Bakara Sûresi 272. Ayet

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ  ٢٧٢

Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَيْسَ değildir ل ي س
2 عَلَيْكَ senin üzerine
3 هُدَاهُمْ onları hidayet etmek ه د ي
4 وَلَٰكِنَّ fakat
5 اللَّهَ Allah’tır
6 يَهْدِي doğru yola ileten ه د ي
7 مَنْ kimseyi
8 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
9 وَمَا
10 تُنْفِقُوا verdiğiniz ن ف ق
11 مِنْ her
12 خَيْرٍ hayır خ ي ر
13 فَلِأَنْفُسِكُمْ kendiniz içindir ن ف س
14 وَمَا
15 تُنْفِقُونَ infak edemezsiniz ن ف ق
16 إِلَّا dışında
17 ابْتِغَاءَ kazanmak için ب غ ي
18 وَجْهِ (yüzü) rızasını و ج ه
19 اللَّهِ Allah’ın
20 وَمَا ve ne
21 تُنْفِقُوا verseniz ن ف ق
22 مِنْ -dan
23 خَيْرٍ hayır- خ ي ر
24 يُوَفَّ tastamam verilir و ف ي
25 إِلَيْكُمْ size
26 وَأَنْتُمْ ve siz
27 لَا asla
28 تُظْلَمُونَ zulmedilmezsiniz ظ ل م
 

 

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ

 

İsim cümlesidir. لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

عَلَيْكَ  car mecruru  لَيْسَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  هُدٰي  kelimesi  لَيْسَ’ nin muahhar ismi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Maksur isimdir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لٰكِنَّ  istidrak harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre  لَـٰكِنَّ ‘ de  اِنَّ  gibi cümleyi tekid eder.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  لٰكِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. یَهۡدِی  cümlesi,  لٰكِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

یَهۡدِی  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  یَشَاۤءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

یَشَاۤءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Umum ifade eder. Yani “her şekilde, her şey” demektir.

تُنفِقُوا۟  şart fiili olup, ن ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. لِاَنْفُسِ  car mecruru mahzuf olan mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, هو (o) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُنْفِقُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نفق ‘ dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  itiraziyyedir. مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُنْفِقُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

إِلَّا  hasr edatıdır.  ابْتِغَٓاءَ  sebebiyet bildiren mefulün lieclih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. وَجۡهِ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِ  [Sadaka olarak verdiklerinizi yalnızca Allah rızası için verin.] Âlimler bu ifade hakkında sonuç olarak üç vecihte özetlenebilecek pek çok yorumda bulunmuşlardır:

1. Buradaki  مَا  nefiy, تُنفِقُونَ  fiili ise ispat için getirilmiştir. إِلَّا  kelimesi de istisna edatıdır. Bu ifade, tamamlanmış bir sözdür. Kâfir akrabalarına verdikleri sadakalar konusunda Müslümanlara mazeret sunmaktadır. Buna göre ayetin anlamı şöyle takdir edilebilir: Sizler, kâfirlerden olan akrabalarınıza ancak Allah’ın emriyle O’nun rızasını umarak tasadduk etmekteydiniz/edersiniz.

2. Burada  وَ  harfi, ayet vâvıdır. مَا  ise nefiy için kullanılmıştır ve  لاَ  manasındadır. Bu ibare, ayette geçen bir önceki ifade ile ilgilidir. Takdiri şöyledir: وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنۡ خَیۡرࣲ وَأَنتُمۡ لاَ تُنفِقُونَ ذَلِكَ  إِلَّا ٱبۡتِغَاۤءَ وَجۡهِ ٱللَّهِ فَلِأَنفُسِكُمۡ ثَوَابَ ذَلِكَ [Sadaka olarak verdiğiniz malları sadece Allah rızası için veriyorsanız bunun karşılığını alırsınız.]

3. Bu ifade nehiy manasında bir nefiydir [yasaklama anlamına gelen olumsuz fiil cümlesidir]. Yasaklamanın olumsuzlama şeklinde geldiği pek çok cümle vardır. “Kişi kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık etmez.” hadisi de böyledir. Ayetin anlamı şudur: Ancak Allah’ın rızası için sadaka verin. Allah’ın veçhini arzulamak ifadesinin anlamı O’nun rızasını talep etmektir. Bu, dilde bilinen bir kullanım şeklidir. “Bunu Zeyd’in yüzü için yapıyorum.” denildiğinde onun hatırı için demek istenir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

  وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ

 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَٓا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Umum ifade eder. Yani “her şekilde, her şey” demektir.

تُنفِقُوا۟  şart fiili olup,  ن ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. مِنۡ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  karînesi olmadan gelen  یُوَفَّ إِلَیۡكُمۡ  cümlesi şartın cevabıdır.

یُوَفَّ  illet harfinin hazfıyla meczum meçhul muzari fiildir. Naib-i faili ayetin siyakından anlaşılır. Takdiri, جزاؤه (karşılığı) şeklindedir. إِلَیۡكُمۡ  car mecruru  یُوَفَّ  fiiline mütealliktir. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُنْفِقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نفق ‘ dır. 

يُوَفَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  وفي ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. اَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ  cümlesi, hitap zamirinin hali olarak mahallen mansubdur.

Munfasıl zamir  أَنتُمۡ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا تُظۡلَمُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُظۡلَمُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ 

Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Nakıs fiil  لَيْسَ ’ nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sübut ve istimrar ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. 

عَلَيْكَ  car mecruru  لَيْسَ ‘ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  هُدٰيهُمْ  muahhar ismidir. 

Atıfla gelen  وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi, istînâf cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.

İstidrak harfi  لَـٰكِنَّ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

لَـٰكِنَّ ' nin ismi telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak için lafza-i celâlle gelmiştir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Müsned olan  يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûlün sılası olan  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدٰيهُمْ  cümlesiyle  وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

هُدَىٰهُمۡ - یَهۡدِی  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Hitap, Peygamberimize yönelerek muhatapları emre uymaya daha kuvvetle sevketmek murad edilmiştir.

İnfak konusu anlatılırken ‘’Onların hidayeti sana ait değil’' buyurulmuştur. Demek ki hidayete ermemiş kimselere de infak edilebilir. Ayrıca insanları davet etmekle bizim görevimiz biter. Hidayete ermelerinden biz sorumlu değiliz.

لَّیۡسَ عَلَیۡكَ هُدَىٰهُمۡ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ یَهۡدِی مَن یَشَاۤءُ [Onları doğru yola iletmek sana ait değildir.] Yani ey Muhammed! Kâfirleri doğru yola erdirmek   senin yükümlülüğün değildir. Allah dilediğini doğru yola iletir. Hitap özel, kasıt ise umumidir. Bütün ehl-i İslâm’ı kapsar. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi) ’t-tefsîr)

Ayetteki  وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ یَهۡدِی مَن یَشَاۤءُۗ  cümlesi peygambere söylenen bir haber olup tekitsiz gelmesi gerekirken muktezayı zahirin dışına çıkılarak peygamber inkar eden konumuna konulmuş olup  لَـٰكِنَّ  ve fail olan kelimenin mübteda yapılması ile pekiştirilmiş inkari haberdir. (Elif Yavuz, Belagat İlminde Haber Ve İnşa (Bakara Suresi Örneği)) 

Burada hitap özel, kasıt ise umumidir. Bütün ehl-i İslâm’ı kapsar. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ

 

وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

 

Şart üslubunda gelen terkipte şart ismi olan  مَا  mukaddem mef’ûl, müspet muzari fiil sıygasındaki  مَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, şarttır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

تُنْفِقُوا  fiiline müteallik olan خَيْرٍ ‘ deki nekrelik kıllet nev ve tazim ifade eder.

Şartın  فَ  karinesiyle gelen cevabı olan  فَلِاَنْفُسِكُمْ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  فَلِاَنْفُسِكُمْ , takdiri  هو  olan mukadder mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda, haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

  وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ


وَ  itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)

Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  مَٓا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan kasr, cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur. İnfak Allah’ın rızasını gözetmeye kasredilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf olan  ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِ  ifadesinde, Allah ismine muzâf olan  ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ, tazim edilmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Allah’ın yüzü ifadesinde mecaz vardır. وَجۡهِ [Yüz] kelimesi rıza, anlamında kullanılmıştır. Cüziyet alakasıyla mecâz-ı mürsel veya rıza manasında kinayedir. Çünkü insanın hoşnutluğu veya hoşnutsuzluğu yüzüne yansır. 

تُنفِقُوا۟ - تُنفِقُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَمَا تُنْفِقُونَ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ اللّٰهِۜ [Yalnızca Allah rızası için infak ediniz.] Yani yaptığınız hayırları sadece bu gaye ile yapınız. Âlimler bu ifade hakkında pek çok yorumda bulunmuşlardır. Bu ifade nehy manasında bir nefiydir. Yasaklama anlamına gelen olumsuz fiil cümlesidir. Ayetin anlamı şudur: Ancak Allah’ın rızası için sadaka verin. Allah’ın veçhini arzulamak ifadesinin anlamı O’nun rızasını talep etmektir. Bu, dilde bilinen bir kullanım şeklidir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ


Cümle, atıf harfi  وَ ‘ la  وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِاَنْفُسِكُمْۜ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubundadaki terkipte müspet muzari fiil sıygasındaki  مَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, şarttır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ismi olan  مَا , mukaddem mef’ûldür. 

فَ  karinesi olmadan gelen  يُوَفَّ اِلَيْكُمْ  şeklindeki cevap cümlesi meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

خَيْرٍ  deki nekrelik, tazim ve kıllet ifade eder.  مِنْ beyaniyyedir. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ' nın mahzuf haline mütealliktir. 

اِلَيْكُمْ ’ deki zamirden hal cümlesi olan  وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin menfi muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.

Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır.

أنْتُمْ , onların haksızlığa uğramadıkları hükmünü takviye, onlara zülmedilmediğinin aksine onların kendi kendilerine zulm ettiklerine dair tenbihi artırmak için fiil cümlesi şeklinde gelen habere takdim edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَيْرٍ -  تُظْلَمُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır. 

وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ  [Size eksik ödenmez.] Bu cümlede itnâb sanatı vardır. Çünkü eksiksiz tam olarak size ulaşır manasına gelen  يُوَفَّ اِلَيْكُمْ  cümlesinden sonra gelmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ [Hayır olarak ne verirseniz, size fazlasıyla ödenir.] Zimmet ehline veya başkalarına, hayır olarak ne verirseniz, bunun karşılığı size fazlasıyla, kat kat verilir. O halde bunu en güzel bir şekilde vermeniz için başka bir yola başvurmanıza, cimrilik etmenize gerek yoktur. En güzel yol varken, kötü yola girmeyin. [Siz haksızlığa uğratılmayacaksınız.] Size kat kat verilmesi vaad olunan sevap ve ecrinizden herhangi bir eksiltmeye gidilmeyecektir. Bu konuda size zulmedilmeyecek, haksızlık da yapılmayacaktır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

O halde infak ettiğimiz kişiden bir beklentide bulunmayalım.