لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ ٣٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَنْ |
|
|
| 2 | يَنَالَ | ulaşmaz |
|
| 3 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 4 | لُحُومُهَا | onların etleri |
|
| 5 | وَلَا | ve ne de |
|
| 6 | دِمَاؤُهَا | kanları |
|
| 7 | وَلَٰكِنْ | fakat |
|
| 8 | يَنَالُهُ | O’na ulaşır |
|
| 9 | التَّقْوَىٰ | takvanız |
|
| 10 | مِنْكُمْ | sizin |
|
| 11 | كَذَٰلِكَ | böylece |
|
| 12 | سَخَّرَهَا | onları boyun eğdirdi |
|
| 13 | لَكُمْ | size |
|
| 14 | لِتُكَبِّرُوا | anmanız için |
|
| 15 | اللَّهَ | Allah’ı |
|
| 16 | عَلَىٰ | üzere |
|
| 17 | مَا | diye |
|
| 18 | هَدَاكُمْ | sizi doğru yola iletti |
|
| 19 | وَبَشِّرِ | ve müjdele |
|
| 20 | الْمُحْسِنِينَ | güzel davrananları |
|
لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ
Fiil cümlesidir. لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يَنَالَ fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهَ lafza-i celâl mukaddem mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لُحُومُهَا fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا zaiddir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. دِمَٓاؤُ۬هَا atıf harfi وَ ’la لُحُومُهَا ’ya matuftur. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنْ istidrak harfidir. يَنَالُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. التَّقْوٰى fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. مِنْكُمْ car mecruru التَّقْوٰى ’nın mahzuf haline mütealliktir. Maksur isimdir.
İstidrak; düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine “istidrak” adı verilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ
Fiil cümlesidir. كَ harf-i cerdir. مثل “gibi” demektir. Bu ibare, سَخَّرْنَاهَا fiilinin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir. ذٰ işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك muhatap zamiridir.
سَخَّرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لَكُمْ car mecruru سَخَّرَهَا fiiline mütealliktir.
لِ harfi, تُكَبِّرُوا fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle سَخَّرَهَا fiiline mütealliktir.
تُكَبِّرُوا fiili ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اللّٰهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel عَلٰى harf-i ceriyle تُكَبِّرُوا fiiline mütealliktir.
هَدٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
سَخَّرَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سخر ’dır.
تُكَبِّرُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كبر ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. بَشِّر sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. الْمُحْسِن۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
بَشِّرِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dır.
الْمُحْسِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını istikbala çeviren tekit harfi لَنْ ve olumsuzluğu kuvvetlendiren zaid لَا ile tekid edilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَنَالَ fiilinin mef’ûlü, ihtimam için faile takdim edilmiştir. Lafza-i celâlin, heybeti ve ikazı artırmak için zikredilmesinde tecrîd sanatı vardır.
Zaid nefiy harfinin dahil olduğu وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا , temasül nedeniyle لُحُومُهَا ‘ya atfedilmiştir.
İstidrak harfi لٰكِنْ ’in dahil olduğu وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ cümlesi, makabline atıf harfi وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نَالُ fiili, التَّقْوٰى ’a isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan hedefe ulaşma fiili, takvaya nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
يَنَالَ ve يَنَالُهُ kelimeleri arasında müşakele sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا cümlesi ile وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَنَالُ - لَنْ يَنَالَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı, لُحُومُهَا - دِمَٓاؤُ۬هَا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لٰكِنْ şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Bakara/12, c.1, s. 475)
لَنْ ; muzari fiili nasb eden nefy ve istikbal ifade eden bir harftir. Bununla yapılan nefy, لَا ile yapılan nefyden daha kuvvetlidir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ
İstînâfiye olarak fasılla gelen cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.
كَذٰلِكَ , amili سَخَّرَهَا olan mahzuf mukaddem mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Tecessüm ve cem’ ifade eden كَذٰلِكَ ile kurbanlık hayvanlara işaret edilmesi tazim içindir.
Sebep bildiren masdar ve cer harfi لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup başındaki harf-i cerle سَخَّرَهَا fiiline mütealliktir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, kalplerde haşyet duygularını artırmak için yapılan tekrarında ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Masdar harfi مَا ’nın sılası olan هَدٰيكُمْۜ , masdar teviliyle başındaki harf-i cerle لِتُكَبِّرُوا fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ ibaresi, önceki ayetteki cümlenin tekrarıdır. Allah’ı tekbir etmenin önemini ve sebebini vurgulamak için yapılan bu tekrarda itnab, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَذٰلِكَ kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem كَ hem de ذٰ işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi, s. 101)
كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
مَا edatının masdariye, haberiye (mevsûle ve mevsûfe) olma ihtimalleri vardır. Size gösterdiği şeye karşı yani, onları ram ve kurban etme yolunu gösterdiği şeye karşı demektir. عَلٰى da لِتُكَبِّرُوا ’ya mütealliktir, çünkü şükür manasını içermektedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin bu son cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen irşat manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
بَشِّرِ fiili, تفعيل babındadır. Bu babın fiile kattığı en belirgin anlam, kesrettir.
Cümlede zamir makamında, الْمُحْسِن۪ينَ şeklinde zahir ismin zikredilmesi iltifat ve ıtnâb sanatıdır.
الْمُحْسِن۪ينَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.
Bu cümlede müjdesi verilen şeyin hazf edilmesi tazim içindir. Sanki, onları fehimlerin anlamayacağı ve sözlerin ifade edemeyeceği şeylerle müjdele buyurmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ ifadesinde önemlerine ve şereflerine binaen zamir yerine zahir isim getirilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Hitap, Müslümanlaradır. Hidayete erdiklerini ve hidayete göre hareket ettiklerini, böylece iyi işlerde bulunduklarını belirtmek için muktezâ-i zâhirin dışına çıkarılarak zamir makamında izhar ile üslup değiştirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümlede müjdesi verilen şeyin hazf edilmesi tazim içindir. Sanki “Onları, fehimlerin anlamayacağı ve sözlerin ifade edemeyeceği şeylerle müjdele!” buyurmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)