Bakara Sûresi 280. Ayet

وَاِنْ كَانَ ذُوعُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  ٢٨٠

Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنْ eğer (borçlu)
2 كَانَ ise ك و ن
3 ذُو (içinde)
4 عُسْرَةٍ darlık ع س ر
5 فَنَظِرَةٌ beklemek (lazımdır) ن ظ ر
6 إِلَىٰ kadar
7 مَيْسَرَةٍ bir kolaylığa ي س ر
8 وَأَنْ ve eğer
9 تَصَدَّقُوا sadaka olarak bağışlarsanız ص د ق
10 خَيْرٌ daha hayırlıdır خ ي ر
11 لَكُمْ sizin için
12 إِنْ eğer
13 كُنْتُمْ ك و ن
14 تَعْلَمُونَ bilirseniz ع ل م
 

وَاِنْ كَانَ ذُوعُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ

 

Ayet, atıf harfi وَ ’ la  فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا  cümlesine atfedilmiştir. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ  ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. Burada tam fiil olarak amel etmiştir. Mahallen meczumdur. ذُو , harfle îrab olan beş isimden biri olup, ref alameti و ’ dır. Aynı zamanda muzâftır.  عُسْرَةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

نَظِرَةٌ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, الواجب (Gereken) şeklindedir. اِلٰى مَيْسَرَةٍ  car mecruru mahzuf olan muzafla  نَظِرَةٌ  kelimesine mütealliktir. Takdiri, إلى وقت ميسرة (Kolaylık vaktine kadar) şeklindedir.

وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ [Eğer (borçlu) darlık içinde ise.] ifadesinde ذُو  kelimesinin merfû olmasının iki veçhi vardır:

1. Bu kelime burada كَانَ ’ nin ismidir. Haberi ise hazfedilmiştir. وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ غَرِيمًا لَكُمْ [Eğer darlık içindeki kişi borçlu ise] veya  وَاِنْ كَانَ هُنَاكَ ذُو عُسْرَةٍ [Eğer darlık içinde bir kişi var ise] ya da كَانَ فِيكُم وَ مِنْكُمْ [Aranızda veya sizden darlık içinde bir kişi bulunuyorsa] demek istemiştir. Bu durumda haber önce veya sonra takdir edilebilir.

2. كَانَ  ismiyle birlikte eksiksiz bir mana oluşturan tam bir fiil olarak kabul edilebilir. Bu durumda  هَذَا [Durum şöyledir] şeklinde bir takdir yapılır. وَاِنْ وَقَعَ ذُو عُسْرَةٍ وَاِنْ حَدَثَ ذُو عُسْرَةٍ وَاِنْ وَجَدَ ذُو عُسْرَةٍ  [Eğer darlık sahibi bir kimse olursa, bulunursa] şeklinde anlaşılır. Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes‘ûd  وَاِنْ كَانَ ذَا عُسْرَةٍ  şeklinde okumuşlardır. Bu durumda anlam “Eğer borçlu kişi darlık içerisinde ise” şeklindedir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اَنْ  masdariyyedir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Takdiri, تصدّقكم خير لكم (Tasadduk etmeniz sizin için daha hayırlıdır.) şeklindedir.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَصَدَّقُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.

خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. لَكُمْ  car mecruru خَيْرٌ ’ a veya onun mahzuf sıfatına mütealliktir. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’ ün dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.  

تُمْ  muttasıl zamir  كُنْتُمْ ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْلَمُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ‘ ün haberi olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri, إن كنتم تعلمون فضل التصدّق فتصدّقكم خير لكم. (Eğer tasadduk etmenin faziletini bilirseniz tasadduk etmeniz sizin için daha hayırlıdır.) şeklindedir.

تَعْلَمُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

تَصَدَّقُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  صدق ’ dır. Aslı  تتصدّق  şeklindedir.  تَ  harflerinden biri hazf edilmiştir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

 

وَاِنْ كَانَ ذُوعُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ

 

Ayet, atıf harfi  وَ  ile önceki ayetteki  فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنْ  cezm eden şart harfi, şart üslubundaki terkipte  كَانَ ذُوعُسْرَةٍ  cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. كَانَ  bu cümlede tam fiildir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Müsnedün ileyh olan  ذُوعُسْرَةٍ ‘ in izafetle marife olması az sözle çok anlam ifade etmek içindir.

Rabıta harfi  فَ  ile gelen cevap cümlesi olan  فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ ‘ de îcâz-ı hazif sanatı vardır.  نَظِرَةٌ , takdiri  الواجب  (Gereklidir) olan mahzuf mübtedanın haberidir. Bu takdire göre cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِلٰى مَيْسَرَةٍۜ  car-mecruru  نَظِرَةٌ ‘ e mütealliktir.  مَيْسَرَةٍۜ ‘ un, takdiri  وقت (Zaman) olan muzafı mahzuftur.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

عُسْرَةٍ - مَيْسَرَةٍۜ - نَظِرَةٌ  kelimeleri, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

كَانَ ذُوعُسْرَةٍ  cümlesiyle, فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

عُسْرَةٍ - مَيْسَرَةٍۜ  arasında tıbâk-ı îcab vardır. Bu kelimelerin nekreliği nev ifade eder. 

نَظِرَةٌ  kelimesi ‘bekleme’ demektir, göz ile bekleme arasında bir ilişki kurulmuştur. Yoldan gelecek birini bekleyen kişi sürekli yola bakar. Bu kelimenin kullanımında tecsîm sanatı vardır. 

 

وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ

 

وَ , istînafiyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar  harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَصَدَّقُوا  cümlesi masdar teviliyle mübtedadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

لَكُمْ  car-mecruru  خَيْرٌ ‘ a veya onun mahzuf sıfatına mütealliktir.

[Sâd harfinin şeddesiyle تَصَّدَّقُوا  kıraati esas alınmak üzere] “Sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır” ifadesi ana mallarını ya da bunun bir kısmını zor durumda olan borçlularına sadaka olarak bırakmaları konusunda bir teşviktir. Yine  وَاَنْ تَعْفُٓوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۜ [affetmeniz takvaya daha yakındır] (Bakara 2/237)] ayeti de bu yönde bir teşviktir. Bir görüşe göre; burada “tasaddukta bulunmak” ifadesi ile süre vermek, beklemek kastedilmiştir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl - Fahreddin er-Râzî,Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

 

اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen son cümle, şart üslubundadır. Şart cümlesi olan  كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ , nakıs fiil  كَانَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’ nin haberi olan  تَعْلَمُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

كَانَ ’ nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna veya geçmişte mûtat olarak yapılan ve âdet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından âdet haline getirmiştir. (Arap Dilinde  كَان  Fiili Ve Kur’an’da Kullanımı M. Vecih Uzunoğlu)

كَانَ - كُنتُمۡ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

كَان ’ nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 103)

Öncesinin delaletiyle takdiri  فافعلوه  (hemen yapın) olan cevap cümlesi hazf edilmiştir. Dolayısıyla cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart cümlesinin cevabı Kur’an’da çoğu yerde olduğu gibi mahzuftur, öncesinin delaletinden mana anlaşılır.

Kur'an-ı Kerim’de birçok yerde muhatabın uyanık, enerjik, şuurlu olması için şartın cevabı zikredilmemiştir. Adeta ondan bu boşluğu lügavi açıdan doldurması ve bununla kelam arasındaki farkı değerlendirmesi istenir. Bu takdir onun îcâzına olan yakînlığı arttırır. Sanki bu ayetler Kur'an'daki duraklardır. Okuyucu tedebbür etmek ve yakînini arttırmak için yolculuğuna burada biraz ara verir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mim Sûreleri Belâği Tefsiri, Ahkaf/10, c. 7, S. 117)

تَعْلَمُونَ  fiilinin mef’ûlu, kendisinden önceki kelimenin delaletiyle mahzuftur. Fiilin lâzım fiilerden sayılması da mümkündür. Yani, “eğer siz ilim ve tefekkür ehli iseniz.’’ manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Ankebut/16)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2. Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.

3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir.  إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ  “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme.” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  ِyani, bunun sizin için daha iyi olduğunu bilseniz ve bununla amel etseniz. Burada bilgisiyle amel etmeyen kimse, bilgi sahibi olsa da, bilgisizmiş gibi değerlendirilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)