Enbiyâ Sûresi 27. Ayet

لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ  ٢٧

Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَا
2 يَسْبِقُونَهُ O’ndan önce söylemezler س ب ق
3 بِالْقَوْلِ bir söz ق و ل
4 وَهُمْ ve onlar
5 بِأَمْرِهِ O’nun buyruğunu ا م ر
6 يَعْمَلُونَ yaparlar ع م ل
 
İnsanlar çoğu zaman bâtıl inançlara saplanmış, Allah’a ulûhiyyeti ile bağdaşmayan sıfatlar yakıştırıp O’na ortaklar koşmuşlardır. Hıristiyanlar Hz. Îsâ’nın Allah’ın oğlu olduğunu iddia ederken, bazı putperestler de meleklerin Allah’ın kızları olduğunu ileri sürmüşlerdir (Nahl 16/57; İsrâ 17/40; Zuhruf 43/15-20). Çocuk sahibi olmak veya evlât edinmek bir ihtiyaçtan kaynaklanır. Oysa Allah bundan münezzehtir, O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Onların evlât diye Allah’a yakıştırdıkları, Allah katında yüksek mevkide ve yüce makamda bulunan, Allah’a teslim olmuş kullarıdır; Hz. Îsâ da melekler de Allah’ın ilmini, kudretini ve yüceliğini bildikleri için O’nun emrine aykırı hareket etmekten sakınırlar (bk. en-Nisâ 4/172).
 
 Melekleri Allah’ın kızları kabul edip onlara tapan müşrikler, meleklerin Allah katında kendilerine şefaat edeceğine inanıyorlardı. Oysa Allah kimin için şefaat edilmesine izin verirse ona şefaat edilecektir. Bunlar da dünya hayatında Allah’ın dinine rızâ göstermiş, günahları olsa bile iman yönünden O’nun rızâsını kazanmış kimselerdir (şefaat konusunda bilgi için bk. Bakara 2/48, 255).
 
  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 673-674
 

لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ 

 

لَا يَسْبِقُونَهُ  cümlesi, mahzuf mübtedanın ikinci haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هُمْ (onlar) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْبِقُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْقَوْلِ  car mecruru  يَسْبِقُونَ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.

  وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  عِبَادٌ ’e matuf, mahallen merfûdur. 

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. بِاَمْرِ  car mecruru  يَعْمَلُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  يَعْمَلُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ

 

Ayet, önceki ayetteki  هُمْ  zamirinin ikinci haberi olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Müsned olan  لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِالْقَوْلِ  car-mecruru, لَا يَسْبِقُونَهُ ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

بِالْقَوْلِ  [söz] ifadesiyle, kelimenin başındaki lâm-ı tarif izafet için kullanılmak suretiyle  بِقَوْلِهمْ  (sözleriyle) anlamı murad edilmiştir. Yani sözleriyle Allah’ın sözünün önüne geçmezler. Nitekim sözleri Allah’ın sözüne tabidir, aynı şekilde amelleri de Allah’ın emrine bağlıdır; kendilerine emredilmedikçe hiçbir şey yapmazlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

السَّبْقُ : Hakikatte, yürüyüş veya seyir esnasında kişinin, bir diğer kişinin önüne geçmesi, onu geride bırakmasıdır. Mecazî olarak ise, herhangi bir işte öne geçmek manasında kullanımı yaygınlaşmıştır. Bunlardan birisi de kavilde yani sözde öne geçmek olup, bu ayette olduğu gibi, söylenen bir sözün önüne geçmek, o sözün üzerine söz söylemek anlamındadır. Ayet-i kerimede olumsuz olarak tarafların arasında eşitliğin bulunmamasından kinaye olarak gelmiştir. Yani ta’zim ve saygınlık manasında kinayeyle, Allah’ın sözünün önüne geçemeyecekleri ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelam olan  بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ  cümlesi haberdir.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ  cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. بِاَمْرِه۪  car mecruru, ihtimam ve tahsis ifadesi için amili olan  يَعْمَلُونَ  fiiline takdim edilmiştir.

Car mecrurun takdimi kasr ifade eder. Yani Allah’ın emri olmayan hiç bir şeyi yapmazlar demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

İki tekit hükmündeki kasr fiille car-mecrur arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksurdur.  يَعْمَلُونَ  sıfat/maksûr, بِاَمْرِه۪  mevsûf/maksûrun aleyh, olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Onların amelleri, Allah’ın emrine hasredilmiştir.

Veciz anlatım kastıyla gelen  بِاَمْرِه۪  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan اَمْرِ  şan ve şeref kazanmıştır.

Sözleriyle onun önüne geçmezler ifadesinden sonra sadece onun emrettiklerini yaparlar ifadesi umumun hususa atfı babında, onların Allah'tan başka hiçbir merciye itaat etmediklerinin iyice anlaşılması için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Son iki ayette bahsi geçen kulların özellikleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ [(Bilakis) bunlar O’nun emriyle hareket ederler] ibaresi; bu kulların amellerinde Allah Teâlâ'ya tabi olmalarının beyan edilmesi, konuşmalarında Allah Teâlâ’ya tabi olmalarının açıklanmasının ardından gelmiştir. Allah Teâlâ’nın sözünün önüne geçmemeleri, Allah Teâlâ’ya tabi olmaları demektir. Adeta aslında Allah Teâlâ’nın emriyle konuştukları ve O'nun emriyle amel ettikleri söylenmiştir. Car mecrurun takdiminden anlaşılan kasr manası, bu kulların O’ndan başkasının emrine tabi olmadıklarını ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 68)