فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ ٦٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَأَوْحَيْنَا | diye vahyettik |
|
| 2 | إِلَىٰ |
|
|
| 3 | مُوسَىٰ | Musa’ya |
|
| 4 | أَنِ |
|
|
| 5 | اضْرِبْ | vur |
|
| 6 | بِعَصَاكَ | değneğinle |
|
| 7 | الْبَحْرَ | denize |
|
| 8 | فَانْفَلَقَ | sonra yarıldı |
|
| 9 | فَكَانَ | ve oldu |
|
| 10 | كُلُّ | her |
|
| 11 | فِرْقٍ | bölüm |
|
| 12 | كَالطَّوْدِ | bir dağ gibi |
|
| 13 | الْعَظِيمِ | kocaman |
|
İsrâiloğulları, mûcize eseri olarak denizden açılan yollardan geçip Sînâ yarımadasına çıktılar. Bunları izlemekte olan Firavun da açılmış olan bu yollara ordularıyla birlikte girdi. Ancak yüce Allah, Mûsâ ve beraberindeki müminleri kurtardı, Firavun ve beraberindekileri ise denizde boğdu (Hz. Mûsâ ve Firavun hakkında bk. Bakara 2/49-59; A‘râf 7/103-141; Tâhâ 20/9-80; Kasas 28/3-46).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 154فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اَوْحَيْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى مُوسٰٓى car mecruru اَوْحَيْنَٓا fiiline müteallik olup gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
اَنِ tefsiriyyedir. اضْرِبْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بِ istiâne içindir. بِعَصَاكَ car mecruru اضْرِبْ fiiline mütealliktir. الْبَحْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
اَوْحَيْنَٓا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi وحى ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi فَ ile mukadder cümleye matuftur. Takdiri, فضرب فانفلق. şeklindedir.
انْفَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
İsim cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder.
كُلُّ kelimesi كَانَ ‘nin ismi olup damme ile merfûdur. فِرْقٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
كَالطَّوْدِ car mecruru كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. الْعَظ۪يمِ kelimesi لطَّوْدِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
انْفَلَقَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi فلق ’dır.
Bu bab fiile mutavaat, mücerret yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.
الْعَظ۪يمِ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ
فَ , istînâfiyyedir. Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَوْحَيْنَٓا fiillinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Tefsir harfi اَنْ ‘in dahil olduğu اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ cümlesi, fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اضْرِبْ fiiline müteallik بِعَصَاكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Veciz ifade kastına matuf بِعَصَاكَ izafetinde Hz. Musa’ya aid zamire muzaf olmasıyla عَصَا , şan ve şeref kazanmıştır.
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
“(Vurunca) derhal, (deniz) yarıldı” buyurmuştur. Bu ifadeyle, “o da vurdu, böylece de deniz yarıldı” manasının kastedildiğinde şüphe yoktur. Çünkü bu, neredeyse sözden anlaşılan ve bilinen bir husustur. Zira vurma işi olmadan denizin ayrılması caiz değildir. Bununla beraber Cenab-ı Hakk, ona vurmayı emretmiştir. Çünkü bu fiilin zikredilmesi, adeta oyalanma ve boşa vakit geçirme sayılır. Bir de Cenab-ı Hakk bunu asa sebebiyle meydana gelen mucizelerinden kılmıştır. Bir başka husus da şudur: Denizin o asa sebebiyle yarılması Hz. Musa (a.s) için büyük bir nimet olmuştur. Ve İsrailoğullarının, bu işin Hz. Musa’nın (a.s) Allah nezdindeki mertebesinden dolayı meydana geldiğini bilmeleri manasını daha fazla kuvvetlendirmiş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ
فَانْفَلَقَ cümlesi, atıf harfi فَ ile takdiri, فضرب (Vurdu) olan mukadder cümleye atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
انْفَلَقَ fiili, انفعال babındadır. Sülasi fiilin başına hemze ve sakin ن ilave edilerek yapılır. Birçok alime göre, انفعال babında mezid olan fiillerin kazandığı tek anlam mutavaattır (dönüşlülüktür). Mutavaat, bir mef’ûlün, bir failin eylemini kabul etmesi ve bu eylemle alınmak istenen neticeye olumlu cevap vermesidir. Mef’ûlün, canlı veya cansız olması fark etmez. انفعال babı mutavaat içindir. Mutavaat ise müteaddî fiilin lâzım fiile dönüşmesidir. Müteaddî fiil bu baba girince lâzım yani geçişsiz olur. Bu bâba, etkileri gözle görülen somut fiiler aktarılır.
Makabline matuf olan فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
كَان ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur كَالطَّوْدِ, nakıs fiil كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
Muzafun ileyh olan فِرْقٍ ’daki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.
Ayette teşbih sanatı vardır. Teşbih, vech-i şebenin hazfi nedeniyle mücmeldir. كُلُّ فِرْقٍ müşebbeh, الطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ müşebbehu bih, كَ teşbih edatıdır. Mahzuf olan vech-i şebeh, her ikisinin de muazzam olmasıdır.
الْعَظ۪يمِ kelimesi الطَّوْدِ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliği bildirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِ [Koca bir dağ gibi] terkibinde mürsel mücmel teşbih vardır. “Yere iyice oturmak ve öyle kalmak hususunda dağ gibi oldu.” demektir. Teşbih edatı söylenmiş teşbih yönü söylenmemiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Sıfat, tâbi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, matbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
كَان, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular ve ona dikkat çeker. (Râgıb el İsfehanî, Müfredât)
الفرق kelimesi, “denizden bölünen parça” anlamındadır. Bu ifade, كل فلق şeklinde de okunmuştur ki mana aynıdır. الطَّوْدِ “yüksek dağ” anlamında olup “göğe doğru yükselen” demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)