ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟ ١٠
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟
Cümle, mukadder sözün mekulü’l-kavli olarak mahallen mansubdur. Takdiri, قائلين له (Ona … diyerek) şeklindedir.
İsim cümlesidir. İşaret zamiri ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. لِ harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir. بِ sebebiyyedir. بِمَا car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası قَدَّمَتْ يَدَاكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. قَدَّمَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. يَدَا fail olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَيْسَ ’nin dahil olduğu cümle اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَيْسَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هو ’dir. بِ harf-i ceri zaiddir. ظَلَّامٍ lafzen mecrur, لَيْسَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
لِ takviye içindir. عَب۪يدِ۟ , lafzen mecrur, mübalağalı ism-i fail ظَلَّامٍ ’nin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mübalağalı ismi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan mübalağalı ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدَّمَتْ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قدم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
ظَلَّامٍ - عَب۪يدِ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ cümlesi, takdiri قائلين له (Ona denir.) olan mahzuf bir fiilin mekulü’l-kavldir.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ذٰلِكَ mübtedadır, بِمَا car-mecruru mahzuf habere mütealliktir.
Müsnedün ileyhin işaret ismi olması, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
ذٰلِكَ ’de istiare sanatı vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden işaret ismi ile günahkârların azabına işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile akıbet, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Müsnedün ileyhin işaret ismi olması, işaret edilene tahkir ifade eder. İşaret isminde tecessüm sanatı vardır. Muhatabın kalın kafalı olduğuna işaret eder.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Mecrur mahallindeki ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle birlikte mahzuf habere mütealliktir.
Mevsûlün sıla cümlesi olan قَدَّمَتْ يَدَاكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ ifadesinde cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ cümlesi ya ellerin tüm iş aletleri manasında mecaz-ı mürseldir. Ya da temsil yoluyla muhtelif işler yapan âmil, kendi elleriyle bir zanaat yapan birine benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ cümlesi, mecrur mahaldeki mevsûlün mahalline matuftur. Masdar-ı müevvel, بِظَلَّامٍ ’deki zaid بِ ve اَنَّ ile tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber, inkâri kelamdır.
Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, konunun önemini vurgulayarak muhatabı ikaz içindir.
Allah lafzında tecrid sanatı vardır. Çünkü mütekellim Allah Teâlâdır.
اَنَّ ’nin haberi, لَيْسَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nakıs fiil لَيْسَ ’nin haberi بِظَلَّامٍ ’deki بِ , tekid ifade eden zaid harftir.
لِلْعَب۪يدِ car-mecruru, ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade eden ظَلَّامٍ ‘in mef’ûlüdür.
[Ellerinizin takdim ettikleri sebebiyle] cümlesinde muhatap zamiri kullanılmış, [Allah kullarına zulümkâr değildir.] cümlesinde “size” yerine “kullara” şeklinde açık isim getirilerek muhataptan gaibe iltifat yapılmıştır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
ظَلَّامٍ mübalağa kalıbı, kulların çok olmasındandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Bu ayetteki ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ cümlesinin îrabı, ayetin belâgat özelliğini etkilemektedir. Âlûsî'nin de tercih ettiği anlaşılan birinci irâba göre ذٰلِكَ kelimesi mübtedadır, بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ ifadesi haberdir. Cümle bu şekilde irâblandırıldığında iltifat sanatı tezahür etmektedir. Şöyle ki ayette bahsi geçen kişi, önce gaib zamirle ifade edilmiştir. Bu cümlede ise muhatap zamir ile ifade edilerek gaipten muhataba dönüş şeklinde bir iltifat gerçekleşmiştir. Âlûsî bu cümlenin başka şekillerde de îrabının mümkün olduğunu söylemektedir. Diğer îrab şekline göre cümle mübteda haber değil, gizli bir fiilin mef‘ûlü konumundadır. Bu durumda cümlenin anlamı şu şekilde olabilir: “Ona denilir ki: İşte bu senin ellerinin işledikleri yüzündendir.” Âlûsî'ye göre bu irâbta muhatap zamiri kavl sözünün mekûlu konumunda bir alıntı cümle gibidir. Birinci îrabda olduğu gibi doğrudan muhatap zamire geçiş yapılmamaktadır. Bu nedenle iltifat sanatından söz edilmesinin uzak olduğu görülmektedir. (Harun Abacı,Kur’ân'ın Anlam Farklılaşmasına İ‘râbin Etkisi -Âlûsî Tefsiri Örneği)
بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ [Ellerinin sunduğu şey sebebiyle] cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Alakası, sebebiyyedir. Çünkü hayrı da, şerri de yapan eldir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اَيْد۪ي [eller] zikredilerek tağlîb yapılmıştır. Çünkü iyi ya da kötü amellerin çoğu eller ile meydana gelmektedir. Ellerle yapılanlar bir araya getirilerek tağlîb meydana gelmektedir. (Ömer Yılmaz, Zerkeşî’nin el-Burhân fi Ulûmi’l Kur’an Adlı Eserinin Belâgat İlmi Açısından Değerlendirilmesi; Kur’an’daki deyimler ve Zemahşerînin Keşşâfı)
Bu kimsenin uğradığı dünya rezilliği, rüsvalığı ve ahiret azabının sebebi daha önce işlediği küfür ve günahlardır. Allah facirlere (kâfir ve günahkârlara) ceza verme ve salihlere sevap verme hususundaki adaleti gereği ona bu şekilde muamelede bulunacaktır. Çünkü Allah kullarına zulmetmez. Özetle, bu ceza haktır, küfür ve büyük günah işleme sebebiyle adalettir. (Sinan Yıldız, Vehbe Zuhaylî’nin Tefsîru’l Münîr Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)
Bu da (senin) iki elinin öne sürdüğü şey sebebiyledir: Gaibden muhataba üslup değiştirilmiştir ya da gizli kavl maddesi düşünülmüştür yani kıyamet gününde ona: Bu rezillik ve azap irtikap ettiğin küfür ve isyanlar dolayısıyladır, denilir anlamındadır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)