قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ٢٥
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl, nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
اشْرَحْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. ل۪ي car mecruru اشْرَحْ fiiline mütealliktir. صَدْر۪ي mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ
Ayet beyânî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Musa (a.s)’ın Rabbine seslenişi olan mekulü’l-kavl cümlesi رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪ي , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla رَبّ kelimesinden önce nida harfi hazf olur. Lafza-i celalden önceki nida harfi ise م ’e dönüşür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Nidanın cevabı olan اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪ي cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اشْرَحْ fiiline müteallik ل۪ٓي car-mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan صَدْر۪ي ‘ye takdim edilmiştir.
الشَّرْحُ kelimesi gerçekte; yumuşak bir şeyin yüzeyini yarma, onu parçalara ayırma ve doğrama anlamına gelmektedir. Burada ise; insanı kederlendiren iç dünyasındaki kötü duygu ve düşüncelerden veya onu ilerlemekten alıkoyan tereddütlerden kendini sıyırıp atması anlamında etin temizlenmesi için tabi tutulduğu kesim işlerine teşbihen kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪ي ayetinin ilk bölümü رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي zikredildiğinde ifade kapalı kalmakta ve Allah'tan açılması istenilen şey nedir? sorusunu akla getirmektedir. Bu ifadenin akabinde gelen صَدْر۪ي terkibi bu kapalılığı gidermekte ve açılması istenen şeyin göğüs/kalp olduğu anlaşılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Bu hususta kullanılan dört kelime vardır. Bunlar sadr, kalp, fuâd ve lübb kelimeleridir.
Sadr, İslam'ın karargâhıdır. Nitekim Cenab-ı Hak, [Allah'ın, göğsünü (sadrehû) İslam'la açtığı kimse](Zümer,22) buyurmuştur.
Kalp, imanın karargâhıdır. Cenab-ı Allah, [Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde süsledi] (Hucurât, 7) buyurmuştur.
Gönül (Fuâd), marifetullahın karargâhıdır. Cenab-ı Hak, [Onun gördüğünü kalp yalana' çıkarmadı] (Necm, 11) ve ["Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların her biri bundan mesuldür"] (İsra, 36) buyurmuştur.
Lübb ise, tevhidin karargâhıdır. Cenab-ı Hak, [Ancak lübb (halis akıl) sahipleri öğüt alır.] (Zümer, 9) buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)