وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى ١٣٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَوْ | şayet |
|
| 2 | أَنَّا | şüphesiz biz |
|
| 3 | أَهْلَكْنَاهُمْ | onları helak etseydik |
|
| 4 | بِعَذَابٍ | bir azab ile |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | قَبْلِهِ | ondan önce |
|
| 7 | لَقَالُوا | elbette derlerdi |
|
| 8 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 9 | لَوْلَا | keşke |
|
| 10 | أَرْسَلْتَ | gönderseydin |
|
| 11 | إِلَيْنَا | bize |
|
| 12 | رَسُولًا | bir elçi |
|
| 13 | فَنَتَّبِعَ | uysaydık |
|
| 14 | ايَاتِكَ | senin ayetlerine |
|
| 15 | مِنْ |
|
|
| 16 | قَبْلِ | önce |
|
| 17 | أَنْ |
|
|
| 18 | نَذِلَّ | rezil olmadan |
|
| 19 | وَنَخْزَىٰ | ve alçak (olmadan) |
|
وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir. أَنَّ ve masdar-ı müevvel mahzuf fiilin faili olarak mahallen merfûdur. Takdiri, ثبت إهلاكنا لهم. şeklindedir.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
نَا mütekellim zamiri أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَهْلَكْنَاهُمْ cümlesi, أَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَهْلَكْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِعَذَابٍ car mecruru اَهْلَكْنَاهُمْ fiiline mütealliktir. مِنْ قَبْلِه۪ car mecruru اَهْلَكْنَاهُمْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَ harfi لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavl nida ve cevabıdır. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ ’dir.
لَوْلَٓا cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için هلا yani “Değil mi?” manasındadır.
اَرْسَلْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْنَا car mecruru اَرْسَلْتَ fiiline mütealliktir. رَسُولاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzari fiili gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefiy, talep bulunması gerekir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, makablindeki tahdidden anlaşılan masdar manasına matuf olup mahallen merfûdur. Takdiri, ليكن إرسال منك فاتّباع لآياتك منّا (Senden gönderilsin, bizden ayetlerine uy) şeklindedir.
نَتَّبِعَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اٰيَاتِكَ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. مِنْ قَبْلِ car mecruru نَتَّبِعَ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel قَبْلِ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallaen mecrurdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نَذِلَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. نَخْزٰى fiili, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
نَخْزٰى elif üzere mukadder fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لَوْلاَ ‘-meli/-malı, değil mi? ...olsaydı ya’ manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve nedamet (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak teşvik anlamına gelse de terim olarak ‘bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir’. Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)
لو ـ لولا ـ لوما ـ كلما ـ لما şart kelimeleri ile kurulan cümleler geçmiş zaman anlamı ifade eden cümleleridir. (Atik Aydin Yrd. Doç. Dr., İnönü Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, (Arapça Şart Cümlelerinde Zaman)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَهْلَكْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi هلك ’dir.
اَرْسَلْتَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi رسل ‘dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
نَتَّبِعَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَوْ , şart edatıdır. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder.
Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ , tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel takdiri ثبت (Sabit oldu) olan mahzuf fiilin faili konumundadır. Fiilin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar-ı müevvel olan isim cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
اَنَّ ’nin haberi olan اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
اَهْلَكْنَاهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
بِعَذَابٍ ’deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder. Azabın, tahayyül edilemeyecek evsafta olduğuna işaret eder.
مِنْ قَبْلِه۪ car-mecruru, اَهْلَكْنَاهُمْ fiiline müteallik car-mecrur بِعَذَابٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ [Eğer gerçekten biz onları bundan önce bir azapla helak etseydik.] Hz. Muhammed'den (s.a.v) önce, yahut beyyineden (mucizeden) önce demektir. O zaman zamirin müzekker olması burhan manasına olduğu içindir ya da ondan Kur'an murad edildiği içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Şartın cevabı, لَ karinesiyle gelen لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّنَا cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
رَبَّنَٓا izafeti, mütekellimin Allah’ın Rububiyet sıfatına sığınma isteğine ve onun rahmetine duyduğu ihtiyacın derecesine, nida harfinin hazfi mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Nida harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nidanın cevabı olan لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى cümlesi, tahdid harfi لَوْلَٓا ’nın dahil olduğu, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümleye dahil olan şart harfi لَوْلَٓا , bu cümlede tahdid (تحضيض ) ifade eder. هلا manasındadır. ‘-meli/-malı, değil mi? ...olsaydı ya’ anlamına gelir. Bu tahdid (bir şeyin yapılmasını sertçe istemek) manasındadır. Bu mana sözün gelişinden anlaşılır. Bu harften sonra fiil gelir.
لَوْ harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوۡ , muzari fiilin başına gelince teşvik, mazinin başına gelince kınama manası ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 5/63)
لَوْلاَ ‘meli/malı, değil mi, ...olsaydı ya’ manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve nedamet (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak ‘teşvik’ anlamına gelse de terim olarak ‘bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir.’ Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَرْسَلْتَ fiiline müteallik اِلَيْنَا car mecruru, durumun kendileriyle ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan رَسُولاً ‘deki nekrelik tazim ifade eder.
Fâ-i sebebiyyenin gizli أنْ ’le masdar yaptığı فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar teviliyle, makablindeki tahdidden anlaşılan masdar manasına matuftur. Takdiri; ليكن إرسال منك (bizden gönderilen) şeklindedir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki نَذِلَّ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, فَنَتَّبِعَ fiiline müteallık olan zaman zarfı قَبْلِ ’nin muzâfun ileyhidir.
Aynı üslupta gelen نَخْزٰى cümlesi, نَذِلَّ cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اَرْسَلْتَ - رَسُولاً kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بِعَذَابٍ - نَذِلَّ - نَخْزٰى kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, لَوْ ve مِنْ قَبْلِ kelimelerinin tekrarında ise reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ ibaresinde istiare sanatı vardır. اتَّبَعْتَ fiili ayetlere nisbet edilerek kişileştirilmiş, ayetler, arkasından gidilen, takip edilen bir lidere benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Muzari sıygada gelen fiiller hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106.)