وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ ٩٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | Andolsun |
|
| 2 | جَاءَكُمْ | size gelmişti |
|
| 3 | مُوسَىٰ | Musa |
|
| 4 | بِالْبَيِّنَاتِ | apaçık delillerle |
|
| 5 | ثُمَّ | sonra |
|
| 6 | اتَّخَذْتُمُ | (ilah) edinmiştiniz |
|
| 7 | الْعِجْلَ | buzağıyı |
|
| 8 | مِنْ | -ndan |
|
| 9 | بَعْدِهِ | ardı- |
|
| 10 | وَأَنْتُمْ | ve siz |
|
| 11 | ظَالِمُونَ | zalimler olarak |
|
وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ل harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كُمْ mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مُوسٰى fail olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. بِالْبَيِّنَاتِ car mecruru جَٓاءَ fiiline mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اتَّخَذْتُمُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تُمُ fail olarak mahallen merfûdur. الْعِجْلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. İkinci mef’ûlün bih mahzuftur. Takdiri ,إلها şeklindedir. مِنْ بَعْدِ car mecruru اتَّخَذْتُمُ fiiline mütealliktir.
ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذْتُمُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ
وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ hal cümlesi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. ظَالِمُونَ haber olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ظَالِمُونَ , sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ
Ayet atıf harfi وَ ’ la önceki ayetteki فَلِمَ تَقْتُلُونَ أنْبِئاءَ اللَّهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan جَٓاءَكُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِالْبَيِّنَاتِ ile kastedilen İsra/101. ayetinde zikredilen dokuz mucizedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ [Musa, size mucizeler getirdi.] cümlesinde, Hz. Musa'nın mucizeler getirdiğini bildirmekten maksat, peygamberlere tabi olmamaları sebebiyle onları kınamak ve susturmaktır. Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)
اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ cümlesi atıf harfi ثُمَّ ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal وَ ’ıyla gelen وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan ظَالِمُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
اتَّخَذْتُمُ şeklindeki iftial kalıbı “Siz bu işle o kadar çok meşgul oldunuz ki bütün enerjinizi, hizmetinizi buna harcadınız” manasını taşır.
ثُمَّ - بَعْدِ kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.
ثُمَّ iki mana arasında kısa da olsa bir zaman aralığı olduğunu belirtir. Ayetteki ثُمَّ zaman itibarı ile olan terahi için değil, fakat rütbe veya derecedeki terahî (sonralık) ve yaptıklarının son derece çirkin bir hareket olduğunu ifade için kullanılmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مِنْ بَعْدِه۪ ‘den murad, Musa mikaatda (belli yer ve zamanda) hazır bulunmak üzere Tûr’a gittikten sonra demektir. ”Zalimlerden olmak” ise Allah’a ortak koşmak ve bir şeyi hakkı olmayan bir yere koymak anlamındadır. (Ebüssuûd Tefsiri - Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, Soru; 580)
Müsned ism-i fail şeklinde gelerek bu zalimliğin onların sabit bir sıfatı, âdetleri olduğuna işaret edilmiştir. Bu ifade, fiile göre daha sabittir ve devamlılık ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, C.2, s. 224)
Sure'nin ismi Bakara'dır. Ama burada ‘’bakara’’ değil de buzağıyı ilah edindiniz buyurulmuştur. Bunun sebebi ne olabilir? Buzağı manasındaki الْعِجْلَ acelecilikten gelir. Acelecilik, bir şeyi zamanından önce istemek demektir. Bu da şehvettir. Bu kişiler şehvetlerinin, dünyevi isteklerinin peşine düştükleri ve bu konulardaki acelecilikleri için الْعِجْلَ kelimesi seçilmiş olabilir. İsrailoğullarının 40 gün içinde inançlarında sapkınlık göstermeleri de bir acelecilik işaretidir. Bu ibarede meknî istiare vardır. Buzağıya ibadet etme sevgisi, kolay içilen lezzetli bir meşrubata benzetilmiştir. Sanki kalpler buzağı sevgisini yudum yudum içtiler de bu sevgi, meşrubatın ve lezzetli bir şeyin karıştığı gibi kalplere karıştı demektir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)
Bazı müfessirler, isme isnadın tekid olduğunu kabul ederler. İsim cümleleri subût ifade eder. Bu cümlede müsnedin ism-i fail kalıbında gelmesi sübutu kuvvetlendirmiştir.
[Ve böylece siz hakkı reddeden zalimlerden olmuştunuz.] cümlesi hal cümlesidir. Yani: “Siz, ibadet yapılmaması gereken bir yerde ve ibadet edilmemesi gereken bir şeye tapınarak yerinde bir kulluk yapmadınız. Halbuki buzağıya değil, Allah'a ibadet ve kullukta bulunacaktınız.” Ya da bu, bir itiraz yani parantez cümlesidir. Yani: “Siz, adetleri zulmetmek olan bir kavim ya da toplumsunuz.” demektir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
Bu ayette Musa peygamberin kavminin ilahi mesajlar geldikten bir süre sonra tekrar aynı eski durumlarına dönüp buzağıya tapmaya başladıkları ifade edilmiştir. ثُمَّ edatı, delillerin gelmesiyle buzağıyı ilah edinme arasında bir zamanın olduğunu belirtmekle beraber, bu sürenin ne kadar olduğuna dair bir karîne bulunmadığından geçen sürenin ne kadar olduğu bilinememektedir.
51. ayetteki ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ cümlesinin bu ayette tekrarlanmasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)