Furkan Sûresi 61. Ayet

تَبَارَكَ الَّذ۪ي جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجاً وَقَمَراً مُن۪يراً  ٦١

Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı çok yücedir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 تَبَارَكَ yücedir ب ر ك
2 الَّذِي O ki
3 جَعَلَ yaptı ج ع ل
4 فِي
5 السَّمَاءِ gökte س م و
6 بُرُوجًا burçlar ب ر ج
7 وَجَعَلَ ve var etti ج ع ل
8 فِيهَا orada
9 سِرَاجًا bir kandil س ر ج
10 وَقَمَرًا ve bir ay ق م ر
11 مُنِيرًا aydınlatıcı ن و ر
 
“Yıldız kümeleri” diye çevirdiğimiz bürûc kelimesi, her ne kadar klasik tefsirlerde genellikle eski Grek astronomi-astrolojisinden gelen bilgiler ışığında yorumlanmışsa da (meselâ bk. Râzî, XXIV, 106; Kurtubî, X, 14; Şevkânî, III, 142; IV, 99), Kur’an’ın bu kavramını, modern astronominin verileri ışığında “yıldız kümeleri” veya “galaksiler” olarak anlamak gerekir. Eski tefsirlerde bürûc, “büyük yıldızlar” olarak da açıklanmıştır (bilgi için bk. Hicr 15/16. âyetin tefsiri). “Işık kaynağı” diye çevirdiğimiz sirâc kelimesi sözlükte “kandil, lamba” anlamına gelir; burada ise güneşi ifade etmek üzere kullanılmıştır. Yûnus sûresinde (10/5) güneş ziya (aydınlatıcı, ışık) kavramıyla nitelendirilmiştir. Buna göre Kur’an güneşin, gerek dünyamız gerekse güneş sistemindeki diğer gezegenler için bir ışık kaynağı olduğuna işaret etmektedir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 134
 

 Serace سرج :   سِراجٌ bir fitil ve yağla ışık veren/parıldayan şeydir (kandil/çıra).  Ayrıca bu sözcükle ışık veren her şey de ifade edilir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de sadece isim formunda 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Sirac ve sarraçtır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

تَبَارَكَ الَّذ۪ي جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجاً وَقَمَراً مُن۪يراً

 

Fiil cümlesidir. تَبَارَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir, çekimi yoktur; ancak Allah için kullanılır. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  جَعَلَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.  

جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. فِي السَّمَٓاءِ  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir. بُرُوجاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. جَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجاً  cümlesi, atıf harfi و ‘la makabline matuftur. 

جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. ف۪يهَا  car mecruru  جَعَلَ  fiiline mütealliktir. سِرَاجاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  قَمَراً  atıf harfi و ‘la makabline matuftur. 

مُن۪يراً  kelimesi  قَمَراً ‘ın sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَبَارَكَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفاعَلَ  babındadır. Sülâsîsi  برك 'dir.

Bu bab fiile müşareket (ortaklık/işteşlik), tekellüf ve tezahür( görünmek ve zorlanmak), tedrîc (bir işin aşamalı olarak ,aralıklarla ve yavaş yavaş meydana gelmesi), mutavaat fâale (mufaale babına ait bir fiilin dönüşlülüğü için kullanılması) ve mücerret mana (türemiş olduğu mücerred fiil ile aynı anlamda kullanılması) anlamları katar. 

 

تَبَارَكَ الَّذ۪ي جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجاً وَقَمَراً مُن۪يراً

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede  تَبَارَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir, çekimi yoktur; ancak Allah için kullanılır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi, sonraki habere dikkat çekip önemini bildirmek kastı yanında tazim ifade eder.

تَبَارَكَ  fiilinin faili konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  جَعَلَ فِي السَّمَٓاءِ بُرُوجاً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan  فِي السَّمَٓاءِ  car-mecruru  ihtimam için ilk mef’ûl olan  بُرُوجاً ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  جَعَلَ  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فِي السَّمَٓاءِ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla gökyüzü içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü gökyüzü, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

Aynı üslupta gelen  وَجَعَلَ ف۪يهَا سِرَاجاً وَقَمَراً مُن۪يراً  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur  ف۪يهَا , ihtimam için ilk mef’ûl  سِرَاجاًe takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  جَعَلَ  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَقَمَراً مُن۪يراً , mef’ûl olan  سِرَاجاً ‘e, tezayüf nedeniyle atfedilmiştir.

قَمَراً  için sıfat olan  مُن۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

السَّمَٓاءِ - بُرُوجاً - سِرَاجاً - قَمَراً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı,  جَعَلَ  fiilinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بُرُوجاً - سِرَاجاً - قَمَراً  kelimelerindeki nekrelik, nev, kesret ve tazim ifade eder.

Allah’ın gök yüzünde yarattıklarının sayılması taksim sanatıdır.

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Ayette bütün bu yaratılanların sıralanmasında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır. 

تَبَارَكَ  kelimesinin kök manası berekettir, bu da ziyadelik, büyüme demektir.  تفاعلة  babından dolayı mübalağa ifade eder. Ziyadelik, gelişme ve büyüme manaları Allah Teâlâ hakkında kullanılırsa, takdis, tenzih ve tazim ifade eder. (Muhammed Ebu Mûsâ, Zuhruf Suresi Belâgî Tefsiri, c. 4, s. 367.)

Bereket;  تَبَارَكَ الله  (Allah zengin ve cömerttir.) (A‘râf 7/54) ayetinde olduğu gibi hayrın çokluğu ve artışı demek olup iki anlamı vardır: Hayrı sürekli olarak artıp çoğalan veya sıfat ve fiillerinde her şeyden daha ileri ve yüce olan demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

سِرَاجاً  (Ayetteki sirâc kelimesi) çoğul olarak  سروج  şeklinde de okunmuştur ki bu, yedi Kurrâ’dan Hamza ile Kisâi’nin kıraatleridir. Diğerleri tekil sıygasıyla  سِرَاجاً  şeklinde kıraat ederler.  سروجا  şeklinde çoğul okuyanlar yıldızları  سِرَاجاً  şeklinde tekil okuyanlar ise güneşi kastetmişlerdir. Yüce Allah’ın başka yerlerde güneşi kandil  سِرَاجاً  kıldı. (Nuh/16) buyurması,  سِرَاجاً  kıraatını pekiştirmektedir.  سِرْجاً  şeklinde çoğul okuyanların kıraatini ise yıldızların gece alametlerinden olması, kandillerin ise gündüzün hallerinden ziyade gecenin hallerine benzemesi olgusu desteklemektedir. (Uygun yerlere) konulmuş kandiller ve yükseklere yakılmış ateşlerle insanlar yollarını buldukları gibi karanlık gecelerde de insanlar onlar sayesinde yollarını buldukları için yıldızlara kandillere benzetilmiştir. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)   

"Gökte burçlar kılan Allah pek yücedir!” yani on iki burç ki onlar da yüksek saraylardır. Çünkü onlar gezegen ve yıldızlardır, içindekiler için mesken gibidir.  التَّبَرُّجِ 'den gelir ki görünmektir. Onda bir kandil kıldı yani güneş demektir, çünkü güneşi bir kandil kıldı (Nûh/16) buyurmuştur. Hamze ile Kissâî  سُرُجًا  okumuşlardır ki onlar da güneş ile büyük yıldızlardır. Bir de nûr saçan ay, gece ışık veren. قَمْرًا  kelimesi  قُمْرًا  ‘da okunmuştur ki ذا قَمَرٍ  demektir, o da  قَمْراءَ 'nin cem'idir. Kamer manasına olması da caizdir. Mesela: رُّشْدِ والرَّشَدِ والعُرْبِ والعَرَبِ  gibi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Burçların, güneşin ve ayın yaratılışının kudretin büyüklüğüne işaret etmesi, akıl sahipleri için apaçık bir delildir. Aynı şekilde, insanların durumlarını takip edebilmesi ve hesabını yapabilmesi için Allah’ın ince sanatına, bozulmayan ve değişmeyen düzenine delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)