اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ فَاِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٦٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّمَا | şüphesiz |
|
| 2 | الْمُؤْمِنُونَ | mü’minler |
|
| 3 | الَّذِينَ |
|
|
| 4 | امَنُوا | inanırlar |
|
| 5 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 6 | وَرَسُولِهِ | ve Elçisine |
|
| 7 | وَإِذَا | ve ne zaman ki |
|
| 8 | كَانُوا | olurlar |
|
| 9 | مَعَهُ | onunla beraber |
|
| 10 | عَلَىٰ | için |
|
| 11 | أَمْرٍ | bir iş |
|
| 12 | جَامِعٍ | toplumsal |
|
| 13 | لَمْ |
|
|
| 14 | يَذْهَبُوا | gitmezler |
|
| 15 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 16 | يَسْتَأْذِنُوهُ | ondan izin alıncaya |
|
| 17 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 18 | الَّذِينَ |
|
|
| 19 | يَسْتَأْذِنُونَكَ | senden izin alanlar |
|
| 20 | أُولَٰئِكَ | işte onlardır |
|
| 21 | الَّذِينَ |
|
|
| 22 | يُؤْمِنُونَ | inananlar |
|
| 23 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 24 | وَرَسُولِهِ | ve Elçisine |
|
| 25 | فَإِذَا | zaman |
|
| 26 | اسْتَأْذَنُوكَ | senden izin istedikleri |
|
| 27 | لِبَعْضِ | bazı |
|
| 28 | شَأْنِهِمْ | işleri için |
|
| 29 | فَأْذَنْ | izin ver |
|
| 30 | لِمَنْ | kimseye |
|
| 31 | شِئْتَ | dilediğin |
|
| 32 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 33 | وَاسْتَغْفِرْ | ve mağfiret dile |
|
| 34 | لَهُمُ | onlar için |
|
| 35 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
| 36 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 37 | اللَّهَ | Allah |
|
| 38 | غَفُورٌ | çok bağışlayandır |
|
| 39 | رَحِيمٌ | çok esirgeyendir |
|
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪
İsim cümlesidir. اِنَّـمَٓا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
الْمُؤْمِنُونَ mübteda olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru اٰمَنُوا fiiline mütealliktir. رَسُولِه۪ atıf harfi وَ ’la بِاللّٰهِ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُؤْمِنُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. كَانُوا ile başlayan isim cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamir olup, mahallen merfûdur. مَعَهُ mekân zarfı, كَانُوا ’nun mahzuf haberine mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَلٰٓى اَمْرٍ car mecruru كَانُوا ’nun mahzuf haberine mütealliktir. جَامِعٍ kelimesi اَمْرٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
فَ karinesi olmadan gelen لَمْ يَذْهَبُوا cümlesi şartın cevabıdır.
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَذْهَبُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. يَسْتَأْذِنُو muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, حَتّٰى harf-i ceriyle يَذْهَبُوا fiiline mütealliktir.
يَسْتَأْذِنُو fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَسْتَأْذِنُو fiili sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi أذن ’dir.
Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
جَامِعٍ ; sülâsi mücerredi جمع olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَسْتَأْذِنُونَكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَسْتَأْذِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اُو۬لٰٓئِكَ işaret ismi اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُؤْمِنُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir. رَسُولِه۪ atıf harfi وَ ’la بِاللّٰهِ ’ye matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
يَسْتَأْذِنُونَ fiili sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi أذن ’dir.
Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
فَاِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اسْتَأْذَنُو ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اسْتَأْذَنُو damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
لِبَعْضِ car mecruru اسْتَأْذَنُوكَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. شَأْنِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
أْذَنْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. مَنْ müşterek ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle أْذَنْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası شِئْتَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
شِئْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُم car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf aid zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, شئت إذنه منهم (Onlardan istediğine iznini) şeklindedir.
وَ atıf harfidir. اسْتَغْفِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَهُمُ car mecruru اسْتَغْفِرْ fiiline mütealliktir. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اسْتَغْفِرْ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi غفر ’dir.
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ kelimesi, اِنّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta surekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Kasr, mübteda ve haber arasındadır. الْمُؤْمِنُونَ mevsuf/maksûr, الَّذ۪ينَ sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
اِنَّمَا ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur.
اِنَّمَا edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak müspet siyakında gelir.
Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması, müminleri, tazim, teşvik ve sonradan gelecek açıklamanın önemini vurgulamak amacıyladır.
Haber konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Mübteda ve haber arasındaki kasr, izafî ve ifraddır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cübbâi şöyle der: “Bu, o müminlerin, Hz. Peygamberden (s.a.v) izin istemelerinin, imanlarından olduğuna delalet eder. Eğer böyle olmasaydı ve onlar da izin istemeselerdi, o zaman onların imanlarının kâmil olması caiz olurdu. Ki bu da Allah'ın her farzının yerine getirilmesinin ve haramlarından kaçınmanın, imandan olduğuna delalet eder.” Buna şu şekilde cevap veririz: “Bu, اِنَّمَا kelimesinin hasr ifade etmesine binaen böyledir. Bir de münafıklar izin istemeyi, o işi hafife aldıklarından dolayı terk etmişlerdi. Bunun ise küfür olduğunda bir münakaşa yoktur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
المُؤْمِنُونَ kelimesinin harfi tarifli gelmesi cins veya ahd içindir. Yani mümin cinsi veya bu vasıfla tanınan kimseler; Allah'a ve Resulü'ne inanır ve O'ndan izin istemedikçe yanından ayrılıp gitmezler. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُۜ
Şart üslubundaki terkip, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Müstakbel şart manalı zaman zarfı إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundaki كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ şart cümlesi, كَانُوا ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
Cümlede icâz-ı hazif sanatı vardır. مَعَهُٓ ve عَلٰٓى اَمْرٍ car-mecrurları, nakıs fiil كَانُوا ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
جَامِعٍ kelimesi, اَمْرٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
اَمْرٍ ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.
ف karinesi olmadan gelen cevap cümlesi لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُ , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Gaye bildiren cer harfi حَتّٰٓى ‘nın gizli أن ’le masdar yaptığı يَسْتَأْذِنُوهُ , cümlesi يَذْهَبُوا fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ
Ta’lil hükmündeki cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ta’lil cümleleri, kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bilinen kişiler olduklarını belirtmesi yanında, bahsi geçenleri tazim amacına matuftur.
Müsnedün ileyh makamındaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan يَسْتَأْذِنُونَكَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
اِنَّ ’nin haberi olan اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen kelimeyi kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder ve muhatabın muhayyilesinde canlanmasını sağlar. Bütün bunlara ilaveten burada o kişileri tazim ifade eder.
Haber konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan …يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması, tazim kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen رَسُولِه۪ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan رَسُولِ şan ve şeref kazanmıştır.
Allah’a imandan sonra Resulün zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında, ıtnâb sanatıdır. Çünkü Allah’a iman eden Resule de iman etmiştir.
الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ibaresi, ayetin başlangıcıyla fiilin zamanı hariç, aynıdır. Bu; konunun önemini vurgulamak, muhatabın zihnine iyice yerleştirmek amacına binaen yapılmış ıtnâbdır. Bu iki ibare arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İzin isteyenlerin iman etmiş kimseler olduğunu bildiren cümlenin mefhumu muhalifinden, izin almadan gidenlerin bu vasfa sahip olmadıklarını anlıyoruz.
يُؤْمِنُون - اٰمَنُوا - مُؤْمِنُونَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَأْذِنُونَك… cümlesi sonuna kadar اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ… cümlesini tekid eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
فَاِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَۜ
Şart üslubundaki terkipte, فَ , istînâfiyyedir.
Müstakbel şart manalı zaman zarfı إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundaki اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ şart cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
فَ karînesiyle gelen فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ cümlesi şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَنْ, harf-i cer لِ ile أْذَنْ fiiline mütealliktir. Sılası olan شِئْتَ مِنْهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Aynı üslupta gelen وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la فَأْذَنْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اسْتَغْفِرْ fiiline müteallik لَهُمُ car mecruru, ihtimam ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Tekrarlanmasında ise reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَسْتَأْذِنُوهُۜ - اسْتَأْذَنُ - يَسْتَأْذِنُونَ - فَأْذَنْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ - اسْتَأْذَنُوكَ kelimeleri arasında gaibden muhataba geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır.
Hz. Peygamber için izin verse dahi onların izin istememesi gerektiğine dikkat çekmek için وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَۜ [kendileri için Allah'tan mağfiret iste] buyrulmuştur. Çünkü istiğfar, bir günahın südur ettiğine delalet eder ve bu ifade genelde bazı ruhsatlar hakkında kullanılır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
“Gitmek için senden izin isteyenler var ya, işte onlar gerçekten Allah'a ve Resulüne iman edenlerdir.” denilmiştir. Böylece birinci cümlede, kâmil iman sahiplerinin, ancak iman ile izin istemeyi bir araya getirenler olduğuna hükmedildiği gibi bu cümle ile de izin isteyenlerin, ancak Allah'a ve Resulüne iman edenler olduğuna hükmedilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ta’lil hükmündeki cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedün ileyhin lafz-ı celalle marife olması ve zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek, zihne yerleştirmek içindir. Bu tekrarda, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah lafzı ayette dört kez zikredilmiştir. Hiç şüphesiz bu; verilen haberin önemini ve kesinliğini ifade eder.
Allah’ın غَفُورٌ ve رَح۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
وَاسْتَغْفِرْ - غَفُورٌ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
“Muhakkak ki Allah çok merhametli ve affedicidir.” lazımdır, onları da affedecek ve cennetine koyacaktır manası melzumdur. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Bu son cümle Kur'an’da aynen veya ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle ifadeler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sıygalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri ziyadelik ifade eder. فعول ve فعيل vezinleri ziyadelik ifade eden kalıplardandır. Bunların hepsi bu sıfatların ziyadeliğini ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Allah, kullarının taksiratını çok bağışlamakta ve rahmetinin eserlerini onlara ziyadesiyle yağdırmaktadır. Bu cümle, onlar için mağfiret dilemek emri zımnında vaat edilen mağfiretin illetini beyân etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)