وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ ٥٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذْ | ve hani |
|
| 2 | قُلْتُمْ | demiştiniz |
|
| 3 | يَا مُوسَىٰ | Musa |
|
| 4 | لَنْ |
|
|
| 5 | نُؤْمِنَ | inanmayız |
|
| 6 | لَكَ | sana |
|
| 7 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 8 | نَرَى | görünceye |
|
| 9 | اللَّهَ | Allah’ı |
|
| 10 | جَهْرَةً | açıkça |
|
| 11 | فَأَخَذَتْكُمُ | derhal sizi yakalamıştı |
|
| 12 | الصَّاعِقَةُ | yıldırım gürültüsü |
|
| 13 | وَأَنْتُمْ | siz de |
|
| 14 | تَنْظُرُونَ | bunu görüyordunuz |
|
Tövbe kavramı insana nisbet edildiğinde günah ve mâsiyetten itaate dönmeyi anlatır. Buradaki mâsiyet küfür ve inkârdan başlayıp küçük günahlara kadar iner.
Kulun dönüşü hem kalp hem fiil açısından gerçekleşir.
Kalbin dönüşü Allah’a yönelik olmak üzere saygıya (takvâ) bürünmüş sevgi yoluyla olur ve pişmanlık duygusu, bir daha tekrar etmeme niyetini de kapsar.
Allah’a nisbet edildiğinde ise kelimenin kök anlamı Allah’ın gazabının rıza ve muhabbete dönüşmesi biçiminde anlaşılır.
Nitekim bir âyette Allah’ın tövbe edenleri sevdiği ifade edilmiştir (el-Bakara 2/222).
Birçok kaynakta yer alan bir hadiste Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
Kulun tövbe etmesinden Cenâb-ı Hakk’ın duyduğu hoşnutluğun (ferah), yiyecek içeceğini ve her şeyini taşıyan devesini çölde kaybeden bir kişinin onu bulduğunda duyduğu sevinçten çok daha fazla olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, “Daʿavât”, 4; Müslim, “Tevbe”, 1-8).
Buşeyr ibn Ka'b el-Adevî şöyle demiştir: Bana Şeddâd ibn Evs (R) tahdîs etti ki, Hz.Peygamber (Sav) şöyle buyurmuştur:
Yâ Allah! Benim Rabb'im Sen'sin. Sen'den başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen'in kulunum ve gücüm yettiği kadar ezelde Sana verdiğim ahd ve va'd üzere sabitim. İşlediğim günâhların şerrinden Sana sığınırım. Bana ihsan eylediğin ni'metlerini i'tirâf ederim, günâhımı da i'tirâf ederim. Benim günâhlarımı mağfiret eyle! Şu muhakkak ki, günâhları Sen'den başkası mağfiret edemez!
Bu duadaki bir inceliğe dikkat edelim:
‘İşlediğim günahların şerrinden sana sığınırım..’
Burada kişi gunah işleyip tevbe etmiş olabilir ve tevbesi kabul olmuş olabilir. Ancak o günahın şerri kalıyor olabilir.
Bu ne demektir? Meselaçcok yediniz, israf ettiniz, kendinize zulmetmiş oldunuz. Ancak Allah’a tevbe edip af dilediniz, tevbeniz kabul olmuş, işlediğiniz günah silinmiş olabilir, ancak o günahın şerri olan şişmanlık sizde kalmıştır.
Yada çocuğumuzu yetiştirirken hatalı davranışlarımız oldu, bundan dolayı Allahtan af diledik ve kabul oldu ancak yaptığımız hatalı davranışların neticesinde asi bir çocuğumuz oldu, işte bu duanın bu incelikli kısmında bundan bahsediyor efendimiz..
Yaptıklarımızın şerrinden de koru bizi ya Rab!!! (Fatma Bayram tefsir notlari)
Musa a.s.: Ey kavmim diyor, kendisi de o kavmin içinden. Ama Firavun kavmine hiç “ey kavmim” demiyor çünkü o onların içinden değildir.
Kavim kelimesi ayakğa kalktı manasındaki qâme fiilinden gelir. Kavimde de birbirine tutunan, birbirine destek olan, birbirini ayakta tutan manaları vardır. Musa as “ya kavmi” derken aralarındaki bu yakınlığı hatırlatarak ona mukabil dediğini yapmalarını istiyor. Kendisinin onlardan olduğunu hatırlatıyor. Birbirlerini desteklediklerini ifade etmiş oluyor. “Ya kavmi” hitaplarının hepsinde bu manayı düşünmeliyiz.
İttehaze fiili iki meful alır. Burada biri var, biri yoktur. Mealde ‘’Buzağıyı tanrı edindiniz’’ yazılıdır. İkinci mefulü alimler takdir ediyorlar. Bazıları da buzağıyı uydurdunuz, şekillendirdiniz, yarattınız manalarını vermiştir.
Birçok kaynakta yer alan bir hadiste Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:
Kulun tövbe etmesinden Cenâb-ı Hakk’ın duyduğu hoşnutluğun (ferah), yiyecek içeceğini ve her şeyini taşıyan devesini çölde kaybeden bir kişinin onu bulduğunda duyduğu sevinçten çok daha fazla olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, “Daʿavât”, 4; Müslim, “Tevbe”, 1-8).
Buşeyr ibn Ka'b el-Adevî şöyle demiştir: Bana Şeddâd ibn Evs (R) tahdîs etti ki, Hz.Peygamber (Sav) şöyle buyurmuştur:
Yâ Allah! Benim Rabb'im Sen'sin. Sen'den başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen'in kulunum ve gücüm yettiği kadar ezelde Sana verdiğim ahd ve va'd üzere sabitim. İşlediğim günâhların şerrinden Sana sığınırım. Bana ihsan eylediğin ni'metlerini i'tirâf ederim, günâhımı da i'tirâf ederim. Benim günâhlarımı mağfiret eyle! Şu muhakkak ki, günâhları Sen'den başkası mağfiret edemez!
Kavim kelimesi ayağa kalktı manasındaki qâme fiilinden gelir.
Kavimde de birbirine tutunan, birbirine destek olan, birbirini ayakta tutan manaları vardır.
Musa as “ يَا قَوْمِ ” derken aralarındaki bu yakınlığı hatırlatarak ona mukabil dediğini yapmalarını istemektedir. Kendisinin onlardan olduğunu hatırlatarak birbirlerini desteklediklerini ifade etmiş olur. “Ya kavmi” hitaplarının hepsinde bu manayı düşünebiliriz.
وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Zaman zarfı اِذْ, takdiri أذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. قُلْتُمْ ile başlayan fiili cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قُلْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl, nida ve cevabıdır. قُلْتُمْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. مُوسٰي münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. Gayri munsariftir. Nidanın cevabı لَنْ نُؤْمِنَ ’ dur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz müstakbele çeviren harftir.
نُؤْمِنَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. لَكَ car mecrur نُؤْمِنَ fiiline mütealliktir.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. نَرَى muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, حَتّٰى harf-i ceriyle نُؤْمِنَ fiiline mütealliktir.
نَرَى elif üzere mukadder fetha ile mansub muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. اللّٰهَ lafza-i celâl, mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. جَهْرَةً lafza-i celâlin hali olup fetha ile mansubdur. Takdiri, تراه ظاهرا (Açık şekilde görürsün) şeklindedir.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Burada harf-i cer olarak kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُؤْمِنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ
Fiil cümlesidir. فَ sebebi müsebbebe atfeden atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخَذَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir كُمُ mukaddem mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. الصَّاعِقَةُ fail olup damme ile merfûdur.
وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. تَنْظُرُونَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
تَنْظُرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً
Zaman zarfı اِذْ , önceki ayetteki zaman zarfına matuftur.
Müspet mazi fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.
قُلْتُمْ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا مُوسٰى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى cümlesi, nida üslubunda talebi inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır. Muzariye asla manası kazandıran لَنْ edatı tekit ifade eder.
Zaman ismi olan إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Hac/26)
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile birlikte نُؤْمِنَ fiiline mütealliktir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَرَى fiilinde irsâd sanatı vardır.
جهرةً kelimesi hal olduğundan konuya açıklık getirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Önceki ayette لِقَوْمِه۪ [Kavmine] ifadesinden sonra bu ayette قُلْتُمْ [Dediniz] sözüne geçişte, gaibten muhataba iltifat vardır.
Açık olarak ayan-beyan görmedikçe manasında gelen جَهْرَةً kelimesi, masdariyet üzere mansupdur. Yahut da نَرَى fiilinden hal olarak mansubdur. Yani ‘açık bir halde’ demektir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
حَتّٰى edatı, “olumsuz fiillerden ve yasak ifadelerinden sonra kullanıldığında, olumsuzluğun kalktığı ve yasağın sona erdiği sınırı ifade eder. Ayette bu anlamdadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu,Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)
فَاَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
Cümle atıf harfi فَ ile nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında, lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اَخَذَ fiilinin الصَّاعِقَةُ kelimesine isnadı mecaz-ı aklîdir. Fiilde gerçek fail yıldırım değil, Allah Teâlâ’dır.
الصَّاعِقَة ’ dan maksat, ölümdür. Başka bir yoruma göre bu, gökten gelip onları yakan bir ateştir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
Hal وَ ’ıyla gelen اَنْتُمْ تَنْظُرُون cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَرَى - جَهْرَةً - تَنْظُرُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.