Neml Sûresi 10. Ayet

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ  ١٠

“Değneğini at.” (Mûsâ değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَلْقِ ve at ل ق ي
2 عَصَاكَ asanı ع ص و
3 فَلَمَّا ne zaman ki
4 رَاهَا görünce ر ا ي
5 تَهْتَزُّ titreştiğini ه ز ز
6 كَأَنَّهَا gibi
7 جَانٌّ bir yılan ج ن ن
8 وَلَّىٰ dön(üp kaç)dı و ل ي
9 مُدْبِرًا arkaya د ب ر
10 وَلَمْ ve
11 يُعَقِّبْ geri dönmedi ع ق ب
12 يَا مُوسَىٰ Musa
13 لَا
14 تَخَفْ korkma خ و ف
15 إِنِّي çünkü ben
16 لَا
17 يَخَافُ korkmaz(lar) خ و ف
18 لَدَيَّ benim huzurumda
19 الْمُرْسَلُونَ elçiler ر س ل
 
Hz. Mûsâ’nın kıssası çeşitli yerlerde çeşitli vesilelerle anlatıl­maktadır. Burada anlatılanlar biraz daha genişçe ve farklı üslûplarla A‘râf (7/104-136), Tâhâ (20/9-98) ve Kasas (28/2-46) sûrelerinde de yer almıştır. Bu âyetlerin bağlamından ve bunlar üzerine yapılan yorumlardan anlaşıldığına göre bu olay Hz. Mûsâ’nın ailesiyle birlikte Medyen’den Mısır’a yaptığı yolculuk esnasında soğuk bir gecede meydana gelmiştir. Müfessirler, Hz. Mûsâ’nın ateş sandığı ışığın gerçekte ilâhî bir nur olduğunu belirtirler (bilgi için bk. Tâhâ 20/10; Taberî, XIX, 132-133; Şevkânî, IV, 122). Ateşin, yani nurun bulunduğu yerde mübarek kılınandan maksat Hz. Mûsâ, çevresindekiler ise Cebrâil ve o yeri aydınlatmakla görevli meleklerdir (İbn Âşûr, XIX, 226). Mecazi anlamda ateş peygamberlere mahsus mânevî aydınlanma olarak da yorumlanmıştır (Esed, II, 763). Buna göre ateşin içinde olan Mûsâ, çevresinde olanlar da ona iman edenlerdir. Zemahşerî’ye göre ateşten maksat onun bulunduğu yerdir. Burada mübarek kılınanlar ise Mûsâ ile o yerin çevresinde bulunan kutsal topraklardır (III, 137). 8. âyetin son bölümünde Allah’ın, sadece İsrâiloğulları’nın değil, âlemlerin, bütün insanlığın rabbi olduğu vurgulanmakta, 9. âyette ise Allah’ın mutlak galip ve hikmet sahibi olduğu belirtilerek tevhid mücadelesinde ancak O’na güvenip dayanmak gerektiğine işaret edilmektedir (asâ mûcizesi hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/107; Tâhâ 20/17-21). 11. âyet genel olarak, haksızlık ettikten sonra pişman olup tövbe eden kimselerin günahlarının bağışlanacağına, özel olarak da gençliğinde bir Mısırlı’yı kasıtsız olarak öldürmüş olan Hz. Mûsâ’nın bağışlanacağına işaret etmektedir (Şevkânî, IV, 123; İbn Âşûr, XIX, 230; Mûsâ hakkında ayrıca bk. Kasas 28/15-16). İlâhî mesajı Firavun’a tebliğ etmekle görevlendirilen Hz. Mûsâ dokuz mûcize ile desteklenmiştir. Bunlardan sadece ikisi yani asâsının yılana dönüşmesi ve elini koynuna sokunca –sapasağlam olduğu halde– bembeyaz çıkması şeklindeki mûcizeleri burada zikredilmiş, diğerleri ise başka sûrelerde anlatılmıştır (meselâ bk. A‘râf 7/103-108, 130-136; İsrâ 17/101). Firavun ve onun ileri gelen adamları, Hz. Mûsâ’nın gösterdiği mûcizelerin insanları ikna ettiğini görüp kendileri bile bundan etkilenince şaşırıp kalmışlar; ancak iman etmeyi gurur ve kibirlerine yediremedikleri için inkâr yolunu tutup, mûcizelerin düpedüz sihir olduğunu ileri sürmüşlerdir.
 

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْقِ  illet harfin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.  عَصَاكَ  mef’ûlun bih olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَلْقِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  لقي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

   فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ 

 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاٰهَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. رَاٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَهْتَزُّ cümlesi,  رَاٰهَا ‘deki mef’ûlun bihin hali olarak mahallen mansubdur.

تَهْتَزّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘dir. كَاَنَّهَا جَٓانٌّ  cümlesi,  تَهْتَزّ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. كَاَنَّ  kelimesi  اِنَّ  gibi isim cümlesinin başına gelir. İsmini nasb haberini ref yapar.  

هَا  muttasıl zamir  كَاَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. جَٓانٌّ  kelimesi  كَاَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı  وَلّٰى مُدْبِراً  ‘dir.

وَلّٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مُدْبِراً  hal olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يُعَقِّبْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ilki fiil, ikincisi isim cümlesi üçüncüsü müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَهْتَزّ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  هزز ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَلّٰى  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  ولى ’dir. 

يُعَقِّبْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عقب ‘dir.

Bu bab  fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

جَٓانٌّ  , sülâsi mücerredi  جنن  olan fiilin ism-i failidir.

مُدْبِراً ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ

 

يَا  nida harfidir. Münada  مُوسٰى  müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. Nidanın cevabı  لَا تَخَفْ ‘dır. 

Fiil cümlesidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَخَفْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَخَافُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو 'dir. لَدَيَّ  mekan zarfı  يَخَافُ  fiiline mütealilktir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمُرْسَلُونَۗ  fail olup ref alameti و 'dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُرْسَلُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludür.

 

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir.

وقُلْنا: ألْقِ عَصاكَ manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. 

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart üslubundaki  فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

İki cümle arasında meskutun anh mevcuttur. Meskutun anh, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek, konuya ilgisini artırır.

لَمَّا  kelimesi, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ  şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.

تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ  cümlesi,  رَاٰهَا ‘deki mef’ûlün halidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Tekid ve teşbih harfi  كَاَنَّ ’nin dahil olduğu  كَاَنَّهَا جَٓانٌّ  cümlesi, masdar teviliyle تَهْتَزّ ‘deki failin halidir. Masdar-ı müevvel, sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

كَأَنَّهَا جَٓانٌّ [O, sanki bir yılandır.] cümlesinde mürsel mücmel teşbih vardır. Çünkü burada benzetme edatı ve benzetme yönü söylenme­miştir. Böylece mürsel ve mücmel teşbih olmuştur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)  

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan وَلّٰى مُدْبِراً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

مُدْبِراً , amilini tekid için gelmiş hal-i müekkidedir.

وَلَمْ يُعَقِّبْ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَلّٰى - مُدْبِراً - يُعَقِّبْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

لَمَّا ; muzarinin başında cezm, kalb ve nefî harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır. 

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

جَٓانٌّ  hafif ve süratli yılan demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

يُعَقِّبْۜ  tereddüt etmeden, arkasına bakmadan yüz çevirmeyi, arkasını dönmeyi ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ  [Asanı at! Musa onun deprendiğini görün­ce…] cümlesinde hazif yoluyla îcaz vardır. (Onu attı, o yılana dönüştü…) cümlesi hazf edilmiştir. Sözün akışı bunu göstermektedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Hz Musa da, asasını attı; atınca, baktı ki, asa, çevik bir yılan gibi deprenip süratle hareket ediyor, demektir. Bu hadise malum olduğu için ve pek süratle cereyan ettiğini göstermek için, ayette bazı kelimeler hazf edilmistir. Hz  Musa, bu manzara karşısında korkudan arkasını dönüp kaçtı ve arkasına hiç bakmadı. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ 

 

 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazf sanatı vardır. Nida üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, mahzuf sözün mekulü’l-kavlidir. 

Nidanın cevabı olan  لَا تَخَفْ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Benden başka hiç kimseden korkma, demektir. Yahut mutlak olarak hiç korkma, demektir. Nitekim "Çünkü peygamberler benim huzurumda asla korkmazlar" cümlesinden de anlaşılan mutlak olarak korkmamaktır. Ancak bu korkmamak, bütün vakitler için değil, fakat kendilerine hitap edildiği, vahiy edildiği vakit içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ

 

Ayetin son cümlesi beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

لَا یَخَافُ لَدَیَّ ٱلۡمُرۡسَلُونَ  cümlesi, اِنّ۪ي ’nin haberidir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz anlatım kastıyla gelen  لَدَیَّ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan لَدَی  şan ve şeref kazanmıştır.

تَخَفْ - لَا يَخَافُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  لَدَيَّ  izafetinde Allah Teâlâya aid zamire muzaf olan  لَدَيَّ , şan ve şeref kazanmıştır.

لَدَيَّ  ifadesi (Benim huzurum) manasındadır. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

لَدَیَّ ‘deki izafet hakiki anlamda olması muhaldir. Çünkü onun hakikati mekâna delalet etmesidir. Bu da Allah için imkânsızdır. “Risaletim ulaştığı zaman” anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَدَیَّ ‘deki izafet hakiki anlamda olması muhaldir. Çünkü onun hakikati mekâna delalet etmesidir. Bu da Allah için imkânsızdır. “Risaletim ulaştığı zaman” anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)