نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ ٥٦
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ
Cümle, önceki ayette geçen اَنَّ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. نُسَارِعُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. لَهُمْ car mecruru نُسَارِعُ fiiline mütealliktir. فِي الْخَيْرَاتِ car mecruru نُسَارِعُ fiiline mütealliktir.
بَلْ idrâb ve atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْعُرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb اِضْرَابْ ” denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada, yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُسَارِعُ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. babındadır. Sülâsîsi سرع ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ
Önceki ayetin devamı olan ayet, fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ cümlesi, önceki ayetteki اَنَّ 'nin haberidir.
لَهُمْ ve فِي الْخَيْرَاتِۜ car-mecrurları, نُسَارِعُ fiiline mütealliktir.
فِي الْخَيْرَاتِۜ ifadesindeki فِي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla الْخَيْرَاتِۜ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü الْخَيْرَاتِۜ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Hayırlarla olan irtibatta mübalağa ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
Zarfiye olan في harfi mecazî olarak gelmiştir. Burada الخَيْراتِ kelimesi, üzerinde yürüyerek yarışanların olduğu الطَّرِيقِ menziline konmuştur. Dolayısıyla في harfi meknî istiarenin karinesi olmuştur.
İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نُسَارِعُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ [Onlara iyilik etmede yarıştığımızı mı sanıyorlar?] cümlesinde, bunu önceki cümleye bağlayan به lafzı hazf edilmiştir. Takdiri şöyledir: نُسَارِعُ لَهُمْ به فِي الْخَيْرَاتِۜ (Bunları vermekle, onlara iyilik etmede yarıştığımızı mı sanıyorlar?) Söylendiği takdirde söz uzayacağı ve söylenmediği takdirde karışıklık endişesi bulunmadığı için, hazfi güzel olmuştur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
Bu ifadelerle Hazret-i Peygamber (s.a.v) teselli edilmiş, onların derhal azaba uğratılmasını istemesi ve azabın ertelenmiş olmasından üzüntü duyması yasaklanmıştır.
Anlam şudur: Onlara verilen bu nimetler, iyice günaha dalmalarından, derece derece günaha batıp, daha fazla günahkârlığa sürüklenmelerinden başka bir şeye yönelik değildir. Oysa onlar bunun kendilerinin iyiliği için yarışmak olduğunu zannetmektedirler; kendilerine fayda ve ikramda bulunulduğunu, vakti gelmeden önce ödüllerinin verildiğini düşünmektedirler. Ayrıca burada tıpkı Müslümanlardan hayır sahiplerine hayırlarının karşılığı derhal verilmiş olduğu gibi, kendilerine de verilmiş olmasının kastedilmesi de mümkündür. بَلْ (Aksine) kelimesi ‘’zannediyorlar mı ki’’ ifadesinin istidrakidir, yani aksine onlar tıpkı hayvanlar gibidirler, anlamazlar, fark etmezler ki, bunların kendilerini iyice günaha batıran bir istidrâc mı yoksa onların iyiliği için yarış mı olduğunu düşünsün, tefekkür etsinler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
بَلْ لَا يَشْعُرُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. بَلْ , idrâb harfi intikal için gelmiştir.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
بَلْ edatı kendisinden sonra bir cümle geldiğinde idrâb harfi olur. Bazen de bu ayette olduğu gibi bir manadan diğer bir manaya intikal için gelir. Kendisinden önceki cümle manasını korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 1, s. 436; Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)