Kasas Sûresi 54. Ayet

اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ  ٥٤

İşte onların, sabredip kötülüğü iyilikle savmaları ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcamaları karşılığında, mükâfatları kendilerine iki kez verilecektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أُولَٰئِكَ işte onlara
2 يُؤْتَوْنَ verilir ا ت ي
3 أَجْرَهُمْ mükafatları ا ج ر
4 مَرَّتَيْنِ iki kez م ر ر
5 بِمَا ötürü
6 صَبَرُوا sabretmelerinden ص ب ر
7 وَيَدْرَءُونَ ve onlar savarlar د ر ا
8 بِالْحَسَنَةِ iyilikle ح س ن
9 السَّيِّئَةَ kötülüğü س و ا
10 وَمِمَّا ve şeyden
11 رَزَقْنَاهُمْ onları rızıklandırdığımız ر ز ق
12 يُنْفِقُونَ infak ederler ن ف ق
 

Yaygın yoruma göre daha önce kendilerine kitap verilen ve Kur’an inince ona da iman edenler, Abdullah b. Selâm ve Rifâa b. Rifâa gibi bazı yahudilerle Varaka b. Nevfel ve Suheyb-i Rûmî gibi hanîfler veya hıristiyanlardır (İbn Âşûr, XX, 143; krş. Şevkânî, IV, 172). Bir görüşe göre de hıristiyan olan Habeşistan Necâşîsi’nin Hz. Peygamber’in durumunu tetkik edip hakkında bilgi getirmeleri için Mekke’ye gönderdiği, Hz. Peygamber’in telkinleriyle İslâm dinini kabul etmiş olan on iki kişilik bir heyetidir (İbn Âşûr, XX, 143). Ancak âyeti genel olarak değerlendirmek, Ehl-i kitap’tan olup da Hz. Peygamber zamanında İslâm’a girmiş ve kıyamete kadar girecek olanları bu âyetin kapsamında düşünmek daha uygun olur (krş. Ankebût 29/47). 53. âyetteki “Esasen biz bundan önce de rabbimize boyun eğmiştik” ifadesi, Ehl-i kitabın, Hz. Peygamber’in geleceğine dair kendi kitaplarındaki müjdeye veya genel olarak Allah’ın birliğine ve gönderdiği peygamberlere inandıklarına işaret etmektedir. Bunlar hem Kur’an’dan önceki kitaplara hem de Kur’an’a iman ettikleri ve bu uğurda kendi toplumları tarafından uygulanan her türlü maddî ve mânevî baskıya, boykot ve eziyete katlandıkları, 54 ve 55. âyetlerde zikredilen diğer ahlâkî özelliklere de sahip bulundukları için mükâfatları iki defa yani diğer müminlere verilecek mükâfatın iki katı veya daha fazlasıyla verilecektir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 236
 
Riyazus Salihin, 1368 Nolu Hadis
Ebû Mûsâ el-Eş'arî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Üç sınıf insan vardır ki, onların sevapları iki kattır: Kitap ehlinden olup da hem kendi peygamberine hem de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e iman eden kimse; hem Allah'ın hakkını hem de efendisinin hakkını yerine getiren köle; câriyesi bulunan ve bu câriyeyi güzelce terbiye eden, iyice eğitip öğreten, sonra da onu âzat edip kendisiyle evlenen kimse. İşte bunların iki kat ecri vardır."
(Buhârî, İlim 31, Itk 16, Nikâh 12; Müslim, Îmân 241.)
 

  Razeqa رزق :    رِزْقٌ sözcüğü bazen dünyevi ya da uhrevi bağış ve ihsan, bazen pay veya hisse, bazen de mideye ulaşan ve kendisiyle gıdalanılan şey için kullanılır.

  رَزَّاقٌ kavramı yalnızca Allah (cc) hakkında kullanılırken aynı kökten türeyen رازِقٌ kelimesi hem Allah (cc) için hem de rızkın bir canlıya ulaşmasını sağlayan/sebep olan insan hakkında kullanılabilir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  farklı formlarda 123 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri rızık, Rezzak ve erzaktır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يُؤْتَوْنَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. يُؤْتَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû, meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اَجْرَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَرَّتَيْنِ  masdardan naib, mef’ûlu mutlak olup müsenna olduğu için nasb alameti  يْ ‘dir.  مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  يُؤْتَوْنَ  fiiline mütealliktir.  بِ  sebebiyyedir. 

صَبَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَدْرَؤُ۫نَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  بِالْحَسَنَةِ  car mecruru  يَدْرَؤُ۫نَ  fiiline mütealliktir. السَّيِّئَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

مَا  müşterek ism-i mevsûl,  مِنْ  harf-i ceriyle  يُنْفِقُونَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  رَزَقْنَاهُمْ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

رَزَقْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen merfûdur. 

يُنْفِقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُؤْتَوْنَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  أتى ’dir.

يُنْفِقُونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  نفق ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

 

اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin ism-i işaretle marife olması, işaret edilenleri en güzel şekilde temyiz etmek ve tazim amacına matuftur. 

اُو۬لٰٓئِك  işaret ismi bu kişileri işaret ederek sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi sağlamıştır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam  يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا  cümlesi mübtedanın haberidir.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade eder.

Harf-i cerle birlikte  يُؤْتَوْنَ  fiiline müteallik masdar harfi  مَا ‘nın sıla cümlesi olan  صَبَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَجْرَهُمْ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Sabredenlere verilecek mükafat, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin işaret ismi ile marife olması işaret edileni en güzel şekilde temyiz etmek içindir. Böylece muhatabın zihninde müsnedün ileyh daha iyi yerleşir. Muhatap tarif edilen şeyi daha iyi tasavvur eder, daha iyi tanır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayet, “mezkûr vasıfları taşıyanlara, bir kez kendi kitaplarına iman ettikleri için, bir kez de Kur’an'a iman ettikleri için ve bu iki imana sabır ve sebat gösterdikleri mükâfatları iki kez verilecektir. Yahut nazil olmadan önce de Kur’an'a iman ettikleri ve nazil olduktan sonra da iman ettikleri için yahut kendi dindaşlarından kendilerini terk edenlerden ve müşriklerden gördükleri ezalara sabrettikleri için mükâfatları iki kez verilecektir.” demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)


 وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la  يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَدْرَؤُ۫نَ  fiiline müteallik  بِالْحَسَنَةِ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

الْحَسَنَةِ - السَّيِّئَةَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Bu cümlede istiare vardır. Çünkü iyilikle kötülük cisim değildirler ki birisiyle diğeri savulsun. Onun için bu anlatımla  kastedilen- Allahu alem- güzel işleri çirkin işlere tercih etmeleri ve bu tercih sebebiyle sanki kötülükleri iyiliklerle gerisin geriye püskürterek def edip savmış olmalarıdır. Yine bu ifadenin, (cezanın zararını acil tövbe ile def ediyor olmaları) anlamına gelmesi de caizdir. Çünkü tövbe bir iyiliktir. Bazen de cezaya kötülük adı verilir. Çünkü o, kötülüğün karşılığıdır; çirkin/kötü olmasa bile zarar vericidir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

“Kötülüğü iyilikle savarlar” yani günahları ibadet ve taat ile giderirler, çünkü [Muhakkak ki iyilikler, kötülükleri giderir.] (Hûd, 11/114) ayeti açıktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v), Muaz (r.a)'a demiştir ki, "Kötülüğün arkasından bir iyilik yap, onu mahveder." Bununla beraber, ezayı, yumuşaklıkla; kötülüğü, iyilikle; şerri, hayır ile; bilgisizliği ilim ile; öfkeyi, yutmakla; şirki "Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet etmekle gider” diye de tefsir etmişlerdir. Dilimizde: İyiliğe iyilik her kişinin kârı (işi), kemliğe (kötülüğe) iyilik er kişinin kârı (işi)diye meşhur olan söz de bu manadadır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


 وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

 

اُو۬لٰٓئِكَ ‘nin haberine atfedilen bu cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ  car mecruru ihtimam için amili olan  يُنْفِقُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sıla cümlesi olan  رَزَقْنَاهُمْ  cümlesi, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَزَقْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

يُنْفِقُونَ  ve  يَدْرَؤُ۫نَ  fiillerinin istimrar ve teceddüt ifade eden muzari sıygada gelmesi, onların bu hallerini göz önünde canlandırır ve yenileneceğine işaret eder.

Ayette  اُو۬لٰٓئِكَ  kelimesinde cem’, işaret edilen kimselerin ecirlerinin ikiye katlanması, kötülüğü iyilikle def etmeleri, kendilerine verilen rızıklardan infak etmeleri gibi özelliklerinin sayılmasında taksim sanatı vardır.

Cenab-ı Hak, "Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler' buyurmuştur. Bil ki Allah Teâlâ, onları önce iman ile, "Bunlar kötülüğü iyilikle def ederler" ifadesiyle bedenî; "Rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler" ifadesiyle mâlî ibadetlere sahip kimseler olarak medh-ü sena etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)