قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى ٤٩
قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, فَمَنْ رَبُّكُمَا ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن أوحي إليكما فمن ربّكما (Size vahyolunuyorsa Rabbiniz kimdir?) şeklindedir.
İsim cümlesidir. مَنْ istifham ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. رَبُّكُمَا mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَا nida harfidir. Münada مُوسٰى müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. Gayri munsariftir. Takdiri, أدْعوُ olan mukadder fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf ( اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ )” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayetler arasında meskûtun anh mevcuttur. Allah Teâlâ firavunun sözlerini bildirmektedir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Allah Teâlâ’nın ikisine öğrettiği sözleri içeren ayetlerden hemen sonra Firavun’un cevabı gelince, Musa (a.s) ve Harun’un (a.s) Firavun’a gidip öğrendikleri sözleri aktardıklarını anlıyoruz.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan şart üslubundaki terkipte, îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى cümlesi, takdiri … إن أوحي إليكما (Eğer size vahyolunuyorsa) olan mahzuf bir şartın cevabıdır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham ismi مَنْ mübteda, veciz ifade kastıyla izafet formunda gelen رَبُّكُمَا , müsneddir.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayetin sonundaki itiraziyye olan يَا مُوسٰى cümlesi nida üslubunda talebi inşâî isnaddır.
Nida ve münada, takdiri أدعو [Çağırıyorum] olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür.
رَبُّكُمَا ‘daki tesniye zamirinden يَا مُوسٰى ile müfret muhatap zamirine geçişte, iltifat sanatı vardır.
İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Firavun: ‘’Siz İkinizin Rabbi kim?’’ diyerek, iki kişiye hitap etmiş, ama nidayı, "Ey Musa" diyerek, sadece birine yöneltmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) Dolayısıyla iltifat vardır.
Hazret-i Musa ve Harun, Firavun'a varıp emrolunduklarını ona tebliğ ettikten sonra Firavun dedi ki: … Bunların zikredilmemesi, îcâz için ve onların aldıkları emirleri hiç gecikmeksizin süratle yerine getirdiklerini ve bir de bunların sarahatle zikrine ihtiyaç olmayacak kadar açık olduklarını zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Hazret-i Musa ve Harun (a.s) "Biz şüphesiz Rabbinin elçileriyiz.", "Biz gerçekten Rabbinden sana bir mucize getirdik" sözlerinde Firavun'a "senin rabbin" dedikleri halde, Firavun, onların sözlerini hikâye etmek yoluyla da olsa, "benim Rabbim de kim?" dememesi, son derece azgınlığının ve serkeşliğinin ifadesidir. "Sizin Rabbiniz de kim?" demiş, çünkü elçileri gönderenin, elçilerin Rabbi olması lazımdır. Yahut Hz. Musa ile Harun, "Şüphesiz biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz." sözlerinde kendi Rablerinin, herkesin Rabbi olduğunu sarahatle belirtmişlerdi. Yani siz Rabbinizin iki elçisi iseniz, o halde bana söyleyin; sizi gönderen Rabbiniz kimdir? Firavun, her ikisine hitap ettiği halde nidayı Hz. Musa'ya tahsis etmiş (ey Musa! demiş), çünkü peygamberlikte asıl olan Hz. Musa'dır; Hz. Harun ise, onun veziridir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Firavun, Hazreti Musa (a.s) ile, Cenab-ı Hakk'ın mevcut olması konusunda münakaşa etmemiş, aksine Allah'ın mahiyetini sormuştur. Dolayısıyla bu, Firavun'un Allah'ın varlığını itiraf ettiğine delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hak bu surede Firavun'un, "Ey Musa, sizin Rabbiniz kim"dediğini, Şuara Suresinde ise, قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ [Alemlerin Rabbi ne?] (Şuara/23) dediğini nakletmiştir. Binaenaleyh burada, keyfiyetin sorulduğu مَنْ /kim? edatı ile, orada ise mahiyetin sorulduğu مَا /ne? edatı ile soru sormuştur. Bu ikisi, birbirinden farklıdır, ama sorulan hadise ve varlık aynıdır. Doğrusu, "Kim" edatı ile sorulanın, "ne" edatı ile sorulandan önce olmasıdır. Çünkü Cenab-ı Hak, "Ben, Allah'ım ve Rabbim" diye cevap vermiştir. Firavun da: "Sizin Rabbiniz kim" demişti. Bunun üzerine Hazret-i Musa (a.s), Allah'ın varlığına deliller getirip, bu deliller çok açık ve net olduğundan dolayı Firavun bunlara cevap veremeyeceğini anlayınca, ikinci hususa yani mahiyeti sormaya geçmiştir. Bu da, onun Allah'ı bildiğine dikkat çeken hususlardandır. Çünkü o, bunu çok açık ve net olarak bildiği için bu hususta münakaşa etmeyi bırakmış ve en zor konu olan Allah'ın mahiyeti (ne olduğu) konusuna geçmiştir. Çünkü insan için Allah'ın mahiyetini bilmek mümkün değildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)