Enbiyâ Sûresi 93. Ayet

وَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْۜ كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ۟  ٩٣

(İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَتَقَطَّعُوا ve parçaladılar ق ط ع
2 أَمْرَهُمْ işlerini ا م ر
3 بَيْنَهُمْ aralarında ب ي ن
4 كُلٌّ hepsi ك ل ل
5 إِلَيْنَا bize
6 رَاجِعُونَ döneceklerdir ر ج ع
 
Birçok müfessir ümmet kelimesinin burada “din” anlamında kullanıldığı kanaatindedir (Taberî, XVII, 85; Şevkânî, III, 478-479). Bazı müfessirler ise ilâhî dinlerin tamamının İslâm olduğu inancından hareketle buradaki ümmet kelimesini  “tek bir din topluluğu” olarak yorumlamışlardır. Allah Teâlâ Enbiyâ sûresinde farklı zamanlarda ve farklı bölgelerde dinini tebliğ etmek üzere birçok peygamber gönderdiğini haber verdikten sonra bunların tebliğ ettiği dinin Allah’ın birliği, yüceliği ve eşsizliği ilkesine dayanan tek bir din, ibadete lâyık olan ilâhın da sadece kendisi olduğunu bildirmiştir. Ama insanlar dinleri konusunda ihtilâfa düşmüş, peygamberlere muhalefet etmiş ve Allah’a ortak koşarak tevhid ilkesinden uzaklaşmışlardır.
 
 Enbiyâ sûresinde başta Hz. İbrâhim olmak üzere birçok peygamberin kıssasına genişçe veya özet olarak yer verilmiş, özellikle ibret alınacak yönlerine değinilmiştir. Bu değinmelerin ortak yanı, söz konusu peygamberlerin her birinin Allah’ın dinini tebliğ etmek için birçok sıkıntıya katlanmış, sonunda Allah’ın lutfuna mazhar olmuş bulunmalarıdır. Bu âyetlerde ayrıca, Mekke müşriklerinin verdiği sıkıntılardan bunalmış olan Hz. Peygamber ve ona iman eden müminler için bir teselli gayesi de vardır.
 
  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 698-699
 

وَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. تَقَطَّعُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْرَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بَيْنَهُمْ  mekân zarfı  تَقَطَّعُٓوا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تَقَطَّعُٓوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  قطع ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.      

 

 

 

كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ۟

 

İsim cümlesidir.  كُلٌّ  mübteda olarak damme ile merfûdur.  اِلَيْنَا  car mecruru  رَاجِعُونَ ’ye mütealliktir.

رَاجِعُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

رَاجِعُونَ , sülâsi mücerredi  رجع  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

وَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasındaki cümle faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)  

تَقَطَّعُٓوا  fiili,  تفعّل  babındandır. Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

Önceki ayetteki muhatap zamirden bu ayette söylenenleri yapanları kınamak için gaib zamire geçişte, iltifat sanatı vardır. 

وَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ [İşlerini aralarında parçaladılar] cümlesinde istiare-i temsîliyye vardır. Yüce Allah, onların din hususunda ihtilaflarını ve çeşitli gruplara ayrılmalarını, bir şeyi (şu senin, şu benim) diye bölüştü­rerek dağıtan cemaata benzetti. Bu; güzel bir istiaredir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ezherî dedi ki: Onlar kendi işlerinde aralarında tefrikaya düştüler. Burada “işlerini” kelimesi edatın hazf edilmesi dolayısıyla nasb edilmiştir. (Bu takdire göre: “İşleri hakkında ayrılığa düştüler” demek olur). Buna göre “parça parça edip ayrılığa düşmek” lazım bir fiildir. Birinci görüşe göre ise müteaddidir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Ayetin baş tarafında hak dinin tek olduğu gerçeği muhatap sıygasıyla anlatıldığı için muktezâ-i zâhire göre ifadenin muhatap kalıbıyla sürdürülmesi gerekirdi. Ancak belâğî bir nükteden dolayı hikâye üslubuna geçilerek söze gaib kipiyle devam edilmiş, böylece kelamda tefennün yapılmıştır. Müfessirimiz buradaki sanatı ve sırrını şöyle açıklar: Muhataptan (ikinci şahıstan), gaibe (üçüncü şahsa) geçmesi (iltifat), dinde ayrılığa düşenleri, onu paramparça edip çirkin işlerini başkalarına da ulaştıranları kınamak içindir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Tek bir ümmet iken Allah Teâlâ onlara muhatap zamiri ile hitap ediyordu. Ne zaman ki ayrılıp fırka fırka oldular, Allah sanki yüzünü onlardan çevirdi. Onun için de gaib zamiri geldi. Bu; hikmetli bir prensiptir. Ayetin sonundaki, “Hepsi Bize dönecek!” ifadesinde de şiddetli bir tehdit vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ۟

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Müsnedün ileyh olan  كُلٌّ ’deki nekrelik, mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. Takdiri  كُلُّهم ’dur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  اِلَيْنَا , ihtimam için amili olan  رَاجِعُونَ۟ ’ye takdim edilmiştir. 

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

Müsned olan  رَاجِعُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ۟  sözü, lafzen sarih olarak Allah'a dönüşe delalet eder, bunun yanında bu sarih delalet söylenmemiş başka bir delaleti de kapsar, bu da hesap, sevap ve cezadır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 4, Zuhruf Suresi 85, s. 370) Buna da lâzım melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel denir.

Bu cümle, gaib zamirin ait olduğu müşriklere tariz ve tehdit ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)