Enbiyâ Sûresi 49. Ayet

اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ  ٤٩

Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ onlar
2 يَخْشَوْنَ korkarlar خ ش ي
3 رَبَّهُمْ Rablerinden ر ب ب
4 بِالْغَيْبِ görmeden غ ي ب
5 وَهُمْ ve onlar
6 مِنَ -nden
7 السَّاعَةِ (Duruşma) saati- س و ع
8 مُشْفِقُونَ titrerler ش ف ق
 
Metindeki furkan “hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, hayrı şerden ayıran, buna dair ölçüler getiren” demektir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Hz. Mûsâ ve Hârûn’a verilenlerden maksat Tevrat’tır. Çünkü onda hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, helâli haramdan ayırt eden, insanlara ışık tutup yol gösteren, öğüt verip onları kötülüklerden koruyan âyetler vardır. Bir kısım müfessirlere göre ise “ışık”tan maksat Tevrat, urkandan maksat da Allah’ın Hz. Mûsâ’ya nasip ettiği zaferdir (Taberî, XVII, 34-35; Şevkânî, III, 462; furkan hakkında bilgi için ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/4; 49. âyette geçen gayb kavramı hakkında bk. Bakara 2/3). Sûrenin başından buraya kadarki âyetlerinde Allah’ın birliği, peygamberlik ve âhiret gibi temel dinî konular hakkında bilgi verildikten sonra, buradan itibaren 93. âyete kadar da Hz. Peygamber’e teselli verip mâneviyatını güçlendirmek, ayrıca muhatapların da ders ve ibret almalarını sağlamak maksadıyla uygun yönleriyle geçmiş peygamberlerin kıssalarından kesitler verilmektedir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 682-683
 

اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

 

اَلَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl önceki ayetteki  لِلْمُتَّق۪ينَ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. يَخْشَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّهُمْ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  بِالْغَيْبِ  car mecruru  يَخْشَوْنَ  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. هُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la sılaya matuftur. 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  مِنَ السَّاعَةِ  car mecruru  مُشْفِقُونَ ’ye mütealliktir. مُشْفِقُونَ  haber olup, ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44) 

مُشْفِقُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

 

Önceki ayetin devamı olan ayette  اَلَّذ۪ينَ , önceki ayetteki  لِلْمُتَّق۪ينَ  için sıfatttır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle bildirilmesi, onlara tazim ifade eder. 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ  ‘nin sılası olan  يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz anlatım kastıyla gelen  رَبَّهُمْ  izafetinde, müttakilere raci olan zamirin Rab ismiyle olan izafeti, muttakileri tazim ifade eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Ayetin öncesindeki azamet zamirinden sonra Allah’ın rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak zikredilen Rab isminde tecrîd, ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.

Ayetin sonunda müradifi zikredilen  يَخْشَوْنَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

بِالْغَيْبِ  car-mecruru, failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

الساعة  kelimesi, zaman anlamında câmid (türememiş) bir isimdir. Kıyamet için istiare olarak kullanılır. Vezni  فعلة  (fâ harfi fetha, ‘ayn harfi sâkin), elif’i ise vav’dan dönmedir. Çoğulu  ساعات ساع ve ساع  şeklindedir. (https://tafsir.app/aljadwal/6/31, Sâfi, Enam 31)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  مِنَ السَّاعَةِ  car mecruru, amili olan  مُشْفِقُونَ ’ye ihtimam ve durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için takdim edilmiştir.

Müsned olan  مُشْفِقُونَ  , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

يَخْشَوْنَ - مُشْفِقُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

اَلَّذ۪ينَ , müttakilerin sıfatıdır yahut onların methidir, nasb veya ref mahallindedir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

بِالْغَيْبِ  fail’den veya mef'ûl'dan haldir, (onlar kıyametten de titrerler) korkarlar. Zamirin başa alınması ve hüküm terkibi (isim cümlesi) mübalağa ve muttaki olmayanlara ima içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Ayet-i kerimede  یشفقون  şeklinde fiil değil de  مُشْفِقُونَ  şeklinde isim gelerek; bu sıfatın onlarda sabit ve devamlı olduğuna işaret edilmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 69)

Onlar ki Rablerinden gıyaben korkarlar. Yani onlar yüce Allah'ı görmemektedirler. Onlar düşünmekle, delilleri görmekle, her şeye gücü yeten, amellerin karşılığını veren bir Rablerinin olduğunu bilmişlerdir. O bakımdan onlar gizli hallerde de insanlar tarafından görülmedikleri, yalnızlık hallerinde de yalnız O'ndan korkarlar. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Onlar kıyametten de titrerler. Onlar, kıyamet gününün azabından ve orada cereyan edecek olan hesap, sual vb. diğer şeylerden dolayı tir tir titrerler, böylece de bundan dolayı Allah'a isyan etmekten geri dururlar demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ  Yani o takva sahipleri ki görmedikleri halde Rablerinin azabından korkarlar. Bu, kâfirlere bir tarizdir. Çünkü onlar, uyarıldıkları şeyi bilfiil görmedikçe uyarılmaktan etkilenmiyorlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Mutlak korkunun zikrinden sonra kıyamet korkusunun zikredilmesi, korkulanların en büyüğü kıyamet olduğunu bildirmek içindir. Bir de takva sahiplerinin, kıyametin acele gelmesini isteyenlerin vasıflarının zıddını taşıdıklarını sarih olarak belirtmek içindir. (Ebüssuûd)

Ayette kıyamet,  السَّاعَةِ [saat]  kelimesiyle gelmiştir. Saat, kıyametin vaktinin ismidir. Hesabının süratinden dolayı bu isim verilmiştir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

اٰتَيْنَا - رَبَّهُمْ  kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)