وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ ٦٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | ve elbette |
|
| 2 | عَلِمْتُمُ | bilmişsinizdir |
|
| 3 | الَّذِينَ |
|
|
| 4 | اعْتَدَوْا | haddi aşanları |
|
| 5 | مِنْكُمْ | içinizden |
|
| 6 | فِي | -nde |
|
| 7 | السَّبْتِ | cumartesi günü- |
|
| 8 | فَقُلْنَا | işte dedik ki |
|
| 9 | لَهُمْ | onlara |
|
| 10 | كُونُوا | olun |
|
| 11 | قِرَدَةً | maymunlar |
|
| 12 | خَاسِئِينَ | aşağılık |
|
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ل harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
عَلِمْتُمُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمُ fail olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl olan اَلَّذِينَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اعْتَدَوْا ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اعْتَدَوْا mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْكُمْ car mecruru اعْتَدَوْا ‘deki failin mahzuf hâline mütealliktir. فِي السَّبْتِ car mecruru اعْتَدَوْا fiiline mütealliktir. Muzaf mahzuftur. Takdiri, في يوم السبت şeklindedir.
فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ
Fiil cümlesidir. Cümle atıf harfi فَ ile عَلِمْتُمُ ‘e matuftur. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ car mecruru قُلْنَا fiiline mütealliktir. Mekulü’l kavli, كُونُوا قِرَدَةً ‘dir. قُلْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُونُوا nakıs, نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. كُونُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. قِرَدَة kelimesi كُونُوا ’nun haberi olup fetha ile mansubdur. خَاسِئِينَ kelimesi قِرَدَة ‘nin sıfatı olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَاسِـ۪ٔينَ , sülâsi mücerredi خسأ olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır.
مِنْكُمْ ve فِي السَّبْتِ car mecrurları اعْتَدَوْا fiiline mütealliktir.
Mülk suresinde geçen سُبَاتِ kelimesi dinlenmek, ara vermek, mola manasındadır.
سَبتْ cumartesi günü, dinlenme günüdür.
فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ
Cümle, atıf harfi فَ ile عَلِمْتُمُ ‘e atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قُلْنَا fiilinde azamet zamirine iltifat sanatı vardır. Fiilin azamet zamirine isnadı tazim ifade eder.
قُلْنَا fiilinin mekulü’l-kavli olan كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir üslubunda gelen cümle, vaz edildiği anlam dışında teshîr, alay etme ve küçümseme ifade eder. Bu yüzden mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c.5, s. 124)
خَاسِئِينَ kelimesi قِرَدَة için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
خَاسِـ۪ٔينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Allah Teâlâ'nın: كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ sözü, emir değildir. Çünkü onlar kendilerini maymun şekline sokmaya kadir değillerdi. Bu sözden maksat, maymuna dönüşmenin süratli oluşudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada كُونُوا قِرَدَةً emri hakiki manasında olmayıp kendisiyle ihâne (küçümseme) ve tahkir anlamı kast edilmiştir. Bu, teklîfî bir emir değil tekvînî bir emirdir. Burada kastedilen onların maymuna dönüştürülmeleridir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)