وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَرَبُّكَ | ve Rabbin |
|
| 2 | يَخْلُقُ | yaratır |
|
| 3 | مَا | ne |
|
| 4 | يَشَاءُ | dilerse |
|
| 5 | وَيَخْتَارُ | ve seçer |
|
| 6 | مَا |
|
|
| 7 | كَانَ | değildir |
|
| 8 | لَهُمُ | onlara ait |
|
| 9 | الْخِيَرَةُ | seçim |
|
| 10 | سُبْحَانَ | münezzehtir |
|
| 11 | اللَّهِ | Allah |
|
| 12 | وَتَعَالَىٰ | ve yücedir |
|
| 13 | عَمَّا | şeylerden |
|
| 14 | يُشْرِكُونَ | ortak koştukları |
|
Allah varlıkları yaratırken ve görevlendireceği peygamberleri seçerken kullara sormaz; çünkü yaratma ve tercih O’na mahsustur. Kulların tercih hak ve imkânları sorumlu tutuldukları kararları ve eylem alanlarıyla ilgilidir. 69. âyette Allah’ın tercihi ve yaratması gibi, kullarının bütün durumlarını gizlisiyle açığıyla istisnasız ve kusursuz bilecek şekilde ilminin de geniş ve sınırsız olduğu ifade edilmektedir.
“Önünde de sonunda da hamd O’na mahsustur” diye çevirdiğimiz 70. âyetteki cümleyi müfessirler, “Bu dünyada da âhirette de hamd O’na mahsustur” şeklinde yorumlamışlardır (Taberî, XX, 102; Şevkânî, IV, 177; Esed, II, 797).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 241
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. رَبُّكَ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَخْلُقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَٓاءُ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. يَخْتَارُۜ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.
يَخْتَارُۜ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
يَخْتَارُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi خير ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَهُمُ car mecruru كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. الْخِيَرَةُ kelimesi كَانَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
سُبْحَانَ mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri, يُسَبِّحُ ‘dur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. تَعَالٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَّا ve masdar-ı müevvel عَنْ harf-i ceriyle تَعَالٰى fiiline mütealliktir.
يُشْرِكُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
يُشْرِكُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap, Hz. Peygamberdir.
Ayetin ilk cümlesi olan وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekit edilmiştir. Veciz anlatım kastıyla gelen رَبُّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca müsnedün ileyh konumundaki bu izafet, Allah’ın rubûbiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ cümlesi haberdir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi يَشَٓاءُ , muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen يَخْتَارُ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la mübtedanın haberine hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müsnedün ileyhin fiil cümlesi formundaki habere takdimi kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. رَبُّكَ mevsûf/maksur, يَخْلُقُ sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
Cümlede fiiller hudûs, teceddüt, istimrar, ve tecessüm ifade eden muzari sıygada gelmiş, ayrıca müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye ifade etmiştir.
Ayetteki lafza-i celâlin رَبُّكَ vasfıyla gelişinde, onların Muhammed (s.a.v)‘e karşı sinelerinde sakladıkları buğza işaret vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Genel olarak شَٓاءُ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garip birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ
İstînâf cümlesidir. Önceki manayı tekid için fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Menfî nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcaz-ı hazif sanatları vardır. لَهُمُ car mecruru, كان ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. الْخِيَرَةُ , muahhar ismidir.
كَان ’nin ismi olan الْخِيَرَةُۜ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
يَخْتَارُۜ - الْخِيَرَةُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)
Önceki cümledeki kasr manasını tekit için gelmiş istînâf cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ [Onların seçme yetkileri yoktur] ayetindeki: "Yoktur" her bir şeyi kapsayan umumi bir nefydir. Yani kulun yüce Allah'ın kudreti ile kazandığı şeyler dışında seçebileceği hiçbir şey yoktur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ [Seçim hakkı onlara ait değil!] ifadesi, يَخْتَارُۜ fiilinin beyanıdır; çünkü “Allah dilediğini seçiyor” anlamındadır; bu sebeple cümleye atıf harfi dahil olmamıştır. Mana şudur: Bütün işlerinde tercih hakkı Allah’a aittir; işlerindeki hikmet yönlerini en iyi kendisi bilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ [Onlar için ise, muhayyerlik yoktur] ifadesine gelince, خِيَرَةُۜ kelimesi "seçmek, ihtiyar etmek" kelimesinden gelen bir isim olup, masdar yerine geçmiştir. Bu kelime yine, ism-i mef'ûl (seçilmiş olan) anlamına da gelir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Şayet burada مَا ’yı mevsûl yapıyorsan, sılada mevsûle râci olacak zamir ve râbıt nerededir? dersen şöyle derim: Sözün aslı الْخِيَرَةُۜ مَا كَانَ لَهُمُ فيه şeklindedir; إِنَّ ذَ ٰلِكَ مِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ [Bunlar gerçekten kararlılık isteyen şeylerdendir.] (Lokman 31/17) ayetinde منه ifadesi hazf edildiği gibi burada da فيه rabıt zamiri hazf edilmiştir; çünkü zaten anlaşılmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. سُبْحَانَ اللّٰهِ ifadesi, takdiri نسبّح (Tesbih ederiz) olan fiilin mef’ûlu mutlakıdır. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Ayetin başında söze Rab ismiyle başlanmışken, bu cümlede zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek ve mehabeti artırarak tehditte mübalağa içindir. Bu zikirde, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl başındaki harf-i cerle birlikte تَعَالٰى fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi olan يُشْرِكُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tenzih için ibtidaiyye olan cümle birbirine matuf iki cümle arasında itiraziyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
سُبْحَانَ اللّٰهِ sözü O'nun fiillerinden ve sıfatlarından münezzeh olduğunu, yaptıklarından sorguya çekilmekten münezzeh olduğunu, çünkü bütün bu sıfatlarının kâmil derecede olduğunu ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 61)
تَعَالٰى ‘da istiare vardır. Bu kelimenin aslı عَالٰى yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Allah’ın yüceliğinin görünür şekilde olduğu manasında ألعلْوٌ istiare olmuştur. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fî Sûreti Meryem, s. 212)