وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُـنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ ٣١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَمَّا | zaman |
|
| 2 | جَاءَتْ | geldikleri |
|
| 3 | رُسُلُنَا | elçilerimiz |
|
| 4 | إِبْرَاهِيمَ | İbrahim’e |
|
| 5 | بِالْبُشْرَىٰ | bir müjde ile |
|
| 6 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 7 | إِنَّا | muhakkak biz |
|
| 8 | مُهْلِكُو | helak edeceğiz |
|
| 9 | أَهْلِ | halkını |
|
| 10 | هَٰذِهِ | şu |
|
| 11 | الْقَرْيَةِ | (Sodom) kentin |
|
| 12 | إِنَّ | çünkü |
|
| 13 | أَهْلَهَا | oranın halkı |
|
| 14 | كَانُوا | oldular |
|
| 15 | ظَالِمِينَ | zalimler(den) |
|
Heleke هلك : هَلاكٌ sözcüğü dört manada kullanılabilir: 1- Bir şeyin senden kaybolmuşken senin dışındaki birinin yanında mevcut olması. 2- Bir şeyin şekil değiştirmesi, fesad/bozulma yoluyla helak olması. 3- Ölüm anlamında kullanılması. 4- Bir şeyin varlık aleminden iptal edilmesi ve kökten yok edilmesi. Fenâ bulma diye adlandırılan da budur.
Azap, korku ve fakirlik içinde helâk adı kullanılmaktadır. هُلْكٌ kavramı ise, yok etmek/yıkıma uğratmaktır. تَهْلُكَةٌ helake yol açan, sebep olan ya da götüren şeydir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 68 kez geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri helak olmak, tehlike, istihlak ve müstehliktir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُـنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَتْ رُسُلُنَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. رُسُلُنَا fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِبْرٰه۪يمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِالْبُشْرٰى car mecruru جَٓاءَتْ fiiline mütealliktir. Şartın cevabı قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا ‘dur.
قَالُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli اِنَّا مُهْلِكُٓوا ’dur. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُهْلِكُٓوا kelimesi, اِنَّ ’nin haberi olup, ref alameti و ’dır. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
اَهْلِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. هٰذِهِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْقَرْيَةِ kelimesi هٰذِهِ ’den bedel olup fetha kesra ile mecrurdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُهْلِكُٓوا ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اَهْلَهَا kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَانُوا ‘nun dahil olduğu cümle اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamiridir, mahallen merfûdur. ظَالِم۪ينَ kelimesi, كَانُوا ’nun haberi olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar.
ظَالِم۪ينَ , sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُـنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Cevap cümlesine mütealliktir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan جَٓاءَتْ رُسُلُـنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰىۙ cümlesi şarttır ve لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
Veciz anlatım kastıyla gelen رُسُلُـنَٓا izafetinde azamet zamirine muzâf رُسُلُ şan ve şeref kazanmıştır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsned olan مُهْلِكُٓوا , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
الْقَرْيَةِۚ ’nin هٰذِهِ ile işaret edilmesi, ona dikkat çekmek ve tahkir içindir.
اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِم۪ينَۚ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu كَانُوا ظَالِم۪ينَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi olan ظَالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu sıfatın onlarda istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مُهْلِكُٓوا- اَهْلَ kelimeleri arasında cinası nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَهْلَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri, çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
Allah Teâlâ melekleri müjdeleyici ve inzar edici olarak gönderdi. Fakat müjde Allah'ın rahmetinin, helak ile inzar etme ise gazabının eseridir. Rahmeti gazabını geçmiştir. Bundan dolayı Cenab-ı Hakk ayette müjdeyi inzardan önce zikrederek [Elçilerimiz İbrahim'e o müjdeyi getirince…] buyurmuş, sonra da [Biz bu memleketin ahalisini helak edeceğiz] demiştir. Melekler müjdeden bahsederken onu bir sebebe bağlamaksızın, “Biz, peygamber olduğun veya mümin veya adil olduğun için seni müjdeliyoruz” dememişler. Ama helak etmekten bahsederken bunu bir sebebe bağlayarak [Çünkü onun ahalisi zalim oldular] demişlerdir. Çünkü lütuf sahibinin lütfu bir karşılık ile olmaz. Adaletli olanın azabı ise ancak bir suçtan dolayı olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
ٱنصُرۡنِی عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡمُفۡسِدِینَ ve إِنَّ أَهۡلَهَا كَانُوا۟ ظَـٰلِمِینَ şeklindeki 30 ve 31. ayetlerin son harflerinde birbirine uygunluk ve kulağa hoş gelen eşsiz bir tatlılık vardır. Bu, Kur'an'ın özelliklerindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)