فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ ١٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | nihayet |
|
| 2 | أَنْ |
|
|
| 3 | أَرَادَ | isteyince |
|
| 4 | أَنْ |
|
|
| 5 | يَبْطِشَ | yakalamak |
|
| 6 | بِالَّذِي | olanı |
|
| 7 | هُوَ | o |
|
| 8 | عَدُوٌّ | düşman |
|
| 9 | لَهُمَا | ikisine de |
|
| 10 | قَالَ | dedi ki |
|
| 11 | يَا مُوسَىٰ | Musa |
|
| 12 | أَتُرِيدُ | -mi istiyorsun? |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | تَقْتُلَنِي | beni öldürmek |
|
| 15 | كَمَا | gibi |
|
| 16 | قَتَلْتَ | öldürdüğün |
|
| 17 | نَفْسًا | bir canı |
|
| 18 | بِالْأَمْسِ | dün |
|
| 19 | إِنْ | (oysa) |
|
| 20 | تُرِيدُ | istemiyorsun |
|
| 21 | إِلَّا | dışında bir şey |
|
| 22 | أَنْ |
|
|
| 23 | تَكُونَ | olmak |
|
| 24 | جَبَّارًا | bir zorba |
|
| 25 | فِي |
|
|
| 26 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 27 | وَمَا | ve |
|
| 28 | تُرِيدُ | istemiyorsun |
|
| 29 | أَنْ |
|
|
| 30 | تَكُونَ | olmak |
|
| 31 | مِنَ | -dan |
|
| 32 | الْمُصْلِحِينَ | arabulucular- |
|
Kıptî’nin kim tarafından öldürüldüğü henüz duyulmamıştı. Hz. Mûsâ ise onu öldürdüğü için başına gelebilecek kötülükleri düşünerek geceyi korku içinde geçirdi. Ertesi gün etrafı gözetleyerek şehirde dolaşırken bir gün önce başını derde sokan İsrâilli’nin yine bir Kıptî ile kavga ettiğini gördü. İsrâilli, Mûsâ’dan yine yardım istedi. Mûsâ dün başını belâya sokmuş olan İsrâilli’yi, “Doğrusu sen azgının birisin” diyerek azarladı. Bununla birlikte her ikisine de düşmanca davranan Kıptî’ye vurmak isteyince, İsrâilli azarlanmış olmanın da etkisiyle kendisine vuracağını sanarak, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldüreceksin?” dedi. Konuşmanın akışına bakarak bu sözün Kıptî’ye ait olduğunu söyleyenler de vardır. Bunlara göre Kıptî olayın fâilini daha önce İsrâilli’den öğrenmişti (bk. Şevkânî, IV, 159).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 221فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اَرَادَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ masdariyyedir. اَرَادَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَبْطِشَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl, بِ harf-i ceriyle يَبْطِشَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası هُوَ عَدُوٌّ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَدُوٌّ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. لَهُمَا car mecruru عَدُوٌّ ‘e mütealliktir.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَادَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. مُوسٰٓى münadadır. Müfred alem olup elif üzere mukadder damme ile mebni mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. تُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَقْتُلَن۪ي fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel كَ harf-i ceriyle amili تَقْتُلَن۪ي ‘nin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir.
قَتَلْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen mansubdur. نَفْساً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِالْاَمْسِ car mecruru قَتَلْتَ fiiline mütealliktir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ
Fiil cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mahzuf harf-i ceriyle تُر۪يدُ fiiline mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. تَكُونَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri أنت ‘dir. جَبَّاراً kelimesi تَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru جَبَّاراً ‘e mütealliktir.
وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mahzuf harf-i ceriyle تُر۪يدُ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ car mecruru تَكُونَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
الْمُصْلِح۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا , şart anlamı da taşıyan حين (...dığı zaman) manasında zaman zarfıdır. Cevap cümlesine mütealliktir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelam olan اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlenin başındaki اَنْ , tekid ifade eden zaid harftir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ cümlesi, masdar teviliyle اَرَادَ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl بِ harfi-ceriyle يَبْطِشَ fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَهُمَا car-mecruru, عَدُوٌّ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ cümlesi, masdar teviliyle تُر۪يدُ fiilinin mef’ûlu konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Teşbih harfi ك sebebiyle mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl ما ’nın sıla cümlesi olan قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vechi şebeh zikredilmediği için mücmeldir.
نَفْساً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve adet ifade eder.
يَبْطِشَ - عَدُوٌّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, mekulü’l kavle dahildir. Muzari fiil sıygasında kizb-i haber inkâri kelamdır.
Ayete dahil olan nefy manasındaki اِنْ harfi kasr ifadesi için gelmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ cümlesi, masdar teviliyle تُر۪يدُ fiilinin mef’ûlu konumundadır.
Masdar-ı müevvel nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiil ve mef’ûlü arasındadır. تُر۪يدُ maksûr/sıfat, mef’ûl konumundaki masdar-ı müevvel, maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur.
جَبَّاراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile dünyada bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Öncesine matuf وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ cümlesi, masdar teviliyle تُر۪يدُ fiilinin mef’ûlu konumundadır.
Masdar-ı müevvel menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ , nakıs fiil تَكُونَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ cümlesiyle وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
تُر۪يدُ - مَا تُر۪يدُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, الْمُصْلِح۪ينَ - جَبَّاراً kelimeleri arasında ise, tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
تَقْتُلَن۪ي - قَتَلْتَ ve اَرَادَ - تُر۪يدُ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlelerdeki muzari fiiller hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi )
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
جَبَّاراً (Zorba) vurgu ifade eden mübalağa kiplerindendir. جَبَّاراً ile وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ [İslah edenlerden olmak istemiyorsun] arasında manevî tıbâk vardır. Çünkü Cebbar, bozgunluk çıkaran, tahrip eden, çok öldüren ve çok kan döken demektir. Burada mana yönünden tıbâk vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Alimler, ayetteki, "O dedi ki: "Musa, dün bir cana kıydığın gibi, şimdi beni de mi öldürmek istiyorsun?" ifadesinin, o İsraillinin mi yoksa o Kıptî'nin mi sözü olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir: Bazıları şöyle demişlerdir: "Hz Musa o İsrailliye "azgın" deyip, İsrailli de onu öfkeli görünce, Hz Musa onu yakalamak istediğinde, İsrailli onun kendisini öldüreceğini sanmış ve bu sözü söylemiştir." Bu görüşte olanlar şöyle demişlerdir: "Çünkü dün o adamı öldürdüğünü ondan başkası bilmiyordu. Böylece bu, o katlin zuhuruna ve adamın korkusunun artmasına bir sebep teşkil etmiştir." Diğer alimler ise, "Aksine bu, Kıptînin sözüdür. Çünkü bu hadiseyi Kıptî, o İsrailliden öğrenmişti" demişlerdir. Doğru izah da budur. Çünkü Allahü teâlâ, "Derken Musa, ikisinin de düşmanı olan o adamı yakalamak isteyince, o dedi ki: "Musa..." buyurmuştur. Binaenaleyh bu söz, başkasına değil o adama aittir. O halde ayetteki, "Bu yerde illa yaman bir zorba olmak istiyorsun sen" ifadesi, ancak o kâfir tarafından söylenmeye uygundur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)