Hac Sûresi 38. Ayet

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟  ٣٨

Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 اللَّهَ Allah
3 يُدَافِعُ defeder (şerri) د ف ع
4 عَنِ -den
5 الَّذِينَ kimseler-
6 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
7 إِنَّ şüphesiz
8 اللَّهَ Allah
9 لَا
10 يُحِبُّ sevmez ح ب ب
11 كُلَّ hiçbir ك ل ل
12 خَوَّانٍ hain خ و ن
13 كَفُورٍ inkarcıyı ك ف ر
 

Defe'a دفع :  دَفْعٌ kelimesi إلَى edatı ile geçişli olduğunda (müteaddi) verme veya teslim etme anlamına gelir. عَنْ edatı ile geçişli hale getirildiğinde ise himaye etme, koruma ya da savunma anlamlarına gelir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 10 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri def, defa, müdâfaa, müdâfi ve def-i hâcettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ 

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُدَافِـعُ  cümlesi, إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُدَافِـعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  عَنِ  harf-i ceriyle  يُدَافِـعُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُدَافِـعُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  دفع ’dir.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (işteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ve mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.    

 

 

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  لَا يُحِبُّ  cümlesi,  إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. كُلَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. خَوَّانٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.كَفُورٍ  kelimesi  خَوَّانٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

يُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  حبب ’dir.

خَوَّانٍ - كَفُورٍ ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ 

 

İstinafiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması Allah’ın uluhiyet vasfına dikkat çekerek, haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan   يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Harf-i cerle  يُدَافِـعُ  fiiline müteallik cemi müzekker has ism-i mevsûl  عَنِ الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Bu ayette müsned  يُدَافِـعُ  şeklinde muzari fiil olarak gelmiştir. Bu durumda teceddüt ifade eder. Yani müminler her ne zaman bir meşakkat veya kriz yaşasalar bu ifadeyle teselli bulur ve imanlarında sebat ederler. Onlar için sanki zifiri karanlık, aydınlık bir mum gibi olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kelam müminlere yöneliktir. Cümle tekid harfi  اِنَّ ile başlamıştır ki bu ya haberin gerçekleştiğini ya da zaferi sabırsızlıkla bekleyip umutsuzluğa kapılmayıp tereddüt etmeyenler için indirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Lafza-ı celâl müsnedün ileyh, لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟  cümlesi müsneddir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Mütekellim Allah Teâlâ olduğu için lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı ve tehdidi artırmak için zamir makamında lafza-i celâlin tekrarında ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنَّ ‘nin haberi olan  لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. 

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُحِبُّ  fiili  اِفعال  babındadır.  اِفعال  babı fiille kesret, haynunet, sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul manaları katar.

خَوَّانٍ ‘deki nekrelik nev, kesret ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. 

خَوَّانٍ [Çok hain] ve onun sıfat olan  كَفُورٍ۟  kelimeleri mübalağa ifade eden kiplerdendir.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı  sanatıdır. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Allah'ın hain ve nankörleri sevmemesi, kinaye olarak onlara buğz ettiği anlamındadır. Yani Allah, emanetleri olan emir ve yasaklarına yahut bütün emanetlerinde hainlik edenleri ki -bu hıyanetin büyük kısmı nimetlerine nankörlüktür- sevmez. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayet, kişinin hıyanet ve nankörlük yapmak suretiyle bunlara devamından dolayı tövbe etmez bir durumda olacağına dikkat çekmektedir. Bu kişi, tövbe etmedikçe Allah'ın sevgisini kazanamaz. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Bazı müfessirlere göre bu ayet-i kerime, Kureyş müşriklerine karşı henüz hicret etmemiş olan müminlerin, Allah Teâlâ tarafından himaye edildiğini beyan etmektedir. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l- Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)

Sayfadaki ayetler cemî müzekker salim ve sıfat-ı müşebbehe vezinlerindeki kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.