وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْۜ اَلنَّارُۜ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ٧٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | ve zaman |
|
| 2 | تُتْلَىٰ | okunduğu |
|
| 3 | عَلَيْهِمْ | kendilerine |
|
| 4 | ايَاتُنَا | ayetlerimiz |
|
| 5 | بَيِّنَاتٍ | apaçık |
|
| 6 | تَعْرِفُ | anlarsın |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | وُجُوهِ | yüzlerinde |
|
| 9 | الَّذِينَ | kimselerin |
|
| 10 | كَفَرُوا | inkar eden |
|
| 11 | الْمُنْكَرَ | hoşnutsuzluk |
|
| 12 | يَكَادُونَ | neredeyse |
|
| 13 | يَسْطُونَ | üzerine saldıracaklar |
|
| 14 | بِالَّذِينَ |
|
|
| 15 | يَتْلُونَ | okuyanların |
|
| 16 | عَلَيْهِمْ | kendilerine |
|
| 17 | ايَاتِنَا | ayetlerimizi |
|
| 18 | قُلْ | de ki |
|
| 19 | أَفَأُنَبِّئُكُمْ | size haber vereyim mi? |
|
| 20 | بِشَرٍّ | daha kötü bir şey |
|
| 21 | مِنْ |
|
|
| 22 | ذَٰلِكُمُ | bundan |
|
| 23 | النَّارُ | ateş! |
|
| 24 | وَعَدَهَا | ve onu va’detmiştir |
|
| 25 | اللَّهُ | Allah |
|
| 26 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 27 | كَفَرُوا | inkar eden |
|
| 28 | وَبِئْسَ | ve ne kötü |
|
| 29 | الْمَصِيرُ | sondur |
|
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ
وَ atıf harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. تُتْلٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. تُتْلٰى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. عَلَيْهِمْ car mecruru تُتْلٰى fiiline mütealliktir. اٰيَاتُنَا naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَيِّنَاتٍ kelimesi اٰيَاتُنَا ‘daki naib-i failin hali olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Şartın cevabı تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ ‘ dir.
تَعْرِفُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. ف۪ي وُجُوهِ car mecruru تَعْرِفُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْمُنْكَرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُنْكَرَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ
İsim cümlesidir. كَاد mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder.
يَكَادُونَ nakıs, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı يَكَادُونَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. يَسْطُونَ cümlesi, يَكَادُونَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
يَسْطُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle يَسْطُونَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası يَتْلُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَتْلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ car mecruru يَتْلُونَ fiiline mütealliktir. اٰيَاتِنَا mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller, ‘- e yazdı, az kalsın … , neredeyse … , - mek üzereydi’ gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur'an’da sadece كَادَ ’nin kullanımına rastlanılmıştır. كَادَ fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan ‘tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı’ manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulül-kavli اَفَاُنَبِّئُكُمْ ’dur. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen merfûdur.
Hemze istifham harfidir. Atıf harfi فَ ile mukadder mekulül-kavle matuftur. Takdiri, أأخاطبكم فأنبئكم. şeklindedir.
اُنَبِّئُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِشَرٍّ car mecruru اُنَبِّئُكُمْ fiiline mütealliktir. مِنْ ذٰلِكُمْ car mecruru اُنَبِّئُكُمْ fiiline mütealliktir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, كُمْۜ ise muhatap zamiridir.
اُنَبِّئُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَلنَّارُۜ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ
İsim cümlesidir. اَلنَّارُ mübteda olup damme ile merfûdur. وَعَدَهَا cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. وَعَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟
Fiil cümlesidir. وَ istinâfiyyedir. بِئْسَ zem anlamı taşıyan camid fildir. الْمَصٖيرُ fail olup damme ile merfûdur. بِئْسَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri; جهنّم şeklindedir.
بِئْسَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır:
1. Failinin ال ’lı gelmesi, 2. Failinin ال ’lı isme muzâf olarak gelmesi, 3. Bu fiillerin مَا harfine bitişik olarak gelmesi, 4. Failinin ism-i mevsûl olarak gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart üslubunda gelen terkipte اِذَا , cümleye muzâf olan şart ve mazi manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir.
اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumunda olan şart cümlesi تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تُتْلٰى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kimin okuduğu bellidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) okumaktadır. Ama kötü bir olaydan bahsedildiği için burada kendisinin ismi zikredilmemiştir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
Veciz anlatım kastıyla gelen اٰيَاتُنَا izafetinde Allah Teâlâ'ya ait zamire muzâf olan ayetler tazim edilmiştir. Ayetleri yüceltmenin yanında onların fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade etmiştir.
بَيِّنَاتٍ , naib-i fail olan اٰيَاتُنَا ’dan haldir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. فَ karinesi olmadan gelen تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ şeklindeki cevap cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
ف۪ي وُجُوهِ ibaresindeki فِي harfinde istiare vardır. Car ve mecrurun ilişkisi, zarf ve mazruf ilişkisine benzetilmiştir. وُجُوهِ , içine girilecek bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. وُجُوهِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Konunun kesinliğini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
وُجُوهِ ’ nin muzâfun ileyhi konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَفَرُوا - الْمُنْكَرَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ [Kâfirlerin suratlarında hoşnutsuzluk sezersin] cümlesinde latif bir istiare vardır. Yani onların yüzlerinden hoşnutsuzluk sezer ve kötü bir şey yapmak istediklerini anlarsın. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Onlara, Kur'an'dan “açık açık” hak itikatlara ve İlahî hükümlere açıkça delalet eden ayetlerimiz okunduğu zaman kâfirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk görürsün cümlesi hakkı şiddetle reddetmelerinden ve öfkelerinden taklit ettikleri batılları müdafaa etmek için demektir. Bu da cahilliğin son kertesidir. Bunun içindir ki kâfirler zamir yerine konulmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ
Fasılla gelen cümle, ٱلَّذِینَ ‘den veya وجوه ‘dan haldir. و ’la gelmeyen bu hal cümlesi bu durumun, sürekli bir özellik olduğuna işaret eder.
Nakıs fiil كَاد ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا cümlesi, كَاد ’nin haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
بِ harfiyle birlikte يَسْطُونَ fiiline müteallik olan has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَتْلُونَ fiiline müteallik عَلَيْهِمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Veciz anlatım kastıyla gelen اٰيَاتِنَا izafetinde Allah Teâlâ'ya ait zamire muzâf olan ayetler, şan ve şeref kazanmıştır.
يَتْلُونَ - تُتْلٰى kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اٰيَاتُنَا izafetinin tekrarı, önemine binaen yapılan ıtnâb sanatıdır. Ayrıca bu tekrarda reddü’l- acüz ale’s- sadr sanatı vardır.
سطوة ; hücum edip, çullanmak, şiddetle yakalamak demektir. Bir kimseyi şiddetle yakalamayı anlatmak üzere bu fiil kullanılır. Bu yakalayış esnasında dövmek ya da sövmek de olabilir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. قُلْ fiilinin takdiri أخاطبكم (Sana sesleniyorum) olan mekulü’l- kavli mahzuftur.
قُلْ fiilinin mukadder mekulü’l-kavline atfedilen اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen korkutmak ve azarlamak amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cevap bekleme kastı taşımayan soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade eden بِشَرٍّ ’deki nekrelik, tahkir, umum ve kesret ifade eder. Aslı أشَرُّ olan kelimedeki hemze tahfif için hazfedilmiştir.
مِنْ ذٰلِكُمْۜ car-mecruru, بِشَرٍّ ‘e mütealliktir.
Kafirlerin öfkelerine işaret eden ذٰلِكُمْۜ ‘da istiare sanatı vardır. ذٰلِكُمْۜ ile onların hoşnutsuzluğu, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
اَلنَّارُۜ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ
Beyanî istînâf veya tefsiriyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsned olan وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması korku ve tenbihi artırmak içindir.
وَعَدَ fiilinin mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede istiare sanatı vardır. Azabı hak edenlere bu ayette tahakküm ve alay ifâdesi vardır. Burada tehekkümî istiâre yoluyla vaad tehdit manasında kullanılmıştır. Genelde iyi bir şeyi vaad etmek için وعده , kötü bir şeyle tehdit etmek için اوعد fiili kullanılır. Azabın korkunçluğunu mübalağa için vaad, vaid yerine kullanılmıştır.
الَّذ۪ينَ - كَفَرُوا kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
[Allah onu vadetmiştir…] ifadesi söz başı olmaktadır (Dolayısıyla îrab açısından öncekilerle ilgisi yoktur). اَلنَّارُۜ , mübteda وَعَدَهَا ’nın haber olması da mümkündür. Yine اَلنَّارُۜ kelimesini mansub ya da mecrur kıldığın zaman gizli bir قد takdiri ile ateşin hali olması da mümkündür. (Zemahşeri, Keşşâf ’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle gayrı talebî inşâî isnaddır. Zem fiili olan بِئْس ’nin mahsusu, mahzuftur. Bu hazif îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri; اَلنَّارُ ’dır. Zem fiili mahsusuyla birlikte tekid ifade eder.
Bu hazifle, muhatabın muhayyilesi harekete geçirilerek, cehennemin korkunçluğunu, kayıtlamadan, serbestçe tahayyül etmesi sağlanmıştır.
الْمَص۪يرُ , zem fiili بِئْسَ ‘nin failidir.
بِئْسَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir.
Dönüş manasındaki الْمَص۪يرُ kelimesi, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
بِئْسَ - شَرٍّ - يَسْطُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayetin son iki cümlesi, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin.
Bu cümle önceki cümleyi pekiştirmek, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ona benzer manada gelmiş, tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme, Ar. Gör. Ömer Kara
الْمَص۪يرُ۟ ’deki الْ takısı umum ifade eden cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Hak Teâlâ, küfürleri üzere ölmeleri halinde o kâfirlere vadettiği şeyi de [O ne kötü bir varış yeridir!] diye beyan buyurmuştur. Keşşâf sahibi şöyle der: “Ayetteki وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ifadesi, müstenefe bir cümle olabileceği gibi هو (cehennem) kelimesinin mübteda, bunun onun haberi olması da muhtemeldir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)