قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ ١١٧
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
قَوْم۪ي kelimesi اِنَّ ‘nin ismi olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَذَّبُونِ cümlesi اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَذَّبُونِ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذَّبُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Allah Teâlâ, Hz. Nuh’un niyazını bildiriyor.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Nida harfinin hazfi, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Kelimenin sonundaki esre, zamirden ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu izafette Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Nuh, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet onun, Allah’tan yardım ve destek beklediğini işaret eder.
Nidanın cevabı olan اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1.)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin haberi olan كَذَّبُونِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muhatap Allah Teala olduğu için bu haber cümlesi lâzımı faide-i haberdir. Cümle aslında muhatabın tereddüt veya inkâr ettiği durumlarda tekid edilmesi gerekir. Burada muhatap Allah Teâlâ olduğu halde cümle tekidli geldiği için terkip muktezâ-i zâhirin hilafına, fakat muktezâ-i hale uygun olmuştur. Bu sebeple mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
كَذَّبُونِ fiilinin sonundaki mütekellim zamiri, fasıla gözetilerek hazf edilmiştir. Fiilin sonundaki نِ vikaye, esre ise mef’ûl olan mütekellim zamirden ivazdır.
تفعيل babındaki كَذَّبُونِ fiili teksir ifade etmiştir.
Şuara Suresi 117. ayet-i kerime tekidin muhatap için değil, mütekellimin beklemediği bir durumla karşılaştığını ızhâr için gelmesine örnektir. Ayet-i kerimede Hz. Nuh Rabbine davetinin sonucunu aktarırken şöyle dedi: رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ [Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.] ifadesini kullanmıştır. Allah Teâlâ her şeyin bilgisine malik olduğu için hiçbir konuda şüphe etmesi veya öğrenmek için soru sorması düşünülemez. Dolayısıyla onu muhatap kılarak kurulan haber cümleleri muktezâ-ı zâhire göre ibtidâî formda olmalıdır. Ancak mütekellim (Hz. Nuh), ifadesindeki tekidi muhatapta bir şüphe gördüğü için değil beklemediği bir durumla karşılaştığını ifadesine yansıtmak üzere kullanmış, dolayısıyla söz konusu haber durumun gereğine (muktezâ-i hâl) uygun olarak gelmiştir. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu Ve Haberin Muktezâ-yı Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu (Kur’ân-I Kerîm Örneği)
"Onlar, Nûh (a.s)'ı, taşlayarak öldürmekle korkutmuşlardır." Bunun üzerine Nûh (a.s) da onların felaha ulaşamayacaklarına dair bir ümitsizlik ve ye's hasıl olmuş, bunun üzerine de Nûh (a.s) "Rabbim, kavmim beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver" demiştir. Bundan gaye, onların yalanladığını Allah Teâlâ'ya bildirmek değildir, çünkü O Âlimu'l-gayb ve şehadet olan, Allah'ın en iyi bilen olduğunu bilmektedir. Fakat o bununla, "Bana eziyet ettiklerinde, Allah'ım ben onlara bedduada bulunmuyorum... Ben ancak ve ancak Senin ve Senin dinin için sana yakarıyorum... Onlar, vahyin ve risaletin hususunda beni yalanladıkları için benimle onların arasındaki hükmü Sen ver Allah'ım..." manasını murad etmiştir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)