Bakara Sûresi 54. Ayet

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُٓوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْۜ فَتَابَ عَلَيْكُمْۜ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ  ٥٤

Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ ve hani
2 قَالَ demişti ki ق و ل
3 مُوسَىٰ Musa
4 لِقَوْمِهِ kavmine ق و م
5 يَا قَوْمِ kavmim ق و م
6 إِنَّكُمْ şüphesiz sizler
7 ظَلَمْتُمْ zulmettiniz ظ ل م
8 أَنْفُسَكُمْ kendinize ن ف س
9 بِاتِّخَاذِكُمُ (tanrı) edinmekle ا خ ذ
10 الْعِجْلَ buzağıyı ع ج ل
11 فَتُوبُوا gelin tevbe edin de ت و ب
12 إِلَىٰ
13 بَارِئِكُمْ yaratıcınıza ب ر ا
14 فَاقْتُلُوا ve öldürün ق ت ل
15 أَنْفُسَكُمْ nefislerinizi ن ف س
16 ذَٰلِكُمْ bu
17 خَيْرٌ daha iyidir خ ي ر
18 لَكُمْ sizin için
19 عِنْدَ katında ع ن د
20 بَارِئِكُمْ yaratıcınız ب ر ا
21 فَتَابَ tevbenizi kabul buyurmuş olur ت و ب
22 عَلَيْكُمْ sizin
23 إِنَّهُ şüphesiz
24 هُوَ O
25 التَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir ت و ب
26 الرَّحِيمُ merhametlidir ر ح م
 

Tövbe kavramı insana nisbet edildiğinde günah ve mâsiyetten itaate dönmeyi anlatır. Buradaki mâsiyet küfür ve inkârdan başlayıp küçük günahlara kadar iner.

Kulun dönüşü hem kalp hem fiil açısından gerçekleşir.

Kalbin dönüşü Allah’a yönelik olmak üzere saygıya (takvâ) bürünmüş sevgi yoluyla olur ve pişmanlık duygusu, bir daha tekrar etmeme niyetini de kapsar.

Allah’a nisbet edildiğinde ise kelimenin kök anlamı Allah’ın gazabının rıza ve muhabbete dönüşmesi biçiminde anlaşılır.

Nitekim bir âyette Allah’ın tövbe edenleri sevdiği ifade edilmiştir (el-Bakara 2/222).

Birçok kaynakta yer alan bir hadiste Hz. Peygamber sav şöyle buyurmuştur:

Kulun tövbe etmesinden Cenâb-ı Hakk’ın duyduğu hoşnutluğun (ferah), yiyecek içeceğini ve her şeyini taşıyan devesini çölde kaybeden bir kişinin onu bulduğunda duyduğu sevinçten çok daha fazla olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, “Daʿavât”, 4; Müslim, “Tevbe”, 1-8).

Buşeyr ibn Ka'b el-Adevî şöyle demiştir: Bana Şeddâd ibn Evs (R) tahdîs etti ki, Hz.Peygamber (Sav) şöyle buyurmuştur:

Yâ Allah! Benim Rabb'im Sen'sin. Sen'den başka ilâh yok­tur. Beni Sen yarattın. Ben Sen'in kulunum ve gücüm yettiği kadar ezelde Sana verdiğim ahd ve va'd üzere sabitim. İşlediğim günâhla­rın şerrinden Sana sığınırım. Bana ihsan eylediğin ni'metlerini i'tirâf ederim, günâhımı da i'tirâf ederim. Benim günâhlarımı mağfiret ey­le! Şu muhakkak ki, günâhları Sen'den başkası mağfiret edemez!

Bu duadaki bir inceliğe dikkat edelim:
‘İşlediğim günahların şerrinden sana sığınırım..’

Burada kişi gunah işleyip tevbe etmiş olabilir ve tevbesi kabul olmuş olabilir. Ancak o günahın şerri kalıyor olabilir.
Bu ne demektir?  Meselaçcok yediniz, israf ettiniz, kendinize zulmetmiş oldunuz. Ancak Allah’a tevbe edip af dilediniz, tevbeniz kabul olmuş, işlediğiniz günah silinmiş olabilir, ancak o günahın şerri olan şişmanlık sizde kalmıştır.
Yada çocuğumuzu yetiştirirken hatalı davranışlarımız oldu, bundan dolayı Allahtan af diledik ve kabul oldu ancak yaptığımız hatalı davranışların neticesinde asi bir çocuğumuz oldu, işte bu duanın bu incelikli kısmında   bundan bahsediyor efendimiz..
Yaptıklarımızın şerrinden de koru bizi ya Rab!!! (Fatma Bayram tefsir notlari)

Musa a.s.: Ey kavmim diyor, kendisi de o kavmin içinden. Ama Firavun kavmine hiç “ey kavmim” demiyor çünkü o onların içinden değildir.

Kavim kelimesi ayağa kalktı manasındaki qâme fiilinden gelir. Kavimde de birbirine tutunan, birbirine destek olan, birbirini ayakta tutan manaları vardır. Musa as “ya kavmi” derken aralarındaki bu yakınlığı hatırlatarak ona mukabil dediğini yapmalarını istiyor. Kendisinin onlardan olduğunu hatırlatıyor. Birbirlerini desteklediklerini ifade etmiş oluyor. “Ya kavmi” hitaplarının hepsinde bu manayı düşünmeliyiz.

İttehaze fiili iki meful alır. Burada biri var, biri yoktur. Mealde ‘’Buzağıyı tanrı edindiniz’’ yazılıdır. İkinci mefulü alimler takdir ediyorlar. Bazıları da buzağıyı uydurdunuz, şekillendirdiniz, yarattınız manalarını vermiştir.

 

  Sözlükte “geri dönmek, rücû etmek” anlamındaki tevb (tevbe, metâb) kökünden türeyen tevvâb “dönüş yapan, bu eylemi nicelik ve nitelik açısından çokça gerçekleştiren” mânasına gelir.

  Terim olarak tevvâb insan için kullanıldığında “çok tövbe eden”, Allah’a nisbet edildiğinde “tövbeleri çok kabul eden” demektir. (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “tvb” md.; Lisânü’l-ʿArab, “tvb” md.).

  
 

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُٓوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  olan mahzuf fiile mütealliktir. قَالَ  ile başlayan fiili cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. مُوسٰى  fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. Mekulü’l-kavl  يَا قَوْمِ ‘ dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. لِقَوْمِ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَا  nida harfidir. Münada olan  قَوْمِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ ’ dir.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

كُمْ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. ظَلَمْتُمْ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

ظَلَمْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بِاتِّخَاذِ  car mecruru  ظَلَمْتُمْ ’e mütealliktir.  بِ  harfi ceri sebebiyyedir. بسبب اتخاذكم (edinmeniz sebebiyle) anlamındadır. الْعِجْلَ  masdar  اتِّخَاذِ ‘nin mef’ulün bihi olarak fetha ile mansubdur. İkinci mef’ûlün bih mahzuftur. Takdiri, إلها  şeklindedir.

فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan rabıtadır. Mukadder şartın cevabıdır. Takdiri, إن أردتم عفو الله وغفرانه فتوبوا إليه (Allah’ın affetmesini ve mağfiret etmesini istedinizse muhakkak ki O, onun tövbesini kabul eder.) şeklindedir.

تُوبُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  اِلٰى بَارِئِ  car mecruru  تُوبُٓوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir   كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اقْتُلُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Masdar; bir iş, bir oluş, bir durum bildiren ve zamanla ilgili olmayan kelimelerdir. Masdarlar fiil gibi zamanla ilgileri olmadığından isimdirler.

Masdarın fiil gibi amel şartları şunlardır: 1.Tenvinli olmalıdır.  2. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.3. Masdarın failine muzaf olmalıdır. 4. Masdarın mefulüne muzaf olmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir.Bu amel şartlarından birini taşıyan masdar kendisinden sonra fail veya mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْۜ فَتَابَ عَلَيْكُمْۜ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  كُمْ  ise muhatap zamiridir. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

لَكُمْ  car mecruru  خَيْرٌ ’ a mütealliktir. عِنْدَ  mekân zarfı  خَيْرٌ  ‘a mütealliktir.  بَارِئِكُمْۜ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

تَابَ  atıf harfi  فَ  ile mukadder cümleye matuftur. Takdiri, فعلتم فتاب عليكم. (Böyle yaptınız ve Allah’ta tövbenizi kabul etti.) şeklindedir. 

فَ  atıf harfidir. تَابَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  عَلَيْكُمْۜ car mecruru  تَابَ ’ye mütealliktir. 

خَيْرٌ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَارِئِ , sülâsi mücerredi  برأ  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ

 

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. هُوَ  fasıl zamiridir. التَّوَّاب kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.  الرَّح۪يمُ  ikinci haber olup damme ile merfûdur.  

Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir. Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

التَّوَّابُ - الرحيم , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ 

Zaman zarfı  اِذْ , önceki ayetteki zaman zarfına matuftur.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا قَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ  cümlesi, nida üslubunda talebi inşâî isnaddır.

Münada olan  قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir.

Nidanın cevabı olan  اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

اِنَّ ‘nin haberi olan  ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye hudus, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَوْمِ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Zaman ismi olan  إذ ’in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

فَتُوبُٓوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ

 

فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap cümlesi olan  فَتُوبُٓوا اِلٰى بَارِئِكُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, … إن أردتم عفو الله وغفرانه  (Allah’ın affetmesini ve mağfiret etmesini istedinizse) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

بَارِئِكُمْ  izafetinde esma-i hüsnadan olan  بَارِئِ ‘nin zalimlere ait zamire muzâf olmasında, Allah’ın yaratıcı kudretini onlara hatırlatma manası vardır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَاقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile şartın cevabına atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اَنْفُسَ - كُمْ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Ebüssuûd şöyle der:  فَتُوبُٓوا اِلٰى بَارِئِكُمْ  ifadesinde onların cehalet ve sapkınlıkta son derece ileri gittiklerini göstermek için yaratıcı manasına gelen  البَارِئِ  kelimesi zikredilmiştir. Çünkü onlar, latif hikmeti ile kendileri­ni yaratan alîm ve hakîm olan Allah'a ibadeti bırakıp, aptallıkla örnek gösterilen sığıra tapmışlardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

فَاقْتُلُٓوااَنْفُسَكُمْۜ  cümlesinde mecaz-ı mürsel vardır. (https://tafsir.app/iraab-aldarweesh/2/54)

Ayetteki  فَاقْتُلُٓوااَنْفُسَكُمْۜ  ifadesi zahirine göre anlaşılmıştır ki kendini paralamak, helak etmek demektir. Bir görüşe göre ise, birbirlerini öldürmeleri anlamında olup buzağıya tapınmayanların, tapınanları öldürmeleri emredilmektedir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Burada "yaradan" diye meali verilen  البَارِئِ  kelimesi (yaratıcı demek olan) hâlık anlamında olmakla birlikte, aralarında bir fark vardır. Şöyle ki: البَارِئِ, yoktan var eden ve meydana getiren demektir. الخالق  ise bir durumdan bir başka duruma takdir eden ve aktaran demektir. البرية, yaratıklar, mahlukat demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Bu ayette art arda kullanılan  ف  harfleri arasındaki fark nedir?’ dersen, şöyle derim: فتبوا الى بارءكم -  فقتلوا أنفسكم -  فتاب عليكم  ifadesinde birinci  ف , sadece sebep ifade eder, çünkü tövbenin sebebi zulümdür. İkincisi ise takip içindir, çünkü anlam “Tövbede kararlılık gösterin ve birbirinizi öldürün” şeklindedir. Yani Allah Teâlâ onların tövbelerini, birbirlerini öldürmek kılmıştır. Bu öldürmenin, onların tövbelerinin tamamlanması olması da mümkündür. Böylece mana; “Tövbenizin tamamlanması olarak, tövbeyi takiben birbirinizi öldürün” şeklinde olur. Üçüncü  ف  ise, hazfedilmiş bir kelimeye mütealliktir. Bu ifade de ya Musa (a.s.)’ın onlara söylemiş olduğu söz içerisinde yer almaktadır -ki bu durumda hazfedilmiş bir şarta taalluk eder ve cümle sanki “Siz böyle yaparsanız, O da tevbenizi kabul eder” şeklindedir- ya da Allah Teâlâ’dan onlara yönelik bir hitap olup; “Musa’nın size emrettiği şeyi yaptınız, yaradanınız da sizi affetti ” anlamındadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ve Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru; 588)

 ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْۜ فَتَابَ عَلَيْكُمْۜ

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin tecessüm ve cem’ ifade eden işaret ismi  ذلك  ile marife olması, en güzel şekilde temyiz etmek ve tazim içindir. 

Onların yapması gerekene işaret eden  ذٰلِكُمْ ‘de istiare sanatı vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

ذٰلِكَ  ile müşarun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman müşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Duhan/57, c. 5, S. 190) 

خَيْرٌ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

"Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan” anlamında olan  البَارِئِ  isminin ayette tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عِنْدَ بَارِئِكُم  izafetinde  البَارِئِ  ismine muzâf olan  عِنْدَ  şeref kazanmıştır.  كُم  zamirinin  البَارِئِ ismine muzâfun ileyh olması ise, Musa (a.s)’ın kavmine ikaz ve teşvik ifade eder.

فَتَابَ عَلَيْكُمْۜ  cümlesi takdiri  ففعلتم ما أُمِرتم به (Emredildiğiniz şeyi yaptınız) olan mahzuf cümleye atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

عَلَیۡكُمۡۚ  -  لَّكُمۡ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Burada esma-i hüsnadan bir başkası değil de  البَارِئِ  ismi münasip olmuştur. Çünkü onları her türlü çelişkiden uzak yaratan el-Bârî’dir. Bu büyük bir nimettir. Şükrü ve ibadeti, kulluğu O’na tahsis etmeyi gerektirir. Ne zaman ki onlar bunun aksini yapıp buzağıya kulluk ettiler, buzağıyı öldürmeleri istendi. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi s.56)

ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُم  cümlesi; taliliyye cümlesidir. Tövbenin sebebini bildirir ve muhatapları teşvik eder.

 فَتُوبُٓوااِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُٓوااَنْفُسَكُمْۜ  cümleleriyle  فَتَابَ عَلَيْكُمْۜ  cümlesi arasında muhataptan gâibe iltifat sanatı vardır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru; 591)

اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرحيم

Ta’liliyye olarak fasılla gelen bu son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. 

اِنَّ  ve fasıl zamiri ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Bir başka tekid unsuru da haberin marife gelmesidir.  اِنَّ ‘nin haberinin marife oluşu, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve fasıl zamiri, müsnedin marife gelmesi sebebiyle çok sayıda tekid ve tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin haberi olan  التَّوَّابُ  ve  الرَّح۪يمُ۟  vasıflarının  aralarında  وَ  olmadan gelmesi, her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder. 

Allah Teâlâ’ya ait bu iki kelimenin marife olarak gelmesi bu sıfatların onda kemâl derecede olduğunu, aralarında  و  olmadan gelmesi, bu vasıfların her ikisinin birden onda mevcudiyetini gösterir.

الرَّح۪يمُ۟  - التَّوَّابُ  kelimelerinin ayetin konusuyla olan uyumu teşâbüh-i etrâf sanatı, iki sıfatın birbiriyle uyumu mürâât-ı nazîr sanatıdır.

هُوَ  fasıl zamiridir. Bu zamir, tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Ayrıca kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur. Çünkü haber, cümlede sıfattan daha kuvvetli bir rükundur. التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ  kelimeleri de mübalağa kiplerindendir. O, tövbeyi çok çok kabul eden ve rahmeti bol olan demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

فَتَابَ  -  التَّوَّابُ  -  فَتُوبُوۤا۟  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.