وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُوراًۙ ٤٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَهُوَ | ve O |
|
| 2 | الَّذِي | ki |
|
| 3 | أَرْسَلَ | gönderdi |
|
| 4 | الرِّيَاحَ | rüzgarları |
|
| 5 | بُشْرًا | müjdeci |
|
| 6 | بَيْنَ | arasında (önünde) |
|
| 7 | يَدَيْ | ellerinin (önünde) |
|
| 8 | رَحْمَتِهِ | rahmetinin |
|
| 9 | وَأَنْزَلْنَا | ve indirdik |
|
| 10 | مِنَ | -ten |
|
| 11 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 12 | مَاءً | bir su |
|
| 13 | طَهُورًا | tertemiz |
|
وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ
İsim cümlesidir. Atıf harfi وَ ‘la önceki هُوَ ‘ye matuftur. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اَرْسَلَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَرْسَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الرِّيَاحَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بُشْراً kelimesi الرِّيَاحَ ‘nın hali olup fetha ile mansubdur.
بَيْنَ mekân zarfı بُشْراً ‘e mütealliktir. يَدَيْ muzâfun ileyh olup cer alameti يْ ‘dir. İzafetten dolayı tesniye نَ mahzuftur. رَحْمَتِه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْسَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُوراًۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. مَٓاءً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. طَهُوراً kelimesi مَٓاءً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
طَهُوراًۙ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُوراًۙ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasrla tekid edilmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Önceki ayetteki kasr manası bu ayette de söz konusudur. Yani وهو الَّذِي أنْزَلَ مِنَ السَّماءِ ماءً طَهُورًا demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cümlenin her iki rüknünün de marife gelmesi kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. هُوَ maksûr/mevsûf, الَّـذ۪ٓي sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.
Ayrıca müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsin önemini vurgulamak ve gelen habere dikkat çekmek içindir.
Müsned konumundaki has ism-i mevsûlün sıla cümlesi اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)
Mekan zarfı بَيْنَ ‘nin müteallakı olan بُشْراً , mef’ûl olan, الرِّيَاحَ ‘dan haldir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren cümledir.
Veciz ifade kastına matuf رَحْمَتِه۪ۚ izafetinde Rahmetin Allah Teâlâ’ya ait zamire izafe edilmesi, tazim ve teşrif ifade eder.
رَحْمَتِه۪ۚ ibaresi yağmurdan kinayedir.
Ayetin metnindeki بُشْراً [Müjde] kelimesi, diğer bir kıraate göre, نُشْرًَا olarak okunmuştur ki buna göre bulutları yayan rüzgârlar, demek olur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kur’an-ı Kerim’de rüzgâr kelimesi hep, rahmet bağlamında ise cemi, azap bağlamında ise müfred gelmiştir. (Ragıb el-Isfahânî, Müfredât, s. 370)
بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ [Rahmetinin önünde] terkibinde güzel bir istiare vardır. Yüce Allah burada يَدَيْ (iki el) kelimesini, bir şeyin önünde olan nesne için müstear olarak kullanmıştır. Nitekim sen şöyle dersin: بَيْنَ يَدَيْ ألمَوْضُعَ (konunun önünde) بَيْنَ يَدَيْ ألصورة (Suretin önünde) (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayetteki, بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ [Rahmetinin önünden] ifadesi "O'nun rahmeti demek olan yağmurdan önce..." demektir. Araplar, يَدَيْ (iki el) kelimesini, "önünde, önde bulunma" manalarında kullanırlar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُوراًۙ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
أَنزَلۡنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Önceki cümledeki gaib zamirden bu cümlede söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْزَلْنَا fiiline müteallik مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
طَهُوراًۙ , mef’ûl olan مَٓاءً için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مَٓاءً ’deki tenvin nekrelik, ve tazim ifade eder.
ٱلسَّمَاۤءِ - مَٓاءً - الرِّيَاحَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَرْسَلَ الرِّيَاحَ [Rüzgarları gönderdi] cümlesinden sonra gelen وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ [gökten indirdik] cümlesinde, yüceltme ifade etmek için 3. şahıs kipinden 1. şahıs kipine dönüş sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
اَنْزَلْنَا [İndirmişizdir] fiilinde azamet kipinin (biz) kullanılması, yağmurun yağdırılmasına pek önem verildiğini göstermek içindir. Çünkü rüzgârların gönderilmesinin neticesi budur. Yani biz, azametimizle, tertip ettiğimiz rüzgârların gönderilmesiyle yukarıdan, tertemiz bir su indirmişizdir. Bazılarının, "yani kendisi temiz olan ve başkasını da temizleyen bir su" diye tefsir etmeleri de bu suyun tertemizliğini izah içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kurtubî şöyle der: طَهُوراً (çok temiz) kipi, طهيرًَا (temiz) kipinin mübalağa sıygasıdır. Dolayısıyle bu suyun temiz ve temizleyici olması gerekir.
Allah Teâlâ’nın nimetlerinden biri olan kevni ayetlerden bahsedildiği bu ayette, bu mananın içine insanlara, Allah’ın nimetlerinin hatırlatılması gizlenerek idmâc yapılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an’da Anlamsal Bedî’ Sanatları, Doktora Tezi)
Arapça'da طهيرًَا kelimesi ya sıfat olarak kullanılır. Nitekim "tahur bir sudur" denilir. Yahut da cins isim olarak kullanılır. Nitekim peygamberimizin (s.a.v): "Toprak, müminin tahûrudur / temizleyicisidir." (Ebu Dâvûd, Kitabu't-Tahâret, Bab: 137) hadisinde cins isim olarak kullanılmıştır. طَهُوراً kelimesi, taharet (abdest alma) manasında da kullanılmaktadır. Nitekim peygamberimizin (s.a.v): "Namaz, ancak tahûr ile olur" buyurmaktadır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette gökten indirilen suyun tahûr olarak vasıflandırılması, nimetin tam olduğunu ve ondan sonraki nimetin de tam olacağını zımnen bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)