قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى ١٣٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | كُلٌّ | herkes |
|
| 3 | مُتَرَبِّصٌ | gözetlemektedir |
|
| 4 | فَتَرَبَّصُوا | gözetleyin |
|
| 5 | فَسَتَعْلَمُونَ | bileceksiniz |
|
| 6 | مَنْ | kimdir |
|
| 7 | أَصْحَابُ | sahipleri |
|
| 8 | الصِّرَاطِ | yolun |
|
| 9 | السَّوِيِّ | düzgün |
|
| 10 | وَمَنِ | ve kimdir |
|
| 11 | اهْتَدَىٰ | doğru yolda olan |
|
قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Mekulü’l-kavl كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. كُلٌّ mübteda olup damme ile merfûdur. مُتَرَبِّصٌ haber olup damme ile merfûdur.
فَ sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.
تَرَبَّصُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تَرَبَّصُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ربص ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
مُتَرَبِّصٌ ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan تَفَعَّلَ babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى
Fiil cümlesidir. فَ ta’liliyyedir. Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. تَعْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
İsim cümlesidir. اَصْحَابُ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هم (onlar) şeklindedir. الصِّرَاطِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. السَّوِيِّ kelimesi الصِّرَاطِ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
مَن müşterek ism-i mevsûl, atıf harfi وَ ’la birinci ism-i mevsûle matuf olup mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اهْتَدٰى ’dır. Îrabdan mahalli yoktur.
اهْتَدٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اهْتَدٰى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدى ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mübteda olan كُلٌّ , umuma delalet etmek üzere nekre gelmiştir. Kelimedeki nekrelik takdiri كلّ واحد (Her biri) olan muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müsned olan مُتَرَبِّصٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
فَتَرَبَّصُوا cümlesine dahil olan ف , sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir. Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle öncesindeki mukadder istînâfa matuftur.
Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen, vaz edildiği emir anlamından çıkarak tehdit manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
مُتَرَبِّصٌ - فَتَرَبَّصُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
فَتَرَبَّصُوا [Bekleyin] emri tehdit ve korkutma ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى
فَ , ta’liliyedir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Fiildeki istikbal harfi سَ , tekid ifade eder.
فَسَتَعْلَمُونَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sıla cümlesi olan اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri هم olan müsnedün ileyh, mahzuftur. Az sözle çok anlam ifade eden izafet formunda gelen اَصْحَابُ الصِّرَاطِ , müsneddir.
السَّوِيِّ , muzâfun ileyh olan الصِّرَاطِ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İkinci ism-i mevsûl, tezâyüf nedeniyle önceki mevsûle atfedilmiştir. Sılası olan اهْتَدٰى cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki مَنْ ’lerin istifham ismi olarak mübteda olduğu da söylenmiştir.
اَصْحَابُ الصِّرَاطِ ibaresindeki اَصْحَابُ kelimesinin kökü صحب ’dir. Sahip, yer veya zaman bakımından başkasından ayrılmayan demektir. Bu birliktelik bedenle veya destekle olabilir. Peygamberimizin sahabesi de aynı kökün türevidir. Bir şeye sahip olmayı da Türkçede kullanıyoruz. Sohbet de aynı kelimeden dilimize geçmiştir.
الصِّرَاطِ ‘de istiare vardır. Müsteâr صِرَاطٍ kelimesidir, hissîdir. Müsteârun leh İslam’dır, aklîdir. صِرَاطٍ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazf edilmiş müsteârun minh kalmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
اَصْحَابُ الصِّرَاطِ ibaresinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede din, arkadaşa benzetilmiştir. Sıratı müstakim üzere yaşamak, sanki din ile arkadaş olmaktır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Surenin bu son ayeti hüsnü'l-inteha sanatının güzel bir örneğidir.
Ayrıca surenin genelinde olduğu gibi son sayfadaki ayetlerin fasılaları da dikkate şayandır. Ayet sonlarındaki bu mükemmel uyum, uzun seci sanatının en güzel örneklerindendir.
Bir çok surede olduğu gibi bu surenin de ayet sonlarındaki fasılalar surenin okunuşuna apayrı bir musiki katmaktadır. Bu özellik Kur’an’ı dinleyen kişide derin bir tesir bırakır. Ayet sonlarındaki fasılaların yanı sıra Kur'an'ın genelindeki bedî’ sanatların bir çoğunun özelliklerini Tâ-Hâ sûresi, bünyesinde barındırmaktadır.