Şuarâ Sûresi 118. Ayet

فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحاً وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  ١١٨

“Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَافْتَحْ o halde aç ف ت ح
2 بَيْنِي benimle ب ي ن
3 وَبَيْنَهُمْ onların arasını ب ي ن
4 فَتْحًا (kesin hükümle) açarak ف ت ح
5 وَنَجِّنِي ve beni kurtar ن ج و
6 وَمَنْ ve bulunanları
7 مَعِيَ benimle beraber
8 مِنَ -den
9 الْمُؤْمِنِينَ mü’minler- ا م ن
 
Bu âyet kümesi incelendiğinde Hz. Nûh’un davetinin esaslarıyla Hz. Mûsâ ve Hz. İbrâhim’in davetini anlatan âyetlerdeki ilkelerin öz ve içerik olarak aynı olduğu görülmekte; kezâ bu peygamberin tebliğde bulunduğu toplulukların inançları ve hak din karşısındaki tavırları arasında da büyük bir benzerlik olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç itibariyle her üç peygambere dair âyetler grubunda da aynı mesajlar verilmiştir (Hz. Nûh’un kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Hûd 11/25-49).
 

فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحاً 

 

Fiil cümlesidir. فَ  sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

افْتَحْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. بَيْن۪ي  mekân zarfı,  ى  üzere mukadder fetha ile mansub olup,  افْتَحْ  fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بَيْنَهُمْ  atıf harfi  و ‘la makabline matuftur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فَتْحاً  mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlü mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. نَجِّن۪ي  dua manasında, illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl atıf harfi  وَ  ile  نَجِّن۪ي ‘deki mütekellim zamire matuf olup, mahallen mansubdur.  مَعِيَ  zaman zarfı, mahzuf sılaya mütealliktir. مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline müteallik olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Merfû muzari fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez.Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  ن  harfi getirilir.  نَجِّن۪ي  fiilinde olduğu gibi. Buna nûn-u vikaye denir. Mütekellim  ى ‘sı mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

نَجِّن۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نجو ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اَلْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحاً  وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Ayet, Nuh (a.s)’ın sözlerinin devamıdır. 

فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olan rabıta harfidir. Fasılla gelen terkipte takdiri  إن أردت إعانتي  (Eğer bana yardım etmek istiyorsan…) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Cevap cümlesi olan  فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحاً , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mukadder şart ve mezkûr cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

فَتْحاً , mef’ûlü mutlak olarak cümleyi tekit etmiştir.

فَافْتَحْ - فَتْحاً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بَيْن۪  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

فَافْتَحْ , hüküm manasındadır. 

وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la önceki cümleye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Cümleler arasında inşâî olmak bakımından mutabakat mevcuttur. 

Birbirine matuf her iki cümle de emir üslubunda olmasına rağmen, emir anlamında değildir. Cümleler vaz edildiği anlamdan çıkarak dua manasına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkeptir.

مَن  müşterek ism-i mevsûl,  نَجِّنِی ’deki mef’ûle matuf olduğu için nasb mahallindedir. مَّعِیَ  mekan zarfı, mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ , sıladaki mukadder aid zamirin, mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

الفَتَاحة  kelimesi, ‘hükmetmek’ anlamına gelir.  الفَتَّاح  ise hükmeden, hakim anlamındadır, zira hakim zor ve muğlak meseleleri çözümler. Buradaki hükümden maksat ise onların üzerine bir ceza indirmektir. Zira o, hemen peşinden "Beni kurtar" demiştir. Şayet bu hükümden maksat, ceza indirmek olmasaydı, bundan sonra "kurtarmak" ifadesinin zikredilmesinin hiçbir anlamı olmazdı. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hz. Nuh’un bu duası, Nuh Suresinde tafsilatlı olarak zikredilen duasının icmâli olarak anlatımıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Nuh (a.s) onların iman edeceklerinden yana ümidini kesince ‘Beni ve beraberimdeki müminleri de kurtar’ sözlerini söylemişti. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)