Mü'minûn Sûresi 100. Ayet

لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحاً ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ  ١٠٠

Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.  (99 - 100. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَعَلِّي böylelikle
2 أَعْمَلُ yapayım ع م ل
3 صَالِحًا yararlı bir iş ص ل ح
4 فِيمَا yerde (dünyada)
5 تَرَكْتُ terk ettiğim ت ر ك
6 كَلَّا hayır
7 إِنَّهَا şüphesiz bu
8 كَلِمَةٌ bir sözdür ك ل م
9 هُوَ o
10 قَائِلُهَا onun söylediği ق و ل
11 وَمِنْ ve
12 وَرَائِهِمْ önlerinde vardır و ر ي
13 بَرْزَخٌ bir berzah برزخ
14 إِلَىٰ kadar
15 يَوْمِ güne ي و م
16 يُبْعَثُونَ diriltilecekleri ب ع ث
 
“Onlar”dan maksat, özellikle öldükten sonra tekrar dirilmenin imkânsız olduğunu savunan inkârcılardır. Âyette, hayatları son bulup dünya ile ilgili bütün bağları kopan, arzu ve tutkuları tükenen ve ancak bu noktada akılları başlarına gelen inkârcıların ümitsizlikleri, tükenmişlikleri ve pişmanlıkları dile getirilmektedir. Fahreddin er-Râzî’ye göre böyleleri, ölümleri esnasında (veya zayıf bir görüşe göre âhirette cehennemdeki yerlerini görünce), aslında geri dönüşün imkânsız olduğunu bilseler de, sırf inkârcı olarak bu dünyadan göçmelerine üzülüp pişman oldukları için bu duygularını ve ümitsizliklerini ifade etmek üzere bu şekilde yakarırlar (XXIII, 119-120).
 
 Bu iki âyet, temeli eski Hint dinlerine ve Eflâtun felsefesine kadar uzanan, zaman zaman günümüzde bile bazı kişiler ve sözde ilim adamları tarafından savunulan reenkarnasyon (tenâsüh) inancını açıkça reddetmektedir. Bu inanca göre kötü ve günahkâr insanlar ölünce bunların ruhları, dünyada günahlarından kurtulup arınıncaya kadar bedenden bedene dolaşacak, ancak günahlarından temizlendikten sonra Tanrı’nın huzuruna dönebileceklerdir. Eğer günahkârların ruhlarının başka bedenlere geçmesi mümkün olsaydı, âyette belirtildiği şekilde pişmanlık duygularını dile getirerek yanlışlarını düzeltmek maksadıyla yeniden dünyaya gönderilmeleri için yakaran kullarının dileğini Allah reddetmezdi. Oysa burada böyle bir dönüşe asla izin verilmeyeceği belirtilmektedir. 
 
 Sözlükte “engel, ayırıcı, aralık” anlamına gelen berzah kelimesinin buradaki anlamı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Râzî’nin tercih ettiği yoruma göre buradaki berzah, İslâmî gelenekteki yaygın anlamıyla insanın dünya hayatına geri dönüşünü engelleyen ölüm olayı ve sonrasıdır. Kabir hayatı da denen bu dönem ölümle başlayıp yeniden dirilme vaktine kadar sürecektir. Berzah kelimesi, –biri dünya hayatının son bulduğuna, diğeri âhiret hayatı için yeniden dirilmenin gerçekleştiğine işaret olmak üzere– iki defa üflenecek olan iki sûr arasında geçecek süre olarak da açıklanmıştır (Taberî, XVIII, 53; Şevkânî, III, 562). Âhirette akrabalık bağlarının işe yaramaması, oradaki adaletin mutlaklığını ve kusursuzluğunu, insanların birbirlerine soru soramaması da âhirette verilecek hesabın dehşetini göstermektedir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 45
 

Berzeha برزخ :  بَرْزَخٌ kavramı iki şey arasındaki engel ve sınırdır. Kıyametteki berzah ise insanla onun ahirette ulaşacağı yüksek mertebeler arasındaki engel/perdedir. Berzahın ölümle kıyamet arasındaki zaman dilimi olduğu da söylenmiştir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de isim olarak 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli berzahtır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحاً ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ 

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.

ي  mütekellim zamiri  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَعْمَلُ صَالِحاً  cümlesi,  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. اَعْمَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. صَالِحاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Veya mef’ûlu mutlaktan naibdir. Takdiri, عمل عملًا صالحًا (salih işler yaparlar) şeklindedir.

مَا  müşterek ism-i mevsûl ف۪ي  harf-i ceriyle  صَالِحاً ’nın mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَرَكْتُ ’dür. Îrabdan mahalli yoktur. 

تَرَكْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. 

كَلَّا  red ve caydırma harfidir.

كَلَّا ; Cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabı tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve bir çok nahivciler  ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın  ك  ile olumsuzluk  لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا  Edatı ) 

صَالِحاً , sülâsî mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هَا  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  كَلِمَةٌ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. هُوَ قَٓائِلُهَا cümlesi,  كَلِمَةٌ ’nün sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  قَٓائِلُهَاۜ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَاۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  قَٓائِلُ  ; sülâsî mücerredi قول  olan fiilin ism-i failidir.

 وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir.  مِنْ وَرَٓائِهِمْ  car mecruru munfasıl zamir  هُوَ ’nin hali olarak mahallen mansubdur.

مِنْ وَرَٓائِهِمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَرْزَخٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  

اِلٰى يَوْمِ  car mecruru  بَرْزَخٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. يُبْعَثُونَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يُبْعَثُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحاً ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen ayet önceki ayette ölen kişinin duasının devamıdır. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. Yani husûlü arzu edilen şeyin imkân dahilinde olduğu hallerde kullanılan bir harftir. Ancak bazı belâgî amaçlarla mümkün olmayan bir şeyi mümkünmüş gibi göstermek amacıyla temenni için kullanılabilir. Burada da öldükten sonra iyi ameller yapmak kastıyla dünyaya dönmek imkânsız olduğu halde temenni yerine terecci harfi kullanılmıştır. Bu nedenle cümle mecâz-ı mürsel mürekkebdir.

Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَعَلَّ ’nin haberi olan  اَعْمَلُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlü,  ف۪ي  harfi-ceriyle birlikte  صَالِحاً ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıla cümlesi olan  تَرَكْتُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

ف۪يمَا تَرَكْتُ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla terkedilen dünya hayatı, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dünya hayatı, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mütekellim temennisini tekid etmek üzere bu harfi kullanmıştır. Câmi’;  ف۪ي ’deki ve dünya hayatındaki mutlak irtibattır.

كَلَّا , red ve kınama ifade eden harftir.

كَلَّا, istediklerini vermeme hususunda, adeta onlara bir ret cevabı gibidir. Bu tıpkı, olması uzak bir şey isteyenlere, “Heyhat, nerede!” denilmesi gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لَعَلَّ  (olur ki belki) edatı ile şek manası kastedilmemiştir. Çünkü o kimse, bu esnada Allah'ın ona istediğini vermesi halinde taata azmini göstermede alabildiğine gayret sarfetmektedir. Bu kelimeyle şek değil aksine kendi kusurunu bilip onun kötü neticesini anlayan için bir darb-ı mesel ifade etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)

لعل  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad tezekkür etmeye teşviktir. Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58)


 اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

 

كَلَّا  için ta’lil hükmündeki cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlesi formunda gelen  هُوَ قَٓائِلُهَا  cümlesi,   كَلِمَةٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsned olan  قَٓائِلُهَاۜ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

قَٓائِلُهَاۜ - كَلِمَةٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu ayetteki  كَلِمَةٌ  ifadesi, mecaz-ı mürseldir. Cüz ifade edilip küll kastedilmiştir. Zira ayetteki  كَلِمَةٌ  lafzıyla cümle kastedilmiştir. (Vehbe Zuhayli)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Munfasıl zamir  هُوَ ’nin hali olan  وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır.

مِنْ وَرَٓائِهِمْ, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  Muahhar mübteda olan  بَرْزَخٌ  kelimesindeki nekrelik, tahayyül edemeyeceğimiz bir cins olduğuna ve tazime işaret eder. 

اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ  car-mecruru, بَرْزَخٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Zaman zarfı  اِلٰى يَوْمِ  için muzâfun ileyh olan  يُبْعَثُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يُبْعَثُونَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

“Ötelerinde ise tekrar diriltilecekleri güne kadar devam edecek bir berzah vardır.” ifadesindeki zamir topluluğa işaret eder yani “Önlerinde kendileri ile geriye dönüş arasında kıyamete kadar baki bir engel vardır.” anlamındadır. Ancak bu, diriliş günü dönecekleri anlamına gelmez. Aksine, diriliş günü sadece ahirete dönüleceği malum olduğu için tamamen ümit kesici bir ifadedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

بَرْزَخٌ ; engel-mani demektir. Bu tıpkı, [O (iki deniz) arasında bir berzah var. Rahman Suresi, 20)] ayetindeki gibidir. Yani “Onlar, yapamadıkları ibadetleri telafi etmelerine mani olan, bir araya gelmelerini engelleyen öyle bir duruma düşmüşlerdir. Bu, onların ölümleridir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)