قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ ١٧
Hz. Mûsâ sarayda iyi bir eğitim gördü. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hikmet ve ilim” verildi (krş. Çıkış, 2/2-10). Mûsâ, kendisine daha peygamberlik gelmeden Firavun’un yanlış yolda olduğunu biliyor ve İsrâiloğulları’na baskı uyguladığını görüyordu. O sebeple muhtemelen bu konudaki düşüncesini yakınlarına açmış, muhalefeti ağızdan ağıza yayılınca da gözden kaybolup kendini gizlemişti. Şehre ancak geceleri çıkıyordu. Ahalisinin haberi olmadığı bir sırada girdiği şehrin neresi olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber müfessirlerin çoğunluğuna göre Mısır’da Firavun’un ikamet ettiği şehirdir. Müfessir Dahhâk buranın geçmişte müstakil bir yerleşim merkezi olan bugünkü Aynişems olduğunu söylemiştir (Râzî, XXIV, 233); Şevkânî’ye göre ise Kahire’dir (IV, 158); Kuzey Mısır’ın merkezi Menfis olabileceğini söyleyenler de vardır (İbn Âşûr, XX, 88).
Rivayete göre Hz. Mûsâ, öğle vakti halkın istirahate çekilmiş olduğu bir sırada bu şehre girmiş, şehirde biri İsrâiloğulları’ndan, diğeri Kıptîler’den olan iki kişinin kavga ettiğini görmüş, İsrâilli’nin kendisinden yardım istemesi üzerine Kıptî’ye bir yumruk vurarak ölümüne sebep olmuştur.
Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın günahsız olduğunu göstermek için 15. âyeti çeşitli şekillerde yorumlayanlar olmuştur. Şevkânî bu yorumların, “Peygamberler günah işlemekten mâsumdur” prensibine dayandığını, ancak peygamberlerin (küçük günah değil) büyük günah işlemekten mâsum bulunduklarını, Mûsâ da adamı kasten öldürmediği için bu olayın büyük günah sayılmayacağını ifade etmektedir (IV, 158). Esasen bu sırada Hz. Mûsâ’ya peygamberliğin gelmemiş olduğu da göz önüne alınmalıdır.
Bize göre Hz. Mûsâ’nın kavgaya müdahalesi hor görülen ve ezilen topluluktan birinin imdat istemesi üzerine olmuştur ve bunda kusur yoktur. Yaptığı şey, sadece tedbirsizlikle bir tokat veya yumruk vurmaktı. Böyle bir darbenin ölüm sonucunu doğurması nâdirdir. Şu halde Mûsâ’nın yaptığı, “istemeden ölüme sebep olmak” şeklinde ifade edilebilir ve bu tutumu, zayıfın yanında yer almak şeklinde bir erdem olarak da değerlendirilebilir. Kavga esnasında haklıyı haksızdan ayırmak güçtür. Mûsa’nın kendisini günahkâr görmesi, fiilinin ölüme sebep olmasındandır. 15. âyete göre Mûsâ’nın şeytana gönderme yapması da kötü kastının olmadığını gösterir. İleride gelecek âyetlere bakılırsa bu sırada Mûsâ’ya peygamberlik de gelmiş değildir. Özellikle Tevrat’ın çok daha sonra, İsrâiloğulları’nı Mısır’dan Sînâ çölüne geçirmesinin ardından inzâl edildiği bilinmektedir.
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir takdiri هُوَ ‘dir. Mekulü’l-kavli nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
مَٓا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceri ile mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, اعصمني (Beni koru) şeklindedir. بِ sebebiyyedir. İsm-i mevsûlün sılası اَنْعَمْتَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَنْعَمْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيَّ car mecruru اَنْعَمْتَ fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن تعصمني (Beni korursan) şeklindedir.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اَكُونَ ’nin ismi müstetir olup takdiri اَنَا ’dir. ظَه۪يراً kelimesi اَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. لِلْمُجْرِم۪ينَ car mecruru ظَه۪يراً ‘na müteallik, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بِ harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık – bedel, istiane, zaman – mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir. Burada sebep manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ
Ayet, istînâfiyye cümlesi olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfi ve رَبِّ izafetinde muzâfun ileyhin hazfi, mütekellimin, münadaya yakın olma ve Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.
Nidanın cevabı olan بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ cümlesindeki müşterek ism-i mevsûl, harf-i cerle birlikte takdiri اعصمني (beni koru) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İsm-i mevsûlun sılası olan اَنْعَمْتَ عَلَيَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hz. Musa’nın, muhatabı Allah Teâlâ olduğu ve sözleri dua manasını taşıdığı için emir üslubundaki bu cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ
Şart üslubuyla gelen terkipte فَ , takdiri إن تعصمني (Eğer beni korursan…) olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir.
Cevap cümlesi olan فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ , menfi muzari sıygadaki nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır.
لن muzariyi nasb edip zamanı müstakbele çevirmiş ve asla manası vererek olumsuz yapmıştır. Ayrıca cümleyi de tekid etmiştir.
Car-mecrur لِلْمُجْرِم۪ينَ , nakıs fiil كَان ’nin haberi olan ظَه۪يراً ’a mütealliktir.
Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
ظَه۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
Bu ayette isti'tâf, yani merhamet talebi vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
"Rabbim, bana ihsan ettiğin şey hakkı için” cevabı verilmemiş bir kasemdir yani beni bağışlama nimetine ve diğerlerine yemin ederim ki, elbette tövbe edeceğim, demektir "suçlulara asla arka olmayacağım, dedi". İbn Abbâs (ra) şöyle buyurmuştur: Eğer Musa inşallah suçlulara yardımcı olmayacağım dese idi başına ikinci kez böyle bir şey gelmezdi. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)