يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 2 | مَا | olanı |
|
| 3 | بَيْنَ | arasında (önlerinde) |
|
| 4 | أَيْدِيهِمْ | ellerinin (önlerinde) |
|
| 5 | وَمَا | ve olanı |
|
| 6 | خَلْفَهُمْ | arkalarında |
|
| 7 | وَلَا | ve |
|
| 8 | يَشْفَعُونَ | şefa’at edemezler |
|
| 9 | إِلَّا | başkasına |
|
| 10 | لِمَنِ | olduklarından |
|
| 11 | ارْتَضَىٰ | razı |
|
| 12 | وَهُمْ | ve onlar |
|
| 13 | مِنْ | -ndan |
|
| 14 | خَشْيَتِهِ | O’nun korkusu- |
|
| 15 | مُشْفِقُونَ | titrerler |
|
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى
Fiil cümlesidir. يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Mekân zarfı بَيْنَ mahzuf sılaya mütealliktir. اَيْد۪يهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Müşterek ism-i mevsûl مَا atıf harfi وَ ’la birincisine matuftur. Mekân zarfı خَلْفَهُمْ mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْفَعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَّا hasr edatıdır. مَنِ müşterek ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle يَشْفَعُونَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası ارْتَضٰى ’dır. Îrabdan mahalli yoktur.
ارْتَضٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
ارْتَضٰى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi رضو ’dur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ خَشْيَتِه۪ car mecruru مُشْفِقُونَ ’a mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُشْفِقُونَ mübtedanın haberi olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
مُشْفِقُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ
Ayet, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası mahzuftur. Mekân zarfı بَيْنَ bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Aynı üslupla gelen cümledeki ikinci ism-i mevsûl مَا , mef’ûl konumundaki ilk müşterek ismi mevsûle atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.
Önlerinde ve arkalarındaki şeyler ifadesi her yerde her zaman yapılandan, bütün zaman ve mekândan kinayedir.
مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ cümlesinde eller, tüm iş aletleri manasında mecaz-ı mürseldir. Ya da temsil yoluyla muhtelif işler yapan âmil, kendi elleriyle bir zanaat yapan birine benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بَیۡنَ - خَلۡفَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
یَعۡلَمُ مَا بَیۡنَ أَیۡدِیهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡ [Onların önlerinde olanı da arkalarında olanı da bilir.] ifadesinde mekân zarfı kullanılmış olmasına rağmen zamanı da kapsayan anlam nedeniyle ايديهم ile خلفهم lafızları mecazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Onların, Allah'ın herhangi bir emrini terk ettikleri zannedilmesin diye Allah'ın onların önlerindeki ve arkalarındaki şeyleri bildiği ifade edilmiştir ki bu onların fiil veya söz olarak yaptıklarını ve ertelediklerini, söyleyeceklerini ve yapacaklarını bilir demektir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 68)
Bu cümle makablinin sebebinin izahı ve sonra gelenlere de bir ön hazırlık mahiyetindedir. Zira melekler, Allah'ın ilminin, kendilerinin geçmiş ve gelecek bütün sözlerini ve işlerini kuşattığını bildikleri için her zaman kendi hallerini kontrol ederler. Bundan dolayı da Allah'ın emri olmadan bir şey söylemezler ve bir iş yapmazlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَا يَشْفَعُونَۙ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşmuş, iki tekit hükmündeki kasr, fiille car mecruru arasındadır. يَشْفَعُونَۙ fiili sıfat/maksûr, لِمَنِ ارْتَضٰى mevsûf/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Harf-i cerle birlikte لَا يَشْفَعُونَۙ fiiline müteallik olan müşterek ism-i mevsûl مَنِ ’in sıla cümlesi olan ارْتَضٰى , mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Ayetin son cümlesi وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِه۪ مُشْفِقُونَ , atıf harfi وَ ile لَا يَشْفَعُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. مِنْ خَشْيَتِه۪ car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan مُشْفِقُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
Müsned olan مُشْفِقُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir. İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.
مَنِ - مِنْ ve مَا ’larda cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
خَشْيَتِه۪ - مُشْفِقُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْ edatı sınırlama ilişkisi kurar. Bu edatın temel anlamı ibtidâu’l-gâyedir.Yani bir eylemin başlangıç yerini ve zamanını bildirir. Müberred, İbnu’s-Serrâc, Ahfeş ve Süheylî gibi dilciler مِنْ ‘in, ibtidâu’l-gaye için olduğunu belirtmişlerdir. Teb‘îz ve beyan gibi diğer anlamlar ise bu anlama tabidir. Kısacası مِنْ edatı ibtidâu’l-gaye anlamını hiçbir zaman yitirmez. Teb‘îz, beyan ve taʻlil gibi anlamları ise karineler yardımıyla bilinir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
مِنْ خَشْيَتِه۪ ’deki مِنْ ta’lil içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
خَشْيَتِ ’nin aslı, tazimle beraber korkudur. Bunun içindir ki ulemaya tahsis edilmiştir. إشفق ’da itina ile korkmaktır. Eğer خَشْيَتِ kelimesi مِنْ ile geçişli kılınırsa korku manası öne çıkar, على ile geçişli kılınırsa aksi olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayet-i kerimede يشفقون şeklinde fiil değil de مُشْفِقُونَ şeklinde isim gelerek bu sıfatın onlarda sabit ve devamlı olduğuna işaret edilmiştir. Ancak bu övgünün yanında, hadlerini aşarlarsa Allah'ın onlara azap edeceği de bildirilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 69)
Onların, Allah'ın razı olmadığı kişilere şefaat etmedikleri zikredilmiştir. Yani onlar sadece Allah Teâlâ’nın razı olduğunu bildiği kişiler için sözlü olarak şefaatçi olurlar. Sonra da onların Allah'tan korktukları, Allah Teâlâ’yı gözledikleri ve onun mekrinden emin olmadıkları zikredilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 69)