وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ ٨٠
Be'ese بأس : بُؤْس - بَاْس - بَاْساء zorluk ve sıkıntı demektir. Ancak بُؤْس daha çok fakirlik ve savaş için, بَاْس ve بَاْساء ise yaralanma ve benzeri için kullanılır. بِئْسَ her tür kötülenen şey hakkında kullanılır. Nitekim نِعْمَ de her tür medhedilip övülecek şeyle ilgili kullanılmaktadır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli be'istir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ
Cümle, atıf harfi وَ ’la سَخَّرْنَا matuftur.
Fiil cümlesidir. عَلَّمْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. صَنْعَةَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. لَبُوسٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لَكُمْ car mecruru لَبُوسٍ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
لِ harfi, تُحْصِنَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle عَلَّمْنَاهُ ’ya mütealliktir.
تُحْصِنَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ بَأْسِ car mecruru تُحْصِنَكُمْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلَّمْنَا sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi علم’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
تُحْصِنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حصن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن فعلنا لكم ذلك فهل أنتم شاكرون (Bunu sizin için yaparsak şükreder misiniz?) şeklindedir.
İsim cümlesidir. هَلْ istifham harfidir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. شَاكِرُونَ mübtedanın haberi olup, ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
شَاكِرُونَ , sülasi mücerredi شكر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki … سَخَّرْنَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
عَلَّمْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Mef’ûl olan صَنْعَةَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Muzafun ileyh olan لَبُوسٍ ’deki nekrelik, nev ifade eder.
لِتُحْصِنَكُمْ cümlesine dahil olan لِ , muzariyi gizli اَنْ ’le nasbeden lam-ı ta’lildir. Akabindeki لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ cümlesi masdar teviliyle, لِ harfiyle birlikte عَلَّمْنَاهُ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَكُمْ car-mecruru, muzafun ileyh olan لَبُوسٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
لَبُوسٍ ; Araplarca her türlü silahın adıdır. Bu ister tam bir zırh olsun, ister yarım zırh olsun, ister kılıç, ister mızrak olsun. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
“Sizi şiddetli savaşınızdan koruması için” ibaresinde harf-i cerin iadesiyle ondan bedel-i istimaldir. Zamir Davud’a (a.s) yahut zırh tevili ile لَبُوسٍ ’a aittir. Ebubekir ile Rüveys kıraatinde nûn ile (لِنُحْسِنَكُمْ)’dir ki zamir Aziz ve Celil olan Allah'a racidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ
Fasılla gelen terkipte فَ , mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir.
Takdiri إن فعلنا لكم ذلك (Sizin için bunu yaparsak) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mahzufla birlikte cümle, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cevap cümlesi olan فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mübteda ve haberden müteşekkil isim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tenbih amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Müsned olan شَاهِد۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
ھلَ ْ ile gelen istifham; sorulan şeyin gerçekleştiğini ifade ettiğinden soru manasında olmayıp, sorulan sorunun tahakkuk ettiğine/edeceğine delalet eder. Bu sebeple gelecek olan cevap da tahakkuk manasıyla olacaktır. İstifham bu yüzden mecazî, tehekkümî ve inkârîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yunus/102)
هَلْ , belâgi bir nükte için isim cümlesinin başına gelebilir. Bu nükte de zamana bağlı olmaksızın bu fiilin devam etmesini istemektir. Buralarda hemze de gelebilirdi ama o zaman bu belâgi nükte kaybolurdu. Çünkü hemze, âdeten ismin başına gelebilir. Ama هَلْ âdeten fiilin başına geldiği için muhatabın dikkatini çeker. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هَلْ soru harfi sadece fiilin başına gelir. Şayet ismin başına gelmişse bu, meseleye çok önem verilmesinden kaynaklanmaktadır. Temenni ilişkisi kurar. هَلْ ile temenninin لَعَلَّ ile temenniden farkı, yokluğu kesin olmayan, mümkün bir durumda temenni edilen şeye daha fazla önem verilmesidir. Beyzâvî buradaki istifhamın mübalağa ve azarlama ifade etmek için emir sıygası yerinde kullanıldığını ifade eder. Yani cümlenin takdiri anlamı: “Size verdiği nimetlere karşılık Allah'a şükredin.” şeklindedir. Beyzâvî’ye hâşiye yazanlardan biri olan İbni Temcîd şöyle der: Muktezâ-i zâhire göre ibarenin أُشْكُرُوا (şükredin) şeklinde emir kalıbıyla gelmesi gerekirken zâhirin hilafına فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ [Şükrediyor musunuz?] şeklinde soru kalıbıyla gelmesi iki nükteden ötürüdür. Birincisi, şükrü terk etmeleri sebebiyle onları azarlamak, ikincisi ise tıpkı vukuu nadir olan olaylar gibi onlardan nimete şükretmelerini beklemenin uzak bir ihtimal olduğunu haber vermektir. Eğer soru formatı terk edilip emir kalıbı kullanılsaydı ifadenin gücü azalır ve cümle bu anlamı vermezdi. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)