Hac Sûresi 2. Ayet

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ  ٢

Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَوْمَ gün ي و م
2 تَرَوْنَهَا onu gördüğünüz ر ا ي
3 تَذْهَلُ unutur ذ ه ل
4 كُلُّ her ك ل ل
5 مُرْضِعَةٍ emziren ر ض ع
6 عَمَّا
7 أَرْضَعَتْ emzirdiğini ر ض ع
8 وَتَضَعُ ve bırakır و ض ع
9 كُلُّ her ك ل ل
10 ذَاتِ (sahibi) gebe
11 حَمْلٍ (yük) gebe ح م ل
12 حَمْلَهَا yükünü ح م ل
13 وَتَرَى ve görürsün ر ا ي
14 النَّاسَ insanları ن و س
15 سُكَارَىٰ sarhoş س ك ر
16 وَمَا oysa değillerdir
17 هُمْ onlar
18 بِسُكَارَىٰ sarhoş س ك ر
19 وَلَٰكِنَّ ama
20 عَذَابَ azabı ع ذ ب
21 اللَّهِ Allah’ın
22 شَدِيدٌ şiddetlidir ش د د
 
Bütün insanlara hitap edilerek Allah şuurunun canlı tutulması, O’na saygısızlık etmekten sakınılması istenirken Allah’ın “yaratıcılık,yöneticilik, sahiplik ve terbiye edicilik” özelliklerine vurgu yapan rab ismi kullanılmıştır. Bu çağrının hemen ardından kıyamet ve âhiret gerçeği hatırlatılmış, bu gerçeğin iyi kavranması için de somut bir tasvire yer verilmiştir. Kıyamet sarsıntısının sıradan bir olay olmadığı ifade edildikten sonra herkesin o ana ait sahneleri gözünde canlandırmasına imkân verecek örneklere değinilmektedir: Emzikli kadınların çocuklarını emzirmeyi dahi akıllarından çıkaran bir dehşete kapılmaları, hamile kadınların düşük yapmalarına yol açan bir şok yaşamaları, insanların gerçekte sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi davranmaları veya görünmeleri. İlk iki örnekte “her” kaydının bulunması (“her emzikli kadın”, “her hamile kadın” denmiş olması), üçüncü örnekte de bütün insanları kapsar bir ifade kullanılmış bulunması, bu olayın sıra dışılığını açıkça ortaya koymaktadır. 2. âyetin son cümlesiyle, âhiretteki azabın bu yaşananlardan da çetin olacağı kastedilmiş olabilir. Bu mâna esas alınırsa meâli şöyle olur: “Fakat (bunun ardından gelecek olan) Allah’ın azabı çok zorlu olacaktır.” Kaynaklarda bu âyetlerin tefsiri sırasında, daha çok, belirtilen sarsıntının haşir sonrası kıyamet sahnelerinden mi yoksa dünyanın sonu geldiğinde kıyamet alâmeti olarak görülecek hallerden mi olduğu hususu üzerinde durulur. Âlimlerin çoğunluğu ikinci ihtimali daha güçlü bulmuşlardır (bk. Taberî, XVII, 109-115; Şevkânî, III, 490-491).
 
Riyazus Salihin, 432 Nolu Hadis
İbni Mes’ûd radıyallahu anh şöyle dedi:
Deriden yapılmış bir çadır içinde kırk kadar kişi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bulunuyorduk. Hz. Peygamber bize:
- “Siz cennetliklerin dörtte biri olmaya razı mısınız? diye sordu. Biz:
-  Evet, dedik. Hz. Peygamber:
- “Cennetliklerin üçte biri olmaya razı mısınız?” buyurdu. Biz:
- Evet, dedik.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Muhammed’in canı, kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki ben, sizin cennetliklerin yarısı olacağınızı umarım; çünkü cennete müslüman olmayan kimse giremez. Siz, müşriklere nisbetle kara öküzün derisindeki beyaz benek ya da kırmızı (beyaz) öküzün derisindeki siyah benek gibisiniz” buyurdu.
(Buhârî, Rikak 45, 46, Enbiyâ 7, Eymân 3, Tefsîru sûre (22), 1; Müslim, Îmân 377. Ayrıca bk. Tirmizî, Cennet 13; İbni Mâce, Zühd 34)
 

Rada'a رضع :  رَضَعَ çocuk ya da yavru süt emdi/emmektedir demektir. Bu fiilin mastarı رَضاعٌ ve رَضاعَةٌ şekillerinde gelir. İf'al babı olan أرْضَعَ şekli emzirmek demekken; istif'al formundaki إسْتَرْضَعَ  kullanımı emzirtmek istemek manasını ifade eder. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 11 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)  Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا 

 

يَوْمَ  zaman zarfı,  تَذْهَلُ  fiiline mütealliktir.  تَرَوْنَهَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. تَرَوْنَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

تَذْهَلُ  damme ile merfû muzari fiildir.  كُلُّ  fail olup damme ile merfûdur.  مُرْضِعَةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. ماَ  müşterek ism-i mevsûl  عن  harf-i ceriyle  تَذْهَلُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اَرْضَعَتْ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

اَرْضَعَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. تَضَعُ  atıf harfi  وَ ile makabline matuftur.

تَضَعُ  damme ile merfû muzari fiildir. كُلُّ  fail olup damme ile merfûdur.  ذَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.  حَمْلٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  حَمْلَهَا  kelimesi  تَضَعُ  fiilinin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مُرْضِعَةٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


  وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ

 

Fiil cümlesidir. تَرَى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. النَّاسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سُكَارٰى  hal olup, mukadder fetha ile mansubdur. وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى  cümlesi,  النَّاسَ ’nin hali olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir.  مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.

هُمْ  muttasıl zamir  مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur.  ب  harf-i ceri zaiddir. سُكَارٰى  lafzen mecrur,  مَا ’nın haberi olup mahallen mansubdur. 

وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, هذا كلّه هيّن ولكنّ عذاب الله شديد.(Bunların hepsi Allah’a kolaydır. Lakin Allah’ın azabı şiddetlidir.)

لٰكِنَّ  istidrak harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre  لٰكِنَّ  de  اِنَّ  gibi cümleyi tekid eder.

عَذَابَ  kelimesi  لٰكِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  شَد۪يدٌ  kelimesi  لٰكِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.

İstidrak; düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ikiside isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Zaman zarfı  يَوْمَ , ihtimam için amili olan  تَذْهَلُ  fiiline takdim edilmiştir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَرَوْنَهَا  cümlesi, يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhidir. 

Harfi cerle birlikte  تَذْهَلُ  fiiline müteallık müşterek ism-i mevsûl  مَّٓا ’nın sıla cümlesi olan  اَرْضَعَتْ, mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Aynı üslupta gelen  وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ  cümlesine, atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

مُرْضِعَةٍ  ve  حَمْلٍ ‘deki nekrelik, muayyen olmayan nev ve kesret ifade eder.

حَمْلٍ - حَمْلَهَا  ve  مُرْضِعَةٍ - اَرْضَعَتْ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki  يَوْمَ  kelimesi,  تَذْهَلُ  fiili ile mansûb olup, o  gün emzikli kadın emzirdiğini unutup geçer manasındadır.  تَرَوْنَهَا  fiilindeki  هَا  zamirinin daha önce bahsi geçmiş olduğu için  زَلْزَلَةَ  kelimesine raci olması muhtemel olduğu  gibi   السَّاعَةِ  kelimesine raci olması da muhtemeldir. Doğruya en yakın olanı, bu zamirin  زَلْزَلَةَ  kelimesine raci olmasıdır. Çünkü o büyük korkuyu gerektiren şey o zelzeleyi müşahede etmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَرْضَعَتْ, emzirme niteliği olan için kullanılır.  مُرْضِعَةٍ  ise memesini çocuğunun ağzına verip emzirme durumunda bulunan kadındır. Bunun içindir ki Yüce Allah,  تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ  [Her emzirme halinde bulunan kadın unutur] cümlesinde  مُرْضِعَةٍ  demiştir ki unutma ve gaf­letin büyüklüğü ortaya çıksın. Çünkü kadın, insanlar içerisinde en sevdiği varlık olan çocuğunun ağzından memesini çekip çıkarır. Bu da korku ve sı­kıntının ulaşabileceği son derecedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


 وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la … تَذْهَلُ كُلُّ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَرَى - تَرَوْنَهَا  fiilleri arasında cemiden müfrede geçişte, iltifat sanatı vardır.

سُكَارٰى , mef’ûl olan  النَّاسَ ‘den haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

النَّاسَ ’den ikinci hal olan وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  مَا , nakıs fiil  ليس  gibi amel etmiştir. Haberi olan  بِسُكَارٰى ’ya dahil olan  بِ  harfi manayı pekiştirmek için gelmiş zâid harftir. Olumlu cümlelerde lâm harfinin tekit ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de  لَيْسَ  ve  ما 'nın haberinin başında gelen  بِ  harfi tekit bildirir. 

İki  سُكَارٰى  kelimesi arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

تَرَوْنَهَا - تَرَى  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تَرَى النَّاسَ سُكَارٰى  cümlesiyle, مَا هُمْ بِسُكَارٰى  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Kur'ân-ı Kerim'de  بِ  harfi 22 yerde  لَيْسَ ’nin, 19 yerde de  ما ’nın haberinin başında zâid olarak gelmiştir. (Ali Bulut, Kur’ân-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)

وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى [İnsanları sarhoş görürsün] cümlesinde pekiştiril­miş teşbih-i beliğ vardır. Yani, korkunun şiddetinden dolayı onları sarhoş gibi görürsün. Burada teşbih edatı ile vech-i şebeh ibarede söylenmemiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Sarhoş kelimesinin ilk kullanımının teşbihî olduğu, ikinci kullanımın hakiki olmasından anlaşılmaktadır. Ayette Allah’ın azabından duyulan korkunun aklî melekeleri ve temyiz kabiliyetini yok etmesi ile sarhoşluk belirtileri arasında benzetme vardır. Şu halde aynı kelimenin hakiki ve teşbihî olmak üzere iki anlamıyla iki defa kullanımı söz konusudur. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)  

İlk önce  تَرَوْنَهَا [görürsünüz] sonra da müfred olarak  تَرَى [görürsün] denilmiştir. Çünkü bu fiil ilk önce, zelzeleye taalluk etmiş, böylece de insanların tümü onu görür gibi kabul edilmiştir. Halbuki bu, en sonunda insanların sarhoş olmaları haline bağlanmıştır. Binaenaleyh, onlardan her birinin diğerlerini görüyor olmaları durumudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kıyamet zelzelesinin vuku bulduğu gün insanların her ferdi, insanları sarhoş gibi bir halde görür: Halbuki onlar hakikatte içici sarhoşu değillerdir, fakat Allah'ın azabı çok çetindir. İşte bu azabın korkunçluğu, onları vurur; akıllarını başlarından alır ve onların temyiz gücünü yok eder. İşte onları bu hale getiren o korkunç manzaradır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ

 

Ayet, atıf harfi وَ ’la mukadder istînâfa matuftur. Takdiri,  هذا كلّه هيّن [Bunların hepsi kolaydır.] şeklindedir.

İstidrak harfi  لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

Müsnedün ileyh olan  عَذَابَ اللّٰه, veciz ifade kastına binaen izafet formunda gelmiştir.

عَذَابِ  kelimesinin Allah lafzına izafesi, azaba tazim kazandırmıştır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Müsned olan  شَد۪يدٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.  

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübût ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fâil, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında te’kîd lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belagati Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fâil’in İfade Göstergesi Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Cenab-ı Hak, bu günün dehşetlerine dair şu üç şeyi zikretmiştir.

“Onu göreceğiniz gün emzikli her kadın, emzirdiğini unutup geçer.” cümlesinin ifade ettiği husustur. Yani “Onu o zelzele gafil hale getirir.” demektir. “Zuhûl” dehşet ve korkudan dolayı bir şeyi görmemek demektir. Böylece de bu açıklamaya göre mâ, men anlamına gelmiş olur.

“Yüklü her (gebe kadın) yükünü düşürür.” ayetinin ifade ettiği husustur. Buna göre mana, “O, o günün dehşetinden dolayı çocuğunu tam veya tam olmadan düşürür.” şeklindedir. “Emziklinin gaflet ermesi, hamilenin hamlini düşürmesi” ifadelerinden Son olarak da “İnsanları sarhoş görürsün” cümlesinin ifade ettiği husustur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)