اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى ٤٨
اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اُو۫حِيَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اِلَيْنَٓا car mecruru اُو۫حِيَ fiiline mütealliktir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel اُو۫حِيَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
الْعَذَابَ kelimesi اَنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. مَنْ müşterek ism-i mevsûl عَلٰى harf-i ceriyle اَنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَذَّبَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَذَّبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. تَوَلّٰى fiili, atıf harfi وَ ‘la كَذَّبَ ‘ye matuftur.
تَوَلّٰى elif üzere mukadder fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) اُو۫حِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَذَّبَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
تَوَلّٰى fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette, Allah Teâlâ’nın Musa (a.s) ile Harun’dan (a.s) söylemelerini istediği sözler devam etmektedir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
اِنَّ ‘nin haberi olan اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى cümlesi, tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
اُو۫حِيَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اُو۫حِيَ fiiline müteallik اِلَيْنَٓا car mecruru, ihtimam için naib-i faile takdim edilmiştir.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ cümlesi, masdar tevilinde, اُو۫حِيَ fiilinin naib-i faili konumundadır. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَنِ başındaki عَلٰى harf-i ceriyle اَنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. Sılası olan كَذَّبَ cümlesi müspet mazi fiil siygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى ifadesindeki istila manası taşıyan عَلٰى harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Kafirler, binek yerine konmuştur. Sanki azap, bu kişilerin üzerine binmiş, kontrol azabın elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Aynı üslupta gelen تَوَلّٰى cümlesi, atıf harfi وَ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
كَذَّبَ yalanladı, inkâr etti, تَوَلّٰى ise döndü, yüz çevirdi demektir. كَذَّبَ sözünden sonra تَوَلّٰى sözünün zikredilmesi umumdan sonra husus babında ıtnâbdır. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sana azap vardır denmemiş, kim yalanlar ve yüz çevirirse ona azap vardır buyurularak tariz yapılmıştır.
Azabın üzerine olduğu kişilerin, yalanlayan ve yüz çevirenler olarak sayılması taksim sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
العَذاب kelimesindeki tarif cins içindir. Yani bu ek, nekrelik mesabesindedir. Adeta yalanlayanlara gelen bir azap olduğu söylenmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
السَّلام ve العَذاب kelimelerinin dünya ve ahiret ile kayıtlanmadan gelmesi de müjde ve uyarıların umumiliği içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)