فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى ١٢٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَوَسْوَسَ | nihayet fısıldadı |
|
| 2 | إِلَيْهِ | ona |
|
| 3 | الشَّيْطَانُ | şeytan |
|
| 4 | قَالَ | dedi ki |
|
| 5 | يَا ادَمُ | Adem |
|
| 6 | هَلْ | mi? |
|
| 7 | أَدُلُّكَ | sana göstereyim |
|
| 8 | عَلَىٰ |
|
|
| 9 | شَجَرَةِ | ağacını |
|
| 10 | الْخُلْدِ | ebedilik |
|
| 11 | وَمُلْكٍ | ve bir hükümranlığı |
|
| 12 | لَا |
|
|
| 13 | يَبْلَىٰ | yok olmayacak |
|
فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. وَسْوَسَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اِلَيْهِ car mecruru وَسْوَسَ fiiline mütealliktir. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. Münada اٰدَمُ müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı هَلْ اَدُلُّكَ ‘dir.
هَلْ istifham harfidir. اَدُلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
عَلٰى شَجَرَةِ car mecruru اَدُلُّكَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْخُلْدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مُلْكٍ atıf harfi و ’la makabline matuftur. لَا يَبْلٰى cümlesi مُلْكٍ ’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَبْلٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ
فَ , istînâfiyyedir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur اِلَيْهِ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Burada önce şeytanın vesvesesi zikredilmiş; ardından bu vesvesenin ne olduğu açıklanmıştır. Görüldüğü gibi, maksat şeytanın vesvesesini açıklamaktır. Onun için قَالَ يَٓا اٰدَمُ , atf-ı beyândır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin bu cümlesi, ibhamdan sonra izah babında ıtnâb sanatıdır.
İtiraziyye olan يَٓا اٰدَمُ cümlesi nidâ üslubunda talebî inşâî isnaddır. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itirâziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan nidanın cevap cümlesi olan هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari fiil sıygasında gelen cümlede mütekellim şeytan, muhatap Âdem (a.s.)’dır.
لَا يَبْلٰى cümlesi مُلْكٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
يَبْلٰى - الْخُلْدِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Muzari fiiller, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ھلَ ْ ile gelen istifham; sorulan şeyin gerçekleştiğini ifade ettiğinden soru manasında olmayıp, sorulan sorunun tahakkuk ettiğine/edeceğine delalet eder. Bu sebeple gelecek olan cevap da tahakkuk manasıyla olacaktır. İstifham bu yüzden mecazî, tehekkümî ve inkârîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yunus/102)
هَلْ أُدُلُّكَ arz, takdim manasında gelmiş bir istifhamdır. Hakikate yakınlığı dolayısıyla nidadan sonra gelen ve istifhama en uygun mecazî manadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
[Sen burada acıkmayacak çıplak kalmayacaksın, burada susuzluk çekmeyeceksin. Güneşin sıcağında kalmayacaksın. (Ta-Ha Suresi, 117-119)] ifadeleri ile Hz. Âdem’i sürekli bu rahatlığa, muntazam bir geçime teşvik etmiş, İblis de onu [Seni ebedilik ağacına götüreyim mi? ifadesi ile sürekli bir rahata, ve zeval bulmayacak bir mülke götüreyim mi?] ifadesi ile muntazam bir geçime teşvik etmiştir. Binaenaleyh Allah'ın onu teşvik ettiği şey ile İblis'in teşvik ettiği şey aynıdır. Fakat Cenab-ı Hakk böyle bir hayatı onun o ağaçtan uzak durması şartına, İblis ise bunu onun o ağaçtan yemesi şartına bağlamıştır. Kim bu konuda iyice düşünürse şaşkınlığı ve hayreti artar, en sonunda bu hadisenin Allah'ın kaza ve kaderinden kurtuluşun olmadığına, ona hiçbir şeyin engel olmayacağına ve delilin çok açık ve kuvvetli olmasına rağmen, ancak Allah'ın takdiri ile fayda vereceğine bir dikkat çekme olduğunu anlar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ağacın ölümsüzlük ve eksilmeyecek kudret özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
Bu ayetteki her iki cümle lafzen haberîdir, aralarında uyum vardır. Anlam bakımından da cümleler uyumludur. Çünkü birinci cümlede şeytanın Hz. Âdem’e vesvese verdiği söylenmiş ama ne olduğu açıklanmamıştır. İkinci cümlede ise şeytanın verdiği vesvesenin ne olduğu açıklanarak birinci cümlenin kapalılığı giderilmiştir. Cümleler atıfla gelseydi, şeytanın vesvese verdiği anlaşılacaktı ancak açıklanmadığından bunun ne olduğu bilinemeyecekti. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)