Neml Sûresi 19. Ayet

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ  ١٩

Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَتَبَسَّمَ tebessüm etti ب س م
2 ضَاحِكًا gülümseyerek ض ح ك
3 مِنْ
4 قَوْلِهَا onun sözüne ق و ل
5 وَقَالَ ve dedi ق و ل
6 رَبِّ Rabbim ر ب ب
7 أَوْزِعْنِي gönlüme ilham eyle و ز ع
8 أَنْ diye
9 أَشْكُرَ şükredeyim ش ك ر
10 نِعْمَتَكَ ni’metine ن ع م
11 الَّتِي
12 أَنْعَمْتَ lutfettiğin ن ع م
13 عَلَيَّ bana
14 وَعَلَىٰ ve
15 وَالِدَيَّ anama babama و ل د
16 وَأَنْ ve diye
17 أَعْمَلَ yapayım ع م ل
18 صَالِحًا faydalı bir iş ص ل ح
19 تَرْضَاهُ senin beğeneceğin ر ض و
20 وَأَدْخِلْنِي ve beni sok د خ ل
21 بِرَحْمَتِكَ rahmetinle ر ح م
22 فِي arasına
23 عِبَادِكَ kullarının ع ب د
24 الصَّالِحِينَ iyi ص ل ح
 
Cin “ateşten yaratılmış, gözle görülmeyen, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık” anlamına gelir (cinler hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/100; Cin 72/1-19). 17. âyetten Hz. Süleyman’ın cinlerle de irtibat kurduğu; ordusunun cinler, insanlar ve kuşlar olmak üzere üç sınıftan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Cinleri gizli işlerde, insanları ülke savunmasında ve düşmana karşı savaşta, kuşları da haberleşme, su bulma vb. hizmetlerde istihdam ediyordu (İbn Âşûr, XIX, 240). Tefsirlerde Karınca vadisinin Şam bölgesinde veya Tâif’te yahut Yemen’de karıncası çok olan bir yerin adı olduğu bildirilmektedir (Elmalılı, V, 3667). Bununla birlikte, böyle muayyen bir mekân olmayıp çok sayıda karıncanın bulunduğu herhangi bir yer de olabilir. Âyet, toplu halde yaşadığı bilinen karıncaların aynı zamanda bir topluluk düzeni içinde hareket ettiklerini de ifade eder. Süleyman üç sınıftan oluşan ordusunu düzenli bir şekilde yönetirken Karınca vadisi denilen yere gelmiş ve burayı geçerken de karıncaların başkanının onlara verdiği emri işitmiş, anlamış ve neşelenerek gülümsemiş, bütün bu nimetlerden dolayı rabbine şükür ve niyazını arzetmiştir. Hüdhüd, çavuş kuşu denilen ve kendisine özgü nağmelerle öten bir kuş türünün adıdır. Bu âyette zikredilen hüdhüdün ise Süleyman’ın emrine verilmiş özel bir yaratık olduğu anlaşılmaktadır (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman-Cemal Kurnaz, “Hüdhüd”, DİA, XVIII, 461). Sebe’ (Saba), aslında bir hânedan veya kabile ismi olup sonradan Yemen’deki Sebe’ Devleti’nin ve başşehri Me’rib’in adı olmuştur (bilgi için bk. Sebe’ 34/15). Tefsirler Hz. Süleyman’ın hüdhüdü bilhassa çöllerde su bulmada istihdam ettiğini belirtiyorlar. Bir gün konakladığı susuz bir çölde kuşları teftiş etmiş, su bulmak için görevlendireceği hüdhüdün ortadan kaybolduğunu anlayınca kızmış ve mazeretini gösteren bir delil getirmediği takdirde onu âyette belirtilen ceza şekillerinden biriyle cezalandıracağını ifade etmiştir (Elmalılı, V, 3670). Hüdhüd çok geçmeden gelip Sebe’ ülkesinden Hz. Süleyman’a bilgi getirdiğini, orada bir kraliçenin yönetimindeki milletin, şeytana uyarak güneşe taptığını haber vermiştir (şeytanın insanlara, yaptıklarını güzel göstermesi ve onları doğru yoldan alıkoyması hakkında bk. En‘âm 6/43; Nahl 16/63). 22. âyette, ilim ve hikmet sahibi olmasına rağmen Hz. Süleyman’ın bilmediği bir şeyi herhangi bir hayvanın bilebileceği hatırlatılmaktadır (Râzî, XXIV, 190). Ayrıca bu âyet, bilgili kimselere ârız olabilecek kendini beğenme duygusuna karşı insanı dikkatli olmaya çağıran bir uyarıdır (Zemahşerî, III, 143). Müfessirler Sebe’ ülkesinde hükümdar olan ve Kur’an’da adı anılmaksızın bahsi geçen kadının Belkıs bint Şürahbil olduğunu kaydetmektedirler (Şevkânî, IV, 128). Ancak kaynaklarda Yelkame bint el-Yeşrah b. Hâris veya Belkıs bint el-Hedahid b. Şürahbil, bir Habeş efsanesine göre Mâkedâ adlarıyla anıldığı da bildirilmiştir. Belkıs’ın kimliği hakkında kesin bilgi verilmemekle birlikte tarihçiler onun milâttan önce X. yüzyılda yaşamış, Hz. Süleyman’la çağdaş bir Arap kraliçesi olduğunu söylemişlerdir (bilgi için bk. Orhan Seyfi Yücetürk, “Belkıs”, DİA, V, 420; Kitâb-ı Mukaddes, I. Krallar, 10/1-10, 13; II. Tarihler, 9/1-9, 12). Süleyman aleyhisselâm, hüdhüdün sözünün doğru olup olmadığını anlamak için yazdığı bir mektubu kraliçeye götürüp sonuçtan kendisini haberdar etmesini hüdhüde emretti. Mektubun besmele ile başlaması ve Sebe’ halkının Süleyman’a teslim olmalarını istemesi, davetin hem siyasî hem de dinî olduğunu göstermektedir.
 

   بسم Beseme :  Bu kelimeyi Yüce Allah tefe'ul babı formunda تَبَسَّمَ olarak Neml Suresinde zikretmiştir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  fiil olarak sadece 1 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri tebessüm etmek ve mütebessimdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 وزع Veze'a :  Bu fiil sulasi babda birini bir şeyden sakındırmak veya uzak tutmak, başka tarafa çevirmek ya da geri döndürmek anlamında kullanılır. Neml 27/17 ayetinde geçen يُوزَعُونَ fiili gösteriyor ki; karıncalar çokluklarına ve hızlı hareketlerine rağmen rastgele hareket etmez ve kafalarına göre yerlerinden uzaklaşmazlar; onlar çoklukları başlarına bela olan büyük düzensiz sefil ordular gibi değildir; aksine düzenli ve disiplinli bir topluluktur. Kimileri ise يُوزَعُونَ fiilinde kastedilenin büyük bir kalabalık olmasına rağmen başı sonunu bekleyip gözeten topluluk demek olduğunu ileri sürerler.

  Bu kök Kur'an-ı Kerim'de iki kez if'al formunda geçmiştir ve bu durumda anlamı ilham etmektir. Bu anlamın kökün sülasi haliyle bağlantısı ise ilham sayesinde bir şeye düşkün/tutkun olup nankörlükten uzaklaşmaktır. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de  iki farklı fiil formunda 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) 

  Türkçede kullanılan şekilleri tevzî (dağıtım) ve müvezzidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)  

 

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَبَسَّمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. ضَاحِكاً  hal olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَوْلِهَا  car mecruru  ضَاحِكاً ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَبَسَّمَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  بسم ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

ضَاحِكاً ; sülâsi mücerredi  ضحك  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


  وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl, nida ve cevabıdır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. 

اَوْزِعْن۪ٓي  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel ikinci mef’’ulün bih olarak mahallen mansubdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اَشْكُرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir.  نِعْمَتَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الَّت۪ٓي  müfred müennes has ism-i mevsûl  نِعْمَتَكَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

اَنْعَمْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur.  عَلَيَّ  car mecruru  اَنْعَمْتَ  fiiline mütealliktir. عَلٰى وَالِدَيَّ  car mecruru, atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ اَعْمَلَ  atıf harfi وَ ‘la birinci masdar-ı müevvele matuftur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

اَعْمَلَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. صَالِحاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تَرْضٰيهُ  cümlesi,  صَالِحاً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.

تَرْضٰي  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mefulun bih olarak mahallen mansubdur.  

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْزِعْن۪ٓي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  وزع ’dır. 

اَنْعَمْتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نعم ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.   

 وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. اَدْخِلْن۪ي  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بِرَحْمَتِ  car mecruru  اَدْخِلْن۪ي  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri;  متلبّسا برحمتك (Senin rahmetine bürünmüş olarak) şeklindedir. ف۪ي عِبَادِكَ  car mecruru  اَدْخِلْن۪ي  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الصَّالِح۪ينَ  kelimesi  عِبَادِكَ ‘nin sıfatı olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اَدْخِلْن۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi دخل ‘dir.

الصَّالِح۪ينَ ; sülâsî mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا

 

فَ  atıf harfidir. Cümle,  قَالَتْ نَمْلَةٌ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)

ضَاحِكاً  kelimesi,  تَبَسَّمَ  fiilinin zamirden hal-i müekkide olarak tetmim ıtnâbıdır. Cümlenin manası onsuz da anlaşılan müekked hal, cümlenin anlamını tekid etmek amacını güder.

تَبَسَّمَ - ضَاحِكاً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مِنْ قَوْلِهَا  car-mecruru, ism-ifail veznindeki  ضَاحِكاً ‘e veya  تَبَسَّمَ ‘ye mütealliktir.

Ayetteki [(Süleyman) onun bu sözüne gülercesine tebessüm etti.] , "tebessüm sınırını gülmeye vardırdı", "gülmeye başlayarak tebessüm etti" demektir. Hazret-i Süleyman şu iki sebepten ötürü gülmüştür: 

a) O karıncanın sözünün, kendisinin ve ordusunun merhametine, hallerinin şöhretine ve ordusunun takva konusundaki şöhretine delalet edişinden hoşlandığı içindir. Karıncanın buna delalet eden sözü,  لَا يَشْعُرُونَ (bilmeyerek) şeklindeki sözüdür.

b) Allah Teâlâ'nın, karıncanın sözünü duyma ve onu anlama gibi bir nimeti kendisine verip, başka kimseye vermemiş olmasından ötürü duyduğu sevinçtendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)   

 

 

 وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ 

 

Cümle, hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi  وَ ‘la öncesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبِّ , nida üslubunda, talebî inşâî isnaddır. 

Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. 

Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla  رَبّ  kelimesinden önce nida harfi hazf olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

رَبِّ  izafeti, muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Nidanın cevap cümlesi olan  اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ  cümlesi, masdar teviliyle  اَوْزِعْن۪ٓي  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi konumundadır.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَكَ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  نِعْمَتَ , tazim edilmiştir.

نِعْمَتَكَ  için sıfat konumundaki müfred müennes has ismi mevsûl  الَّت۪ٓي ’nin sılası olan  اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

عَلٰى وَالِدَيَّ , temâsül nedeniyle  عَلَيَّ ‘ye atfedilmiştir. Harf-i cer  عَلٰى ‘nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ ifadesindeki istila manası taşıyan  عَلٰى  harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. عَلٰى , nimetlere erişimdeki sağlamlık için müstear olmuştur. Nimetler onları, tamamen kaplamış, sarıp sarmalamıştır. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Nimet verilmiş olanların, kendisi ve anne babası olarak sayılması taksim sanatıdır. 

İkinci masdar harfi ve akabindeki  اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ  cümlesi, masdar teviliyle, birinci masdar-ı müevvele tezâyüf nedeniyle atfedilmiştir. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mef’ûl olan  صَالِحاً , ism-i fail vezninde gelerek hudûs ve yenilenme ifade etmiştir. Kelimedeki nekrelik, kesret ve tazim içindir.

Mef’ûl olan  صَالِحاً ‘daki nekrelik tazim içindir.

صَالِحاً  için sıfat konumundaki  تَرْضٰيهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  صَالِحاً  lafzında, irsâd sanatı vardır.  

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fâil’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)

Hz. Süleyman'ın, ana-babasını da zikretmesi, kendisine bahşedilen nimetlerin çokluğunu ifade etmek içindir. Zira ana-babasına ihsan edilen nimetler de, kendisine ihsan edilmiş gibi, şükrü gerektirmektedir. Hz. Süleyman'ın, Allah'ın hoşnut olacağı amelleri yapma imkânını dilemesi, şükrü tamamlamak ve nimetin devamını talep etmek anlamında idi. Salihler zümresine dahil edilmesini niyaz etmesi, salihler içinde onların yurdu olan cennete girmeyi niyaz etmesi anlamındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la  اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.

Veciz ifade kastına matuf  عِبَادِكَ  ve  رَحْمَتِكَ  izafetlerinde  عِبَادِ  ve  رَحۡمَتِ ’nin, Allah Teâlâ’ya aid zamire muzâf olmaları onların şanı içindir.

ف۪ي عِبَادِكَ  ifadesindeki  ف۪ي  harf-i cerinde tebeî istiare sanatı vardır. فِی  zarfiyye, müteallakı rahmetin içindekilerdir. Burada  فِی  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. مع ’nın beraberlik manası  فِی ‘nin zarfiyye manasına benzetilmiştir. مع  manasının müteallakı,  فِی  manasının müteallakına yani; salih kimselerle birlikte olmak, bir şeyin içinde olmaya benzetilmiştir. İnsanlardan oluşan grup, kapalı bir kutuya benzetilmiş, onlarla daha yakın, dağılmayacak bir beraberlik kastedilmiştir. Çünkü salih kulların arası, hakiki manada zarfiyye yani içine girilecek bir şey değildir. Câmi; sübûttur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Harflerde oluşan istiareler tebeiyyedir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

قَوْلِهَا  - قَالَ  ve  صَالِحاً - الصَّالِح۪ينَ  ve  نِعۡمَتَكَ - أَنۡعَمۡتَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

نِعۡمَتَكَ  - رَحۡمَتِكَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Cümledeki  وَاَدْخِلْن۪ي , onlardan biri olma manasında müstear lafız olmuştur. Salihlere ilhak edilmek, bir zümreye girmeye benzetilmiştir. Bu istekten murad, istimrar ve derecedeki yüksekliği arttırmaktır. Çünkü Allah’ın salih kullarının dereceleri çoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

بِرَحْمَتِكَ [Rahmetinle] ifadesi, cennete girmenin, kul tarafından hak edilmesiyle değil de, ilâhi lütuf ve rahmet sayesinde olduğuna delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)