يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ ٤٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا بَنِي | oğulları |
|
| 2 | إِسْرَائِيلَ | İsrail |
|
| 3 | اذْكُرُوا | hatırlayın |
|
| 4 | نِعْمَتِيَ | ni’metimi |
|
| 5 | الَّتِي | ki |
|
| 6 | أَنْعَمْتُ | ni’metlendirdim |
|
| 7 | عَلَيْكُمْ | sizi |
|
| 8 | وَأَنِّي | ve şüphesiz |
|
| 9 | فَضَّلْتُكُمْ | sizi üstün kıldım |
|
| 10 | عَلَى | üzerine |
|
| 11 | الْعَالَمِينَ | alemler |
|
Aslında tevhid inancında olan bütün kavimler bulundukları çağda üstün sayılmışlardır. Üstünlük tevhid inancından gelir.
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ
يَا nida harfidir. بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ münadadır. بَن۪ٓي muzaf olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti ى ’dir. İzafetten dolayı ن harfi mahzuftur. اِسْرَٓاء۪يلَ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. Nidanın cevabı اذْكُرُوا 'dur.
Fiil cümlesidir. اذْكُرُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. نِعْمَتِيَ mef‘ûlün bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamir يَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الَّت۪ٓي müfred müennes has ism-i mevsûl نِعْمَتِيَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اَنْعَمْتُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَنْعَمْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْكُمْ car mecruru اَنْعَمْتُ fiiline mütealliktir. اَنّ۪ ve masdar-ı müevvel atıf harfi وَ ‘la نِعْمَتِيَ ‘ye matuftur.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
ي mütekellim zamiri أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. فَضَّلْتُكُمْ cümlesi, أَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
فَضَّلْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَى الْعَالَم۪ينَ car mecruru فَضَّلْتُكُمْ fiiline müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
اَنْعَمْتُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نعم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَضَّلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi فضل ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nidanın cevabı olan اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
نِعْمَتِيَ için sıfat konumunda olan müfret müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ٓي ‘nin sılası olan اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Veciz ifade kastına matuf نِعْمَتِيَ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan نِعْمَتِ , tazim ve şeref kazanmıştır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi اَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَ , masdar tevilinde, نِعْمَتِيَ ‘ye atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.
Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنّ۪ي ‘nin haberi فَضَّلْتُكُمْ ‘dur. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
نِعْمَتِيَ - اَنْعَمْتُ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Kur’an-ı Kerim’de بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ ’e nida çok sayıda ayette geçmektedir. Bu ismin ilk defa geçtiği 40. ayetle bu ayet arasında tekrir ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Bu tekrar, tekid içindir.
Kur’an’da Yahudiler ismi de geçer ama daha çok بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ geçmiştir.
Yahudi: Yahuda adında bir fakihe mensup demektir.
İsrail: Allah’ın temiz ve seçkin kulu demektir. (Yakup (as)’ın bir ismi de İsrail) Yakup (a.s)’ın temizliği vurgulanmış, ümmetinin de ona uygun hareket edip iman etmeleri teşvik edilmiştir.
بَن۪ٓي , kelimesinin aslı بَنُونَ 'dir. اِبْن kelimesinin çoğuludur. Mef‘ûl olunca بَن۪ٓينَ şeklindedir. Muzâf olunca da نَ harfi düşmüştür. Burada bir nida var, nidadan sonra gelen kelime nasb olmuştur. Genelde Kur’an’da bu kelime nasb durumdadır. Çünkü hep hitap şeklinde gelmiştir. Sadece bir yerde بَنُوا olarak geçer. O da Yûnus/90 ayetidir: قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓاء۪يلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ [(Firavun:) «Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı’dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım!» dedi.]
Nimeti hatırdan çıkarmamalarının istenmesinden maksat, bu nimetlere önem vermeleri, tazim etmeleri, şükrünü eda etmekten geri durmamaları ve o nimetleri veren kudrete itaat etmeleridir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
نِعْمَتِيَ [Benim nimetim] izafetinde nimet kelimesinin Allah'a izafesinde, nimetin değerinin büyüklüğüne, bolluğuna ve güzelliğine işaret vardır. Çünkü bu tür izafet, Allah'a izafe edilen şeyin şereflendirildiğini gösterir. بيت الله (Allah'ın evi), ناقة الله (Allah'ın devesi) izafetlerinde olduğu gibi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ ibaresi Fatiha’da ve 40. ayette de geçmiştir. Bu ayetler arasında tekrir ve reddü'l- acüz ale’s- sadr sanatları vardır. Oradan buraya kadar olan bölümde anlatılanları hatırlatır. ‘’Şimdi bu ayetimi anla’’ demektir.
Ayetin sonunda وَ ’la gelen masdar-ı müevvel, نِعْمَتِيَ ’ye atfedilmiştir.
واني فضلتكم علي العالمين cümlesi mükemmeliyet ifade etmek için, hususî olan bir şeyin umumî olan bir şeye atfı kabilindendir. Çünkü âlemlere üstün kılma nimeti, daha önce umumî olarak zikredilmiş olan nimetin içinde zaten vardır. Yüce Allah, "nimetimi hatırlayın" dediğinde, bütün nimetler kastedilmiştir. "Ben sizi üstün kıldım" ifadesi ona atfedilmiştir. Bu atıf, hususî bir şeyin umumî bir şeye atfı kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
عَلَى الْعَالَم۪ينَ “çok büyük insan topluluklarına” demektir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)