Furkan Sûresi 47. Ayet

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاساً وَالنَّوْمَ سُبَاتاً وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُوراً  ٤٧

O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَهُوَ O
2 الَّذِي ki
3 جَعَلَ yaptı ج ع ل
4 لَكُمُ sizin için
5 اللَّيْلَ geceyi ل ي ل
6 لِبَاسًا elbise ل ب س
7 وَالنَّوْمَ ve uykuyu ن و م
8 سُبَاتًا dinlenme س ب ت
9 وَجَعَلَ ve yaptı ج ع ل
10 النَّهَارَ gündüzü ن ه ر
11 نُشُورًا kalkıp çalışma zamanı ن ش ر
 
İnkârcıların, nefsânî tutkularını tanrılaştırırcasına akıl ve iz‘an yolundan saptıklarını bildirerek bu tutumun yanlışlığını vurgulayan âyetlerin ardından bu bölümde de insanın aklına, irfanına ve basiretine hitap eden deliller ortaya konmakta; insanın her an içinde yaşadığı tabiat olaylarındaki yaratıcı kudrete işaret eden ontolojik düzenden, bu düzeni kuran ve sürdüren ilâhî yasalardan bazı örnekler verilmekte; bu suretle insanlar, Kur’an’ın temel hedefi olan Allah’a imana ve hidayet yoluna davet edilmektedir. 50. âyetteki “... kendilerine” diye çevirdiğimiz beynehüm ifadesi lafzî olarak “aralarında” anlamına gelir. Ancak biz, bu ifadenin Türkçe anlatım tarzına en uygun karşılığının tercih ettiğimiz şekilde olduğunu düşünüyoruz. Bu âyet, Kur’an’da bazı bilgilerin, uyarıların, ibretli olayların vb. anlatımların yer yer aynı ifade kalıplarıyla sık sık tekrar edilmesinin sebebini de ortaya koymaktadır. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 130
 

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاساً وَالنَّوْمَ سُبَاتاً وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُوراً

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  جَعَلَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir.  لَكُمُ  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir. الَّيْلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  لِبَاساً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  النَّوْمَ سُبَاتاً  atıf harfi  وَ ‘la  الَّيْلَ لِبَاساً ‘e matuftur. جَعَلَ  atıf harfi  وَ  ‘la önceki  جَعَلَ  fiiline matuftur. 

جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. النَّهَارَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  نُشُوراً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاساً وَالنَّوْمَ سُبَاتاً وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُوراً

 

وَ  istînâfiyyedir.

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasrla tekid edilmiştir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

İki taraf da yani mübteda da haber de marife olduğu için cümle, kasr ifade eder. Kasr-ı ifraddır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

هُوَ  maksûr/mevsûf,  الَّـذ۪ٓي  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. 

Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır. 

Müsned konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûlün sıla cümlesi  جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاساً وَالنَّوْمَ سُبَاتاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, kasr ifadesi ve gelen haberin önemine dikkat çekmek içindir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَكُمُ , ihtimam sebebiyle mef’ûle takdim edilmiştir.

الَّيْلَ لِبَاساً  ibaresinde teşbih-i beliğ sanatı vardır. Teşbîh edatı ve vech-i şebeh mahzuf olduğu için bu teşbih beliğdir. لِبَاساً  lafzı,  كَ الباسِ  (örtü gibi) takdirindedir. 

وَالنَّوْمَ  ilk mef’ûl  الَّيْلَ ‘e tezat nedeniyle, سُبَاتاً , ikinci mef’ûl  لِبَاساً ‘e tezayüf nedeniyle atfedilmiştir. 

Mef’ûl olan  سُبَاتاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُوراً  cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ikinci mef’ûl olan  نُشُوراً , Hal olan  وَرَحْمَةً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

لِبَاساً - سُبَاتاً - نُشُوراً  kelimelerinin nekre gelişi tazim ifade eder. 

 جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاساً وَالنَّوْمَ سُبَاتاً  cümlesiyle, وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُوراً  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

 الَّيْلَ - النَّهَارَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, نُشُوراً - سُبَاتاً  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

 الَّيْل - النَّوْمَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Ayette tertipli leff ve neşr sanatı vardır. Müteaddit şeyler tafsilen zikredilmiştir. 

Allah’ın insanlar için yarattığı nimetlerin, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti olarak sayılması taksim sanatıdır. 

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın insanlar için yarattığı çeşitli nimetlerini bildiren ayette aynı zamanda onun yüce kudretine dikkat çekme kastı vardır.

Ayrıca ayette terşîh-i tıbâk sanatı vardır.

Terşîh, lugatta takviye demektir. Istılah olarak ise tıbâk’ın yer aldığı kelâmda bunun yanında bedî’ veya belâğî sanatlardan başka birinin daha bu- lunması durumudur. Böylece kelâma bir tatlılık ve güzellik katılır, mânâ daha açık bir hâle gelir. Tıbâk da mukabele de söze güzellik verir, elfâz ile mana arasındaki bağı kuvvetlendirir ve zihinleri berraklaştırır. Mananın en güzel ve etkin bir şekilde zihne yerleşmesini sağlar. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

Beyzâvî, buradaki teşbîhi ve vech-i şebehi şu şekilde açıklar: Gecenin karanlığı, örtme yönünden elbiseye benzetilmiştir. Beliğ teşbihte îcâz-ı hazif söz konusu olduğu için  الَّيْلَ لِبَاساً  ifadesi  الَّيْلَ كَ الباسِ في السترِ  cümlesinden çok daha beliğdir. Çünkü teşbihin zikredilen unsurları azaldıkça kıymeti artar. Ayrıca benzetme yönünün mahzuf olması okuyucuyu gecenin ve elbisenin bünyelerinde barındırabilecekleri bütün ortak özellikleri araştırmaya sevk ederek zihin dünyasını harekete geçirir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı) 

نُشُوراً  ifadesinde istiare vardır. Gerçekte ألنُشور  ölüm sonrasındaki hayattır. Ancak burada kelime; uykunun ölüme, uyanıklığın hayata benzetilmesi suretiyle canlı varlığın tasarrufu ve yayılması anlamında müstear isimdir. Bu, en etkili benzetmelerden, en güzel temsillerdendir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)   

نُشُوراً  kelimesi,  ذا ألنُشوراً  demektir;  yani dağılma zamanı ki insanlar onda geçimlerini temin için dağılırlar ya da uykudan uyanmaktır ki ölülerin dirilmesi gibidir. O zaman uyku ile uyanmanın ölüm ve dirilme için örnek olduğuna işaret olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

سُبَاتاً : Kesmek, durdurmak manasından alınmış olarak rahat ve ölüm manalarına gelir. Hastalığı dinip istirahat eden hastaya "mesbût" denildiği gibi, ölüye de hayatı kesildiği için "mesbût" denilir. Allah Teâlâ, rahatlık dinlenme sebebi olduğu için, uykuyu "rahatlık" diye ifade etmiştir. Ebu Müslim şöyle der: " سُبَات , rahatlık demektir. Örfe göre (daha önce) hep gündüzü de bir nüşûr (yayılıp çalışma zamanı) kıldı. Yani gecenin alınıp çekildiği gündüzü de yeniden bir hayata kalkış, bir öldükten sonra tekrar diriliş yaptı. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili; Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu kelam, işaret ediyor ki uyku ile uyanıklık, ölüm ile dirilmenin örneğidir. Lokman (a.s) şöyle demiştir: "Oğulcuğum! Nasıl ki uyuyorsun da sonra uyandırılıyorsan; öylece de ölürsün ve diriltilirsin." (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَهُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِبَاساً وَالنَّوْمَ سُبَاتاً وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُوراً [Sizin için geceyi örtü, uykuyu da bir dinlenme, gündüzü de yayılma zamanı yapan O'dur.] Gölgenin hallerinin beyanından hemen sonra yeryüzünün gölgesi sayılan gecenin hükümlerinin beyan edilmesi, üslubun son derece güzel bir inceliğidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

النُّشُورُ:  Ölülerin dirilmesidir. Dirilişi hatırlatmak manasında idmac vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)