Neml Sûresi 38. Ayet

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  ٣٨

Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 يَا أَيُّهَا ey
3 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
4 أَيُّكُمْ hanginiz
5 يَأْتِينِي bana getirebilir ا ت ي
6 بِعَرْشِهَا onun tahtını ع ر ش
7 قَبْلَ önce ق ب ل
8 أَنْ
9 يَأْتُونِي bana gelmelerinden ا ت ي
10 مُسْلِمِينَ teslim olarak س ل م
 

Peygamberin görevi insanlarla savaşarak ganimet elde etmek veya savaş tehdidiyle hediye almak değil, Allah’ın dinini tebliğ etmek, insanların sapkın inançlardan kurtulmalarının yolunu açmak olduğu için Hz. Süleyman, kraliçenin gönderdiği hediyelere iltifat etmemiştir. Ülkenin güvenliği bunu gerekli kıldığı için de teslim ve tâbi olmadıkları takdirde karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine gideceğini söyleyerek onları tehdit etmiştir.

Elçiler dönüp durumu kraliçeye anlatınca kraliçe maiyetindeki ileri gelenlerle birlikte Hz. Süleyman’ı ziyaret edip onun dini hakkında bilgi almak üzere harekete geçmiştir. Öte yandan Hz. Süleyman’a bu bilgi ulaşmış (âyet 42), o da kraliçe gelip teslim olmadan önce onun tahtını getirmelerini yanındaki görevlilerden istemiştir.

Bu kıssada bir kadın yöneticinin erkek devlet adamlarından daha basiretli davrandığının ima edilmesi de ilgi çekicidir.

39. âyette geçen ifrît, “güçlü, kuvvetli, yaramaz, ele avuca sığmaz kimse” demektir. Sıfat olarak cinler için kullanıldığı gibi insanlar için de kullanılır (Elmalılı, VI, 3678-3679).

“Kitap ilmine sahip olan biri”nin kimliği hakkında farklı rivayetler vardır. “Bir melek, bir insan, Hızır, Süleyman’ın veziri Âsaf b. Berhiyâ” veya “Süleyman’ın kendisi” denilmiştir. Râzî gerekçelerini de açıklayarak Süleyman’ın kendisi olduğunu söyleyen görüşü tercih etmektedir (XXIV, 197-198).

 


Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 194-195
 

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَٓا  nida harfidir. اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. هَا  tenbih harfidir.  الْمَلَؤُ۬ا  münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي ’dır.

اَيُّ  istifham ismi, mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَأْت۪ين۪ي  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَأْت۪ين۪ي  fiili ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بِعَرْشِهَا  car mecruru  يَأْت۪ين۪ي  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَبْلَ  zaman zarfı  يَأْت۪ين۪ي  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَأْتُون۪ي  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Sonundaki  نِ  vikayedir. مُسْلِم۪ينَ  hal olup, nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Merfû muzari fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  ن  harfi getirilir.  يَأْتُون۪ي  fiilinde olduğu gibi. Buna nûn-u vikaye denilir.

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسْلِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayette Allah Teâlâ, Süleyman'ın (a.s) sözlerini bildiriyor.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nidanın cevabı olan  اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade eden cümlede  اَيُّكُمْ  izafeti mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesi haberdir. Haberin muzari fiil cümlesiyle gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir. 

Geldi anlamındaki  اتى  fiili,  بِ  harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve müspet muzari fiil sıygasındaki  يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ  cümlesi, masdar teviliyle,  يَأْت۪ين۪ي fiiline müteallik zaman zarfı  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

مُسْلِم۪ينَ  kelimesi haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

يَأْتُون۪ي - يَأْت۪ين۪ي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Belkıs’ın tahtının getirilmesi, “Onlar Müslüman olarak bana gelmeden önce” kaydına bağlanmış, çünkü böyle olması daha tuhaf daha acayiptir; adete göre olma ihtimali daha uzaktır ve Allah'ın kudretine ve peygamberliğinin sıhhatine delaleti daha açıktır. Bir de Belkıs'ın denenmesi ve harika mucizelere muttali olması, ilk geldiğinde gerçekleşmesi içindi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

Bu ayetten maksat: 1- Belkıs için Allah’ın kudretine, Hz. Süleyman’ın peygamberliğine dair bir delil olması ve böylece Belkıs’ın bu delili daha önce geçmiş olan diğer delillere eklemesidir.

2- Hz. Süleyman o tahtı getirtmeyi, böylece şeklini ve şemalini değiştirmeyi, daha sonra da Belkıs’ın onu tanıyıp tanıyamayacağını anlamak için o tahtı ona sunmasıdır. Ki bunun gayesi de Belkıs’ın aklını ve zekâsını ölçmektir.

3- Katâde şöyle der: “Hz. Süleyman, Belkıs Müslüman olduğunda onun malını almasının helal olmayacağını bildiği için o Müslüman olmadan önce onun tahtını almak istemiştir.”

4- Arş, bir memleketin kudretini simgeleyen bir şeydir, tahttır. Böylece Hz. Süleyman, Belkıs kendisine gelmeden önce onun mülkünün miktarını, (ne derece zengin olduğunu) bilmek istemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)