Ankebût Sûresi 32. Ayet

قَالَ اِنَّ ف۪يهَا لُـوطاًۜ قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ ف۪يهَاۘ لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ  ٣٢

İbrahim, “Ama orada Lût var” dedi. Onlar, “Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (İbrahim) dedi ki ق و ل
2 إِنَّ ama
3 فِيهَا orada vardır
4 لُوطًا Lut
5 قَالُوا dediler ki ق و ل
6 نَحْنُ biz
7 أَعْلَمُ daha iyi biliriz ع ل م
8 بِمَنْ kimin bulunduğunu
9 فِيهَا orada
10 لَنُنَجِّيَنَّهُ onu kurtaracağız ن ج و
11 وَأَهْلَهُ ve ailesini ا ه ل
12 إِلَّا yalnız
13 امْرَأَتَهُ karısı م ر ا
14 كَانَتْ olmuştur ك و ن
15 مِنَ -dan
16 الْغَابِرِينَ kalacaklar- غ ب ر
 
Bu âyetlerde aktarılan Lût aleyhisselâm ve kavmiyle ilgili bilgiler, önemli ölçüde önceki bazı sûrelerde de yeri geldikçe birbirine yakın ifadelerle verilmiştir; ayrıca oralarda konuyla ilgili gerekli açıklama ve yorumları da sunmuş bulunuyoruz (bk. A‘râf 7/80-84; Hûd 11/69-83; Hicr 14/58-77). Şu kadarını bir defa daha hatırlatalım ki, Allah Teâlâ varlık düzeni içinde doğal üremeyi ve cinsel hayatı erkekle dişi arasındaki birleşmeye bağlamıştır. Gerek burada gerekse diğer sûrelerin ilgili bölümlerinde Hz. Lût, erkekler için tek meşrû ilişki yolunun kadınlarla evlenme olduğunu açıkça belirtmiş; aynı yerlerde eşcinsellik kesin bir dille yasaklanmış; bu ahlâksızlığın yaygınlık kazandığı toplumu bekleyen âkıbetin ağır bir felâket olduğu bildirilmiştir.
 

قَالَ اِنَّ ف۪يهَا لُـوطاًۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّ ف۪يهَا لُـوطاًۜ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ف۪يهَا  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  لُـوطاً  kelimesi  اِنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. 


 قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ ف۪يهَاۘ 

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  نَحْنُ اَعْلَمُ ’dur.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَعْلَمُ  haber olup damme ile merfûdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  اَعْلَمُ ‘ye mütealliktir. ف۪يهَا  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir.  

اَعْلَمُ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ 

 

Fiil cümlesidir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

نُنَجِّيَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اَهْلَـهُٓ  atıf harfi و ’la  لَنُنَجِّيَنَّهُ ‘ deki zamire matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِلَّا  istisna harfidir.  امْرَاَتَهُ  müstesna olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَنُنَجِّيَنَّ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نجو ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كَانَتْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. كَانَتْ ’in ismi müstetir olup takdiri  هى ’dir.  مِنَ الْغَابِر۪ينَ  car mecruru  كَانَتْ ’in mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

كَانَ  ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426) 

الْغَابِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi غبر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ اِنَّ ف۪يهَا لُـوطاًۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. İlk cümlede Allah Teâlâ, Hz. İbrahim’in sözlerini bildirmektedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder.(Hâlidî, Vakafat, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ ف۪يهَا لُـوطاً  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  ف۪يهَا  car mecruru, اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  لُـوطاً  ise  اِنَّ ’nin muahhar ismidir.

Bu ifadeyle Hz. İbrahim, elçilerin bu konuda bilgisi olduğundan şüphesi olmadığı halde tahassür ve teessüf (üzüntü ve hayıflanma) duygularını izhar etmek istemiştir. Muktezâ-i zâhirin hilafına durum arzeden terkip, muktezâ-i hale mutabıktır.


 قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ ف۪يهَاۘ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teâlâ, meleklerin sözlerini bildirmektedir.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli  نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ ف۪يهَاۘ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Harf-i cerle birlikte  اَعْلَمُ ’ya müteallik müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’nin sılası mahzuftur. Car mecrur  ف۪يهَاۘ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

قَالُوا - قَالَ  kelimeleri arasında cinası iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ 

 

Mekulü’l-kavle dahil istînâfiyye olan cümlede  لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen harftir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ  , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِلَّا  istisna edatı,  امْرَاَتَهُۘ  müstesnadır. 

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Lut’un (a.s) karısı için zevc değil  امْرَاَتَ  kelimesi kullanılmıştır.

İlgili ayetler incelendiğinde  زَوْجَة  kelimesinin şu durumlarda kullanıldığı görülür: Sadakat, Allah’ın dinine inanmada birlik, üreme imkânı bulunmak, nikâhlı olmak.  اِمْرَأَة  kelimesi  زَوْجَة  için sayılan unsurların zıddı bir durum meydana geldiği takdirde veya tamamen ortadan kalktığı hallerde kullanılmaktadır: – İhanet (Aldatma) – Allah’ın dinine fiilî olarak aleyhtarlık – Üreme imkânının bulunmaması (kısırlık, iktidarsızlık, yaşlılıktan ötürü kadının doğurganlık çağının geçmesi veya erkeğin kuvvetten düşmesi) – Vefat veya diğer gerekçelerle nikâhın son bulması ile dulluk. (İsmail Sökmen, Kur’an’da Geçen  زَوْجَة  ve  اِمْرَأَة  Kelimeleri Üzerine, Nüsha Dergisi)


كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede icâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْغَابِر۪ينَ  car-mecruru, mahzuf habere mütealliktir.

Türkçede argo olarak kullanılan gebermek fiili  غبر  kökünden gelir.

الْغَابِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

الْغَابِر۪ينَ - لَنُنَجِّيَنَّهُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124) 

Burada şöyle bir incelik vardır: O grup yani Hz. İbrahim (a.s) ile melekler hayır ehli idiler. Her biri diğerinin daha hayırlı olmasını isterdi. Mesela, Hz. İbrahim (a.s), meleklerin “Biz onları imha edeceğiz” sözünü duyunca hem kendisini hem de kendisine meleklerin verdiği (salih evlat) müjdesini unutup Lut’u (a.s) düşündüğünü ortaya koydu ve “Onların içinde Lut da var” dedi. Melekler de Hz. İbrahim’in (a.s) bu durumunu görünce, buna bir diğer hususu ilave ederek: “Sen sadece Lut’tan bahsediyorsun. Halbuki biz, hem onu hem ehlini (ona tabi olanları) kurtaracağız” dediler. Sonra da ehlinden karısının müstesna olduğunu bildirerek, “Yalnız geride kalacaklardan yani helak olacaklardan olan karısı müstesna” demişlerdir. 

الْغَابِر۪ينَ  hem geçmiş hem devam eden hakkında kullanılan müşterek bir lafızdır. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)