وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ ٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | وَرَدَ | varınca |
|
| 3 | مَاءَ | suyuna |
|
| 4 | مَدْيَنَ | Medyen |
|
| 5 | وَجَدَ | buldu |
|
| 6 | عَلَيْهِ | onun başında |
|
| 7 | أُمَّةً | bir grubu |
|
| 8 | مِنَ | -dan |
|
| 9 | النَّاسِ | insanlar- |
|
| 10 | يَسْقُونَ | (hayvanlarını) sularken |
|
| 11 | وَوَجَدَ | ve buldu |
|
| 12 | مِنْ |
|
|
| 13 | دُونِهِمُ | onların gerisinde |
|
| 14 | امْرَأَتَيْنِ | iki kız |
|
| 15 | تَذُودَانِ | sudan meneden |
|
| 16 | قَالَ | (Musa) dedi |
|
| 17 | مَا | nedir? |
|
| 18 | خَطْبُكُمَا | sizin işiniz |
|
| 19 | قَالَتَا | dediler ki |
|
| 20 | لَا |
|
|
| 21 | نَسْقِي | biz sulayamayız |
|
| 22 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 23 | يُصْدِرَ | sulayıp çekilinceye |
|
| 24 | الرِّعَاءُ | çobanlar |
|
| 25 | وَأَبُونَا | ve babamız da |
|
| 26 | شَيْخٌ | bir ihtiyardır |
|
| 27 | كَبِيرٌ | büyük |
|
Medyen, Akabe körfezinin kuzeyindeki Maan yakınlarında, Mısır’a yaya yürüyüşü ile sekiz günlük mesafede bulunan eski bir şehirdir (bilgi için bk. A‘râf 7/85). Buranın halkı Arap asıllı olduğu için Hz. Mûsâ’nın soyundan olan İbrânîler’e hem ırk hem de dil bakımından yakındılar, dolayısıyla ona yardım etmiş olmaları tarihen mümkündür. Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Mûsâ’nın Medyen suyu başında gördüğü iki kadın Medyen halkına peygamber olarak gönderilmiş olan Şuayb aleyhisselâmın kızları olup, ancak halk hayvanlarını sulayıp kuyunun başından ayrıldıktan sonra hayvanlarını sulayabiliyorlardı. Bunların Şuayb’ın kardeşi oğlunun veya Medyen halkından sâlih birinin kızları olduğuna dair rivayetler de vardır (bk. Abdülvehhâb en-Neccâr, s. 202-204). Kızlar, Mûsâ’nın sorusu üzerine kendilerinin güçsüz, babalarının da ihtiyar olduğunu söyleyerek dolaylı bir şekilde yardım istemişlerdir. Hz. Mûsâ’nın, “Ey rabbim! Bana lutfedeceğin her türlü hayra muhtacım!” şeklindeki duasından o sırada onun da yalnız ve desteksiz kaldığı, yardım ve himayeye muhtaç olduğu anlaşılmaktadır (bk. İbn Âşûr, XX, 103).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 223
وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup cevabına mütealliktir. Cümleye muzâf olur. وَرَدَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. وَرَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. مَدْيَنَ muzâfun ileyh olup, gayrı munsarıf olduğu için cer alameti fethadır. Şartın cevabı وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ ‘dır.
وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْهِ car mecruru وَجَدَ fiiline mütealliktir. اُمَّةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ النَّاسِ car mecruru اُمَّةً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. يَسْقُونَ cümlesi اُمَّةً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
يَسْقُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. وَجَدَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْ دُونِ car mecruru وَجَدَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هِمُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. امْرَاَتَيْنِ mef’ûlun bih olup, müsenna olduğu için nasb alameti يْ ‘dir. تَذُودَانِ cümlesi امْرَاَتَيْنِ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
تَذُودَانِ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur.
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli مَا خَطْبُكُمَا ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. مَٓا istifham ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. خَطْبُكُمَا mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ
Fiil cümlesidir. قَالَتَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli لَا نَسْق۪ي ‘dir. قَالَتَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نَسْق۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. يُصْدِرَ muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, نَسْق۪ي fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.
يُصْدِرَ fetha ile mansub muzari fiildir. الرِّعَٓاءُ fail olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. اَبُو mübteda olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğu için ref alameti و ‘dır. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَيْخٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. كَب۪ير kelimesi شَيْخٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُصْدِرَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صدر ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَب۪يرٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir. لَمَّا harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde لَمَّا ’nın حين manasında zarf olduğunu kabul eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
لَمَّا ’nın müteallakı cevap cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ şart cümlesi لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ , sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. وَجَدَ fiiline müteallik عَلَيْهِ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اُمَّةً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins ve adede işaret eder.
مِنَ النَّاسِ car-mecruru, اُمَّةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَسْقُونَ cümlesi اُمَّةً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
İki mef’ûle müteaddi olan وَجَدَ fiili, لقي anlamında olduğu için bir mef’ûlle yetinilmiştir.
وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ
Cümle atıf harfi وَ ’la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Birbirine matuf bu iki cümlede, iki mef’ûle müteaddi olan وَجَدَ fiili, لقي anlamında olduğu için bir mef’ûlle yetinilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur مِنْ دُونِهِمُ , siyaktaki önemine binaen mef’ûl olan امْرَاَتَيْنِ ’ye takdim edilmiştir.
دُونِ kelimesinin mevsufu çok kullanıldığı için hazf edilmiştir. Böylelikle دُونِ bu hazf edilen ismin yerine gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تَذُودَانِ cümlesi امْرَاَتَيْنِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ذُودَ : Karşı koymak, itmek, engellemek demektir. Buna göre تَذُودَانِۚ kelimesinin anlamı, "sürülerini engelleyen, onları tutan, hapseden iki kadın" demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَجَدَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا خَطْبُكُمَا cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayetteki, مَا خَطْبُكُمَاۜ [Bu haliniz ne?] ifadesi "Neyiniz var?" demek olup, masdar, ism-i mef'ûl anlamında olup "sizin bu alıkoymadan maksat ve gayeniz nedir?" demektir. (Fahreddin er-Râzî , Mefâtîhu’l-Gayb)
İbn Atiyye dedi ki: خَطْبُ ; (hal) kullanılarak soru sorulması, musibete uğrayan yahut bir zulme maruz kalan yahut kendisine şefkat duyulan ya da uygun olmayan bir iş yapan kimseler hakkında söz konusu idi. Kısacası bu kelime genelde kötü haller ile ilgili sorularda kullanılırdı. (Kurtubî, El- Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
قَالَ مَا خَطْبُكُمَا cümlesi وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ cümlesinden bedel-i iştimâldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَتَا fiilinin mekulü’l-kavli olan لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ’nın gizli أنْ ’le masdar yaptığı يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا cümlesi, başındaki حَتّٰى ile birlikte نَسْق۪ي fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَسْقُونَۘ - نَسْق۪ي ve قَالَ - قَالَتَا gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نَسْق۪ي - تَذُودَانِۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
يُصْدِرَ - تَذُودَانِۚ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وُرود suya gitmek, صُدور sudan dönmek olduğu gibi, إصدار da hayvanları sudan çekip götürmektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ
وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ cümlesi, atıf harfi وَ ’la … لَا نَسْق۪ي cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil cümle sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh olan اَبُونَا , veciz ifade kastına binaen izafet formunda gelmiştir.
شَيْخٌ ‘in sıfatı olan كَب۪يراً mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
شَيْخٌ كَب۪يرٌ ifadesinde istiare sanatı vardır. İhtiyarlık, gözle görünür büyüklük manasındaki كَب۪ير ‘le sıfatlanarak mücessem bir varlık yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)