهُمْ  ifadesinde istiare vardır. İnfak edenlerin mükafatı, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.

262. ayette infak edenler  274. ayete göre daha yüksek vasıflarla vasıflanmıştır. Orada ف  harfi zikredilmeksizin  لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ  buyurulmuştur. Bu ayette ise aynı ibare başında  ف  harfiyle gelmiştir. Onların ihlası  فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ  ibaresiyle ifade edilirken bu ayette infak edenlerin infakının çokluğu ve çeşitliliği gizli ve açıktan olmasıyla ifade edilmiştir. Önceki ayette sadakayı iptal eden eziyet ve minnetin olmadığı zikredilmiştir ki bu; cömertlik ve infakta en yüksek mertebedir. Buna ilaveten 262. Ayetteki  ثُمّ  harfi rütbe açısından terahi ifade eder. Kanaatle, hoşgörü ve rızayla yapılan infakın arkasından eziyet gelmeyeceğine de işaret eder. Dolayısıyla burada mükafatlarını almak için önceden zikredilenlerin yapılması gerektiğini ifade eden  ف  harfinin gelmesine de gerek kalmamıştır. Bu ayette ise infak edenler hakkında mübalağalı bir ifade olmadığı için infak edenlerin zikrettiğimiz ücretlerini hak ettiklerine işaret eden fa-i sebebiye gelmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveyni, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1605)

اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِراًّ وَعَلَانِيَةً [Mallarını gece gündüz ve gizli-açık infak edenler] yani hayır yapma hırsları sebebiyle bütün zaman ve durumları sadaka vermek için değerlendirenler demektir. Her ne zaman bir muhtacın ihtiyacı ile karşılaşsalar, hiç ertelemeden, zamanı ya da hali bahane etmeden bir an önce o ihtiyacı gidermeye çalışırlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ


Bu cümle,  لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ  cümlesine atıf harfi  وَ ' la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  لَا خَوْفٌ ’ un haberi mahzuftur.  عَلَيْهِمْ  bu mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh olan  خَوْفٌ ' daki tenvin, nev ve kıllet içindir. Yani ‘hiçbir korku’ demektir. Bilindiği gibi nefy siyakta nekre umum ifade eder.

خَوْفٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

وَ ’ la öncesine atfedilen  وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

خَوۡفٌ - یَحۡزَنُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَهُمْ - عَلَيْهِمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ibaresinden korku ve hüznün devamlı olmayacağı değil, fakat hiçbir zaman olmayacağı anlamı çıkarılmıştır. Çünkü burada nefy harfi  لَا  her ne kadar geniş zaman fiiline dahil olmuşsa da makamın gereği olarak devamlılık ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Maide/69)

Cümledeki  خوف  ve  حزن  arasındaki fark ve de  خوف  lafzının önce zikredilmesinde bir incelik vardır: الخوف ; gelecekte (acaba beni ne bekliyor benim akıbetim ne olacak gibi) olması beklenen veya umulan şeyler hakkındaki olumsuz beklentilerdir. الحزن  ise; mazideki (yapmış oldukları cürümlerin cezasından) olaylar hakkındaki korkulardır.

Önce الخوف zikredilmiştir. Çünkü gelecekteki korkularından emin olmak, geçmişinden emin olmaktan önceliklidir ve daha şiddetli arzu edilen bir durumdur. Bundan dolayı önce  الخوف  zikredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi’l Kur’ani’l Kerim, soru; 909 - 910 - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ۟  cümlesi, Kur’an-ı Kerim’de çok defa aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Şayet ‘’korku ile hüzün arasında ne fark vardır?’’ dersen, şöyle derim: Korku, vukuu beklenen bir bela ve musibetten dolayı insana arız olan bir gam ve kederdir. Üzüntü ise fiilen vaki olup gerçekleşen ve yaşanan bir olaydan dolayı insana arız olan şeydir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

يَحْزَنُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

وَلَا خَوۡفٌ عَلَیۡهِمۡ وَلَا هُمۡ یَحۡزَنُونَ [Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar, üzülmezler] ifadesi Kur’ân’da 12 kere geçmiştir. Bunların altısı Bakara Suresinde, ikisi (262 ve 274) infakla ilgilidir.

Bu cümle 270. ayetin sonundaki  وَمَا لِلظَّـٰلِمِینَ مِنۡ أَنصَارٍ  cümlesine mukabildir. 274. Ayet, infakın faziletleriyle ilgili umum  ifade eden bir istinaf cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)


 
Günün Mesajı
Sadaka ''doğru söyledi'' demektir. Fakire verilen yardıma “sadaka” denmesi; Allah’ın emanetine sadakat olduğu içindir. Allah onu vermeyi emrediyor, biz de o emri tasdik ederek sadaka veriyoruz. Bu emre uyanlar servetin emanet olduğunu bilenlerdir.
Fakirlere vermek onun için değil, bizim için hayırdır. Kazançlı olan alan değil, veren kişidir. Aslında o yüzden bizim fakire teşekkür etmemiz gerekir. İnfak ettiğimiz kişiden bir beklentide bulunmak doğru değildir.
Gizli yapılan infakın da açık olarak yapılan infakın da kendine göre bir faydası vardır. Gizli yaparsak riyaya düşmeyiz, açıktan yaparsak insanlara örnek oluruz. İkisini de yapmak lazımdır.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Sevgili Nefs;

Tek bir kişiyle bile konuşmadan önce sözlerin üzerinde düşünmek gerekirken, sosyal medyada paylaştıklarının ve yazdıklarının olası etkilerini hesaba katmıyorsun. Paylaşılan herhangi bir fikri ve hareketi tasdik edecek insanları bulmak fazlasıyla kolaylaştı. Her şeyin reklamının yapıldığı bir zamanda yaşıyorsun. Sanki bu gidişat, bir yönden yaşamayı zorlaştırıyordu çünkü insan uhrevi yerine dünyevi hesaplarla yaşamaya önem veriyordu.

Geçenlerde, farklı niyetlerle paylaşılan yardım ya da iyilik görüntülerinin amacı tartışılıyordu. İçimizden biri şöyle bir anısını anlattı: “Yolda yürürken, yerde yüklü miktarda para buldum. Etrafta hiç kimse yoktu. Parayı cebime atma fikrini değerlendirirken, aklıma daha önce izlediğim sosyal deney videoları geldi. Kamera vardır korkusuyla, fikrimi değiştirdim. Nefsimin bu tartışması karşısında şaşkına döndüm çünkü asıl korkmam ve ilk aklıma gelmesi gereken: Allah’ın beni her an gördüğü olmalıydı.”

Bunun üzerine konunun akışı değişti ve nefsin en önemli kusurlarından biri hakkında konuşulmaya başlandı. Sonunda, ‘elalem ne der?’ sorusuna tatmin edici cevabı verme çabasında olan nefsin bu kusurlu alışkanlığına, sosyal medyanın yanlış yani tamamen nefsin isteklerine göre kullanılmasının iyi gelmediği kararına varıldı. Zira, bu sorunun cevabı kalpteki niyetlere ciddi bir darbe vurduğu gibi nefsani hastalıkların şiddetlenmesine kapı açıyordu. 

Ey Allahım! Bizi sadece Senin rızan için amel işleyenlerden ve Sana kulluk edenlerden eyle. Yalnız kaldığımızda ya da başkalarıyla beraberliğimizde; amellerimizin, hallerimizin ve niyetlerimizin değişmesinden; başkalarının ne diyeceğinden daha fazla korkarak hatalı hareket etmekten ya da yanlış karar almaktan Sana sığınırız. Bizi içi ve dışı, yalnız ve sosyal hali bir olan doğru ve dürüst kullarından eyle. Niyetlerimizi, kalplerimizi ve amellerimizi nefsani hastalıklardan arındır. Razı olduğun salih kulların arasına kat ve canımızı müslüman olarak al.

Amin. 

***

Allah, kulları için gönderdiği İslam dinindeki her detayıyla, her kuluna sahip çıkmaktadır. Koruyup kollamaktadır. Şeriatıyla, imtihan dünyasında, mümin kullarının hem kendi hallerini muhafaza etmeleri, hem müminlerin birbirlerine destek olmaları, hem de insanlığın geri kalanının haklarını gözetmeleri için teşvik etmektedir. İnfak konusu, bunun en canlı örneklerinden biridir. Ayet ve hadislerde üzerinde ısrarla durulan ve önemi vurgulanan konulardan biridir.

İnfak eden kul, öncelikle kendisine verilen rızık için Rabbine olan şükrünü ve yine O’na olan itaatini fiilen göstermiş olur. Kendisine, geçici bir dünyada yaşadığını, her malına geçici olarak sahip olduğunu ve bu yüzden, aslında hiçbir malının asıl sahibi olmadığını hatırlatır. İnfak etsin veya etmesin, o mal illa ki bir gün elinden çıkacaktır. Böylelikle infak etmek, Allah’ın izniyle, kendini beğenmişliğinin ve kibrinin tedavisi olur. Yani ekonomik olarak kendisinden daha zayıf olanlara yukarıdan bakamaz hale gelir. Toplumla olan ilişkilerini kuvvetlendirir. Halden anlar. Merhamet duygusunu diri tutar ve besler. Ve yine Allah’ın izniyle, yürüdüğü hakikat yolunda adımlarını sağlamlaştırır. Dünyayla olan bağlarını zayıflatırken, ahirete olanlarınkini de güçlendirir. Görüldüğü üzere iki cihanda da, kazançlı çıkar. Kendini bir çok hastalık ve beladan korumuş olur. 

Allahım! Yalnız Senin emrine itaat etmek ve rızanı kazanmak için malından infak eden kullarından. İnfak etmekte gizlenmiş her türlü maddi manevi bereket ve şifadan nimetlenenlerden. Gönlü zengin ve gözü toklardan olmamızı nasip et. İnfak etmemize mani olan her hastalıktan kalbimizi ve bedenimizi muhafaza buyur. İbadetlerimizi kabul buyur. Dualarımızı hayırla gerçekleştir. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji