وَاتَّقُوا يَوْماً تُرْجَعُونَ ف۪يهِ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ۟ ٢٨١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاتَّقُوا | sakının |
|
| 2 | يَوْمًا | şu günden |
|
| 3 | تُرْجَعُونَ | döndürüleceğiniz |
|
| 4 | فِيهِ | onda |
|
| 5 | إِلَى |
|
|
| 6 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 7 | ثُمَّ | sonra |
|
| 8 | تُوَفَّىٰ | tastamam verilecektir |
|
| 9 | كُلُّ | her |
|
| 10 | نَفْسٍ | kişiye |
|
| 11 | مَا | ne |
|
| 12 | كَسَبَتْ | kazandıysa |
|
| 13 | وَهُمْ | ve onlara |
|
| 14 | لَا |
|
|
| 15 | يُظْلَمُونَ | haksızlık edilmeyecektir |
|
Bu ayetin en son nazil olan ayet olduğu iddia edilmiştir.
وَاتَّقُوا يَوْماً تُرْجَعُونَ ف۪يهِ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfi veya istînâfiyyedir. اتَّقُوا fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. يَوْمًا mef'ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تُرْجَعُونَ cümlesi, يَوْمًا ’ in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
تُرْجَعُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ car mecruru تُرْجَعُونَ fiiline mütealliktir. اِلَى اللّٰهِ car mecruru تُرْجَعُونَ fiiline mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ cümlesi, atıf harfi ثُمَّ ile تُرْجَعُونَ fiiline matuftur. Rabıta mukadderdir. Takdiri, توفّى فيه şeklindedir.
تُوَفّٰى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. كُلُّ naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. نَفْسٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَسَبَتْ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَسَبَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. Aid zamiri mahzuftur. Takdiri, كسبته şeklindedir.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dır. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
تُوَفّٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi وفي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ۟
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا يُظْلَمُونَ۟ haber olarak mahallen merfûdur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُظْلَمُونَ۟ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal.(Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاتَّقُوا يَوْماً تُرْجَعُونَ ف۪يهِ اِلَى اللّٰهِ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayet, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mef’ûl olan يَوْماً ‘ deki nekrelik tazim içindir.
تُرْجَعُونَ ف۪يهِ اِلَى اللّٰهِ cümlesi, nasb mahallinde يَوْمًا için sıfattır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlede muzari fiil meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.
Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi,tecrîd sanatıdır.
تُرْجَعُونَ fiiline müteallik olan car-mecrur ف۪يهِ’ deki ف۪ٓي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi ف۪ٓي harfinde zarfiyyet anlamı vardır. يَوْماً lafzına dönen zamire dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Gün içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Gün ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.
يَوْمًا ’ deki tenvin tazim ifade eder. O günden maksat kıyamet günüdür. Günün nekre (belirsiz) olarak zikredilmesi, vehamet ve büyüklüğünü ihsas ettirmek içindir. Sakınma (ittika) nın kıyamet günü ile alakalandırılmasi, onun şiddetli ve korkunç hallerinden sakındırmak (tahzir) içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Âdil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1622)
Bu ayet-i kerime riba ile alışveriş yapan zengin, kudretli ve etrafı çok olan ekâbirler hakkındadır. Genel olarak bu kimseler, servetleri ile insanlara hükümran olmak istemişlerdir. Bu sebeple riba (faiz)'den ve insanların mallarını diğer batıl yollarla alıp yemekten vazgeçsinler diye, bunlar için çok şiddetli bir tehdit ve vaîd gerekmiştir. İşte Allahu Teâlâ bu ayetle onları tehdit etmiş ve onları en şiddetli bir biçimde korkutmuştur. İbn Abbas (r.a), bu ayetin Hazret-i Peygamber (s.a.v)'e en son inen ayet olduğunu söylemiştir. Çünkü Hazret-i Peygamber(s.a.v) haccederken, Kelâle ayeti diye bilinen (Nisa, 176) ayeti nazil olmuştur. Daha sonra O, Arafatta vakfede iken "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım" (Mâide.3) ayeti, daha sonra da (tefsir ettiğimiz) bu ayet nazil olmuş ve Cebrail (aleyhisselam), "Ya Muhammed, bu ayeti Bakara sûresinin 280. ayetinin peşine koy" demiştir. Hazret-i Peygamber (s.a.v), bu ayetin nüzulünden sonra ancak seksen bir gün yaşamıştır. Bu müddetin yirmi bir gün, veya yedi gün, veyahut da üç saat olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تُرْجَعُونَ fiili hem mâlûm / etken, hem de meçhul / edilgen olarak okunmuştur.(Zemahşeri , Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ
Cümle, tertip ve terahi ifade eden atıf harfi ثُمَّ ile وَاتَّقُوا يَوْماً cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında zaman bakımından ortaklık mevcuttur. İnşâ cümlesinden haber cümlesine iltifat sanatı vardır.
تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ cümlesi müsbet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تُوَفّٰى fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, soru; 127)
Muzafun ileyh olan نَفْسٍ ‘ deki nekrelik kesret, cins ve umum ifade eder.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’ nın sılası olan كَسَبَتْ cümlesi, müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
كُلُّ نَفْسٍ [her nefs, herkes] genellemesi, kıyamet gününün korkunçluğunu ziyadesiyle ifade etmek içindir. Yani kıyamet günü herkese hayır veya şer her ne yaptıysa, bütün yaptıklarının karşılığı tam olarak verilecek ve hiç kimse haksızlığa uğratılmayacaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ۟
Ayetin son cümlesine dahil olan وَ , haliyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidai kelamdır. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eden ıtnâb sanatıdır. Munfasıl zamir هُمْ müsnedün ileyh, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan لَا يُظْلَمُونَ۟ cümlesi, müsneddir. Müsnedin menfî muzari sıygada gelmesi hükmü takviye, tecessüm, teceddüt ve istimrar ifade eder.
Ayetin başındaki muhatap zamirinden, gaib zamirine iltifat sanatı vardır.
تُوَفّٰى - يُظْلَمُونَ۟ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَا يُظْلَمُونَ fiil meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef'ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Ayrıca bu bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûreti İbrahim, s. 127)
Bu cümle Kur’ân’da 11 kez tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, S. 314)
Bu ayetlerde fail Allah Teâlâ'dır. Çünkü eksiksiz, tam olarak vermek, sadece O'nun yapabileceği bir şeydir. Zaten bu makamda O'nun dışında kimse akla gelmez.
Bu cümlede zamir, müminlerden ve kâfirlerden oluşan iki farklı grubu ifade eder. Bazı kitaplarda yazılı olduğu gibi cezayı hak eden tek bir grup kastedilmemiştir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.226)
Bu cümle, 272. ayetin fasılasına benzer. لَا يُظْلَمُونَ۟ ifadeleri arasında tekrir ve reddü’l acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.