وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ ٣٤
وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَذْكُرَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. كَث۪يراً masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki نُسَبِّحَكَ كَث۪يراً cümlesine atfedilmiştir. Aynı üslupta gelen bu ayetin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Musa (a.s), Harun’la ortak olmayı istemesinin diğer sebebini bildiriyor.
Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَث۪يراً ve كَ ‘nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Tesbihin, lisanen veya itikaden olmuş olması muhtemeldir. Her iki takdire göre de tesbih, Allah Teâlâ'yı zatı, sıfatları ve fiilleri hususunda kendisine yakışmayan şeylerden tenzih etmek ve tebrie etmek, aklamaktır. Zikir ise, Cenab-ı Hakk'ı celâl ve kibriya sıfatlarıyla vasfetmekten ibarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)