Şuarâ Sûresi 83. Ayet

رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْماً وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ  ٨٣

“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبِّ Rabbim ر ب ب
2 هَبْ ver و ه ب
3 لِي bana
4 حُكْمًا hüküm ح ك م
5 وَأَلْحِقْنِي ve beni kat ل ح ق
6 بِالصَّالِحِينَ Salihler arasına ص ل ح
 

84. âyette “Bana, sonra gelecekler içinde iyilikle anılmayı nasip eyle!” diye çevirdiğimiz cümledeki “lisân-i sıdk” (doğruluk dili) tamlaması iki türlü yorumlanmıştır:

a) Bu tamlamadaki lisân terimi dille aktarılabilecek, dille ulaştırıla­bilecek şeyleri veya bunları aktaranları ifade için mecaz olarak kulla­nılmıştır. Buna göre Hz. İbrâhim söylediklerinin doğru, gerçek ve yüce mânalar taşıyan sözler olmasını veya kendi soyundan, getirmiş olduğu hak dini sonraki nesillere aktaracak kimselerin gelmesini Allah Teâlâ’dan niyaz etmiştir. Nitekim yüce Allah duasını kabul ederek başta Hz. Muhammed olmak üzere onun soyundan birçok peygamber göndermiş ve Hz. Peygamber’e onun dinine uymasını emretmiştir (bk. Nahl 16/123; krş. Âl-i İmrân 3/95; Nisâ 4/125).

b) Bu tamlama Hz. İbrâhim’in, sonraki nesiller içerisinde iyilikle anılmak istediğini ifade etmektedir. Bundan dolayıdır ki müslümanlar onu önder kabul eder, kendisini ve soyundan gelenleri hayırla anarlar. Yahudi ve hıristiyanlar gibi Ehl-i kitap da aynı şekilde ona ve soyundan gelenlere saygı gösterirler (Zemahşerî, II, 512; krş. Meryem 19/50).

Müfessirler, 89. âyette “temiz bir kalp” diye çevirdiğimiz “kalb-i selîm” tamlamasını şu mânalarda yorumlamışlardır: Şirk ve şüpheden arınmış, iman esaslarına samimiyetle inanmış, mânen sağlıklı (İbn Kesîr, VI, 159), kötülüklerden korunmuş (Esed, II, 749), sünnete gönülden bağlı olup bid‘atlardan uzak duran, mal ve evlât sahibi olduğu için şımarmayan bir kalp (Şevkânî, IV, 103). Râzî’ye göre bu konudaki görüşlerin en doğrusu, kalb-i selîmi, “Cehaletten ve kötü huylardan arınmış kalptir” diye tanımlayan görüştür (XXIV, 151).

Hz. İbrâhim bu duayı yaptığı zaman kendisine peygamberlik görevi verilmişti (Râzî, XXIV, 147; İbn Âşûr, XIX, 145). Bu sebeple müfessirler, meâlinde “hikmet” diye çevirdiğimiz hükm kelimesini birçok yerde “peygamberlik” anlamında yorumlarken, burada 83. âyette “derin bilgi, doğru hüküm verme ve kavrama yeteneği” gibi anlamlarda yorumlamışlardır. Müfessirler, İbrâhim’in babasının affı dışındaki bütün dileklerinin kabul olunduğuna dair çeşitli deliller getirmişlerdir (Râzî, XXIV, 147-150). İbrâhim aleyhisselâm, babasının Allah düşmanı bir putperest olduğunu anlayınca ve bu inancında ısrar ettiğini görünce ondan uzaklaşmıştır (bk. Tevbe 9/114; Meryem 19/42-48). Hz. İbrâhim’in “hep iyilikle anılması” konusundaki duasının bir sonucu olarak her ümmet ona ayrı bir sevgi duymuş ve adını övgüyle anar olmuştur. Müslümanlar namazda ve namaz dışında “salli” ve “bârik” dualarını okurken Hz. Peygamber’le birlikte onu da anarlar.

 
Resûl-i Ekrem Efendimiz bir duasında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım ! Bizi Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Rezil rüsvâ olmadan ve sûretimiz değiştirilmeden bizi sâlih kullarının arasına kat. “
( Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 424).
 

  Lehaqa لحق :   لَحِقَ fiili arkasından yetişmek veya onu yakalamak demektir. Yine bu anlamda ألْحَقَ şeklinde de kullanılır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de iki farklı fiil formunda 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ilhak olmak, mülhak ve Lâhikadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْماً وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  هَبْ ل۪ي ’dir.  Fiil cümlesidir. هَبْ  dua manasında, sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. ل۪ي  car mecruru  هَبْ  ‘in mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir.  حُكْماً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اَلْحِقْن۪ي  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالصَّالِح۪ينَ  car mecruru  اَلْحِقْن۪ي  fiiline müteallik olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

اَلْحِقْن۪ي  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  لحق ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

صَّالِح۪ينَ ; sülâsî mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْماً وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Nida harfinin hazfi, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Nidanın cevabı olan  هَبْ ل۪ي حُكْماً  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur  ل۪ي  ihtimam için ilk mef’ûl olan  حُكْماً ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan هَبْ  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

حُكْماً ‘deki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.

Aynı üslupta gelen  وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ  hükümde ortaklık sebebiyle  هَبْ ل۪ي حُكْماً  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümleler, emir üslubunda olmasına rağmen, emir anlamında değildir. Vaz edildiği anlamdan çıkarak dua manasına gelmeleri nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husûle gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Surenin bu sayfasında istisnasız bütün ayetlerin fasılasındaki  نَۙ - وَ  ve  نَۙ - ي  harfleriyle oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)