وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ٧٤
وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
رَبَّكَ kelimesi اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. يَعْلَمُ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تُكِنُّ صُدُورُهُمْ ‘dür. Îrabdan mahalli yoktur.
تُكِنُّ damme ile merfû muzari fiildir. صُدُورُهُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَا müşterek ism-i mevsûl atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. İsm-i mevsûlun sılası يُعْلِنُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُعْلِنُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
تُكِنُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi كنن ‘dir.
يُعْلِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi علن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
رَبَّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan كَ zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
اِنَّ ‘nin haberi olan لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
لَيَعْلَمُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan تُكِنُّ صُدُورُهُمْ müsbet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İkinci ism-i mevsûl مَا , birinciye matuftur. Sılası يُعْلِنُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَا ’nın tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Kalplerin gizledikleri tabirinde mecazi isnad vardır. Gizleyen صُدُورُ değil onun sahibidir. Cüz-kül alakasıyla mecazı mürsel sanatıdır.
تُكِنُّ fiilindeki gaib müennes zamirden يُعْلِنُونَ ’deki gaib cemi müzekker zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
يَعْلَمُ - يُعْلِنُونَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs, reddü’l-acüz ale’s-sadr ve mürâât-ı nazîr vardır.
تُكِنُّ صُدُورُهُمْ cümlesiyle, يُعْلِنُونَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekit ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ [Göğüslerinin gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir] cümlesinde tıbâk-ı hafîy vardır. Çünkü تُكِنُّ ‘gizler’ manasınadır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)