Enbiyâ Sûresi 34. Ayet

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَۜ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ  ٣٤

Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve
2 جَعَلْنَا vermedik ج ع ل
3 لِبَشَرٍ hiçbir insana ب ش ر
4 مِنْ
5 قَبْلِكَ senden önce ق ب ل
6 الْخُلْدَ ebedi yaşam خ ل د
7 أَفَإِنْ şimdi eğer
8 مِتَّ sen ölürsen م و ت
9 فَهُمُ onlar
10 الْخَالِدُونَ ebedi (mi kalacaklar?) خ ل د
 
Sûrenin baş kısmında (3-5. âyetler) belirtildiği üzere müşrikler Hz. Peygamber’in yeme, içme, evlenme vb. özelliklerine bakarak onun peygamber olamayacağını, ancak bir sihirbaz veya bir şair olduğunu iddia ediyor; zamanla bir felâkete uğrayarak yok olacağına veya eceliyle öleceğine, böylece peygamberlik iddiasının da sona ereceğine inanıyorlardı (krş. Tûr 52/30-31). Yüce Allah onların yersiz temennilerine cevap olmak üzere bu âyetleri indirerek peygamber dahi olsa hiçbir insana ölümsüzlük vermediğini, Peygamber’in ölümünü bekleyenler dahil olmak üzere her canlının ölümü tadacağını bildirmektedir. Nitekim başka bir âyette Hz. Peygamber’e hitaben, “Elbette sen öleceksin, onlar da ölecek” (Zümer 39/30) buyurarak bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiş, ölüm ve ölüm ötesi hakkında umursamaz davrananlara bu tutumlarının kendilerini hiçbir şekilde bu gerçeklerden kurtaramayacağını haber vermiştir. 35. âyet, insana ölümlülüğü, hayatın iyi ve kötü yönleriyle bir sınav alanı olduğu, sonunda herkesin Hakk’ın huzuruna varıp hesap vereceği gerçeğinin yalın fakat etkili bir ifadesidir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 679
 

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamıda kalp fiilidir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لِبَشَرٍ  car mecruru amili  جَعَلْنَا ’nın mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir.  

مِنْ قَبْلِ  car mecruru  بَشَرٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْخُلْدَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

 اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

 

Hemze istifham harfidir.  فَ  istînâfiyyedir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil cümlesidir. مِتَّ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَالِدُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَالِدُونَ , sülasi mücerredi  خلد  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَۜ 

وَ , istînâfiyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafat, S.107)

جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan  لِبَشَرٍ  car-mecruru ihtimam için ilk mef’ûl olan  الْخُلْدَ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan جَعَلْنَا  fiilinin ilkinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

İlk mef’ûl olan  الْخُلْدَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

مِنْ قَبْلِكَ  car-mecruru,  لِبَشَرٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لِبَشَرٍ  ’deki nekrelik cinse delalet eder. Menfi siyakta nekre selbin umum ve şümûlüne işarettir.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen الْخُلْدَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.  

Mazi fiilin  مَٓا  harfiyle olumsuzlanması, لَمْ  harfiyle olumsuzlanmasından daha kuvvetlidir. Çünkü  مَٓا  harfiyle olumsuzlanmış mazi fiil, لَمْ  ile olumsuzlanmış mazi fiilin aksine, kasemin cevabı menzilindedir. Dolayısıyla bu tabir tekitli bir olumsuzluk demektir. (Samerrâî, Beyanî Tefsir yolu, c. 3, s. 219, Hûd/52) 

وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ  [Hiçbir beşere nasip etmedik] cümlesinde بَشَرٍ  kelimesinin belirsiz olması, genellik ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ

 

Hemze inkârî istifham harfi,  فَ  istînâfiyyedir. Şart edatı  انْ ’in dahil olduğu cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp, tevbih ve kınama amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Şart üslubunda gelen  اِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ  terkibinde  مِتَّ  şart cümlesidir. Mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَهُمُ الْخَالِدُونَ  sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  الْخَالِدُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Haberin  الْ  takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhteki mevcudiyetinin kemâl derecede olduğunu belirtir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

مِتَّ  cümlesiyle,  فَهُمُ الْخَالِدُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

خُلْدَۜ - خَالِدُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِتَّ - خُلْدَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

Ayetin son cümlesi, tetmim ıtnâbı babında tezyîl cümlesidir.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Ayetin hiçbir beşere ebedilik verilmediğini bildiren kısmıyla mana tamamlanmıştır. Peşinden gelen “Şimdi sen ölürsen sanki onlar ebedi mi kalacaklar?” cümlesi birinci tezyîl, sonraki ayetteki “Her canlı ölümü tadacaktır.” cümlesi ise ikinci tezyîldir. Her iki tezyîl ifadesi de birinci cümlenin manasını pekiştirmek için gelmiştir. (Kazvînî, Îzâh, s. 15)

Burada, onların dünyada ebedi yaşamalarını inkâr etmekten murad, bunun sebebi olan, onların Peygamberimizin (s.a.v) ölümüne sevinmelerini teşhir etmektir. Zira Peygamberimizin başına bir hadisenin gelmesine sevinmek de aklı başında olan bir insandan sadır olmaması gereken bir şeydir. Yani ey Resulüm! Sen ölürsen, onlar dünyada ebedi mi kalacaklar ki Senin ölümüne sevinecekler? (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Nefy manasındaki inkâr sorusunda, O'nun (peygamberin) ölümünü aralarında hiç kimsenin görmeyeceğine dair onlara bir uyarı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)