اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٢٥
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ
İsim cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. رَجُلٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. بِه۪ جِنَّةٌ cümlesi, رَجُلٌ ‘nun sıfatı olarak mahallen merfûdur.
بِه۪ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جِنَّةٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. جِنَّةٌ kelimesi رَجُلٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن أردتم معرفة حقيقته فتربّصوا (Eğer hakikatini öğrenmek istiyorsanız gözetleyin.) şeklindedir.
تَرَبَّصُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru تَرَبَّصُوا fiiline mütealliktir. حَتّٰى ح۪ينٍ car mecruru تَرَبَّصُوا fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَرَبَّصُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ربص ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ
Müşriklerin sözlerine dahil olan, müstenefe cümlesidir. Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُوَ mevsuf/maksûr, رَجُلٌ sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
بِه۪ جِنَّةٌ cümlesi, ref mahallinde رَجُلٌ için sıfatıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede icaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrurun müteallakı olan mukaddem haber mahzuftur. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İnanmayanlar, onun cinlenmiş bir adamdan başka birşey olmadığını, birden fazla tekid unsuru taşıyan haber cümlesiyle söylemişlerdir.
جِنَّةٌ kelimesindeki nekrelik, neviyyet içindir. Yani,’’onu delilikten bir şey yakalamıştır.’’ demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
جِنَّةٌ , delilik veya cin manasınadır. Çünkü halkın cahilleri, mecnunlar hakkında cin çarpmasından ötürü aklının zail olduğunu söylerler. Bu, avam nezdinde çokça kabul gören bir şüphedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ
Bu cümle, inanmayanların sözlerinin devamıdır.
فَ , rabıtadır. Bu cümleden önce mahzuf bir şart olduğuna işaret eder. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan تَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ cümlesi, takdiri; إن أردتم معرفة حقيقته (Onun hakikatini bilmek istiyorsanız) olan mahzuf şartın cevabıdır.
Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
El-Ferrâ', ‘’burada geçen ح۪ينٍ (bir süre) ile muayyen bir vakit kastedilmemektedir. Bu, “Onu bir vakte kadar terk et” demeye benzer’’ demiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)